Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

İsterseniz söyleşimize küçük bir ara verip, Ezgi'nin Facebook sayfasına koyduğu ve daha sonra elden ele dolaşan yazısını okuyalım...

Tamam, yeni bir "Ygs skandalı !! Oyuna geldik arkadaşlar!! 11ünlem birbir!" yazısı okumak eminim ki kimseye çok çekici gelmiyordur şuan. Neticede söylenecek yeni şeyler çok da kalmamış gibi; ortada iki "taraf" olduğu açık, tarafların kendi iddiaları ve bunları kendilerince haklı çıkaran, kanıt kabul ettikleri çeşitli belgeleri var.

Şimdi iki taraftan da kendimizi bi süreliğine soyutlayıp, sınavdan itibaren geçen bu 1.5 haftada olanlara mümkün olduğu kadar objektif şekile bakmaya çalışsak; mesela. 

Hatta sınavdan itbaren değil sınavdan bir gün öncesinden itibarene saralım filmi.

Şimdi, bunu daha önce Facebook üzerinden hiç bir şekilde söylemedim ama madem bu aynı zamanda bi çeşit"itiraf" yazısı o zaman buyrun; ben ve bildiğim kadarıyla toplam 5 arkadaşım daha sınavan bi gün önce "mod ve medyan konuları çok önemliymiş, mutlaka çalışın" şeklinde "uyarıldık". Ki bu noktada asıl belirtmem gereken şey, Fem ya da herhangi başka bir "cemaatçi" addedilen dersaneyle kesinlikle en ufak bi alakam olmadığı. Öğrencisi değilim. Herhangi bir Fem hocasından özel ders alıyor değilim. Fem'in kendi sınavı olmamakla beraber Fem şubelerinde gerçekleştirilen Güvender denemelerinden biri dışında Fem'de deneme sınavına girmiş bile değilim. Şu söylediğim "önemli" bilginin kaynağı da benimle aynı şekilde "cemaat" işlerinden çok uzakta olan bir özel hoca; ama onun bize bunu söylemesine neden olan durum biraz daha ilginç, sınavdan bir kaç gün önce dershane olarak Fem'i seçmiş olan bir öğrencisi bir kaç kez üstünde dura dura mod ve medyan konularının çalışılmasını istemiş. Hocamız da arkasında başka şeyler olabilir diye düşünerek bize haber verme gereği duymuş.

Peki biz mod ve medyana sınavdan önce özel olarak çalıştık mı? Açıkçası evet. Daha doğrusu şu şekilde, aynı özel hocayı paylaşmakta olduğum arkadaşım ve ben mod ve medyanın önemli olduğunu duyduğumuzda ilk önce konuların ne olduğunu bile hatırlamadık, kitaptan bakınca fark ettik ki ta oks döneminde öğrendiğimiz serinin tekrarlayan terimi ve serinin orta terimi olaylarıymış. Çok basit geldi. Okuduk geçtik. Ders alma gereği duymadık. İnternetten bakmadık. Forumları incelemedik. Özetle, saçmalaMAdık. Çünkü biz sandık ki bunlar çıkacak olan 1, en fazla 2-3 sorunun "çözüm yolu" olabilir; tüm bir cevap anahtarının "çözüm şifresi" değil. Sorularla ilgili bilgi alabilmiş olma ihtimalimiz de çok imkansız gelmedi, neticede bu ülkede böyle şeylere alıştık artık. Zamanında soruların kimlerin eline ne şekillede ve amaçlarla geçtiği, geçirildiği açık. "Doğru" değil, haklı değil; ama açık. Her neyse. Baktık, konu kolay geldi, "oo iyi bi kaç soru cepte ehueheh" tadında eğlendik bile hatta. Kendi arkadaşlarımıza söyledik önemliymiş  mutlaka bakın diye. Ve kapattık. Konuyu da, defterleri de..

Ertesi gün, sınav günü; yarım saat kalmış, kapılar açılmak üzere, ben saçma salak zaman geçirme aktiviteleri peşindeyim, baktım yanımda iki tane kız hala harıl harıl bişeyler çalışıyolar. Minik not defterlerinden. Bakın, cep kitapçığı değil, minik not defterleri. Söz konusu olan şey normal bir müfredat konusu olsa, formüller falan, tercih edilecek olan şey cep kitapçıkları olurdu bence. Şunu başından söyleyeyim, birazdan yazacağım şekilde yapmış olduğum şeyin çok önyargılı ve hatta kötü niyetli bir şey olduğunu kabul ediyorum, ama olayların şu an geldiği noktadan baktığımda kesinlikle pişman da değilim, neyse; sırf bu iki kız da türbanlı olduğu için "kesin bi' şey biliyor bunlar hee bak çakallara almışlar soruları ezberlemeye çalışıyolar" gibisinden normal şartlarda tamamen gereksiz bir düşünce şekliyle ne konuşuyorlar duymaya çalıştım: mod - medyan - geometrik ortalama; duyduklarım bunlardı. Yada belki arada çok daha önemli terimler de kullandılar ama işte algıda seçicilik, ben zaten bir gün öncesinden o kavramlara aşina olduğum için dikkatimi çeken onlar oldu. Ve bir itiraf daha, çok mutlu oldum. Gerçekten. "Bunlar bile çalıştığına göre o konular kesin çıkacak" diye düşündüm. Aklıma gelen arkadaşlarıma tekrar mesaj attım, hani istihbaratlarımızı teyit ettim kendimce. Sonra da toplam bir kaç kişiye söylemek haksızlık gibi geldi, o saatte Facebook'a yazsam da kimse görmez diye Twitter'dan gayet açık şekilde resmen ilan ettim: "Birazdan ygs'ye giricek olan herkes mod medyan & ortalamalar son kez baksın puanlarınızı kurtarıyor olabilirim".

Ve sınava girdim. Matematiğe geçtiğimde yaşamış olduğum şoku tarif etmeme gerek yok, hepimiz yaşadık. Karşımızdaki matematik değildi. En azından mat-1 değildi, en azından benim o güne kadar çözmüş olduğum öss'de bu seneye dek çıkmış sorularda karşımda olan mat-1 değildi. Bir koldu, bacaktı, ne biliyim soba borusu falandı ama mat-1 değildi. Mod & medyan HİÇ değildi. Ki bu son kısmı fark ettiğimde "tamam demek ki sorular aslında kimsenin eline geçmemiş, temiz sınav" diye hepimiz adına seviniceğime "tüh 3 soru az yapıcam" diye üzüldüm. He bu bir çeşit piçlik mi? Eveti tabi ki de öyle. Anlık bir şey, ama öyle.

Sınavdan çıktım. Sınıfta ağlayan kızı, karşı sınıfta kalemini sınıf tahtasına vurup parçalayan çocuğu bıraktım; binadan da çıktım. Annemin yanına gittim;

- Nasıl geçti

- ....

- Çıktı mı mod medyan

- Hayır

Ve annem şaşırdı. Bir gün önce "anne galiba soru öğrendim" dediğimde şaşırmadığı kadar şaşırdı. O kadar eminmiş yani çıkacağından. Ki sırf belirtmiş olmak için söylüyorum, annem kapalı değil. Annem hele ki "cemaat"ten hiç hiç değil. Ama "beklediğimiz" sorular çıkmadı diye şaşırdı. Çünkü ben sınavdayken o da boş durmamış internetten bu mod medyan olaylarına bakmış, forum falan okumuş; ne kadar "temiz" bi sınav olucak anlamak için:

mod medyan üzerine-1

mod medyan üzerine-2

mod medyan üzerine-3

Bulduklarının içinde en dikkat çekici olanlar bunlar. Dikkatinizi çekmek istiyorum, hepsi aynı günler içinde tartışılmış; ve muhabbeti dönen dershanelerin adları hep aynı. Hiç bir özel iddiam yok. Sadece görünenin altını çiziyorum. Bir de özellikle 2. sitedeki ermiş arkadaşımızın sınavı nasıl geçmiş çok merak ediyorum, soruları rüyasında görmüş olan hani. Canım benim. Bir diğer sempatik karakter de "oğlum nerden çıkarıyosunuz böyle şeyleri ya özel ders falan koymadık mod medyan için almiyim ayağımın altına" diye KENDİ öğrencisini haraslayan Fem öğretmeni.

Şimdi bunları bir köşede tutalım. Ortada sınavdan günler önce sınavın ŞİFREsini öğrenmiş olan öğrenciler var. Bunların yüzlercesi internetten çeşitli yollarla kendilerini deşifre etmiş, toplamda muhtemelen binler, hatta belki onbinler var. 1 milyon 700 bin kişi giriyo arkadaşlar bu sınava; 10bin 20bin dediğin nedir ki; diye düşünülebilir. Doğru mudur yanlış mıdır o kısmı geçelim, biz şimdi tarafsız olduk ya; o şekilde devam edelim.

Şifreyi biliyorlarmış, özür dilerim, şifreyi biliyormuşuz (ben de onlardan biriymişim) ama şifre olduğunu bilmiyormuşuz. İçiniz rahatladı mı? Hayır, ben de öyle düşünmüştüm.

Tatmin edilmeye devlet büyüklerimiz kadar meraklı ve hevesli olmayışımız sevindirici bence. Ki ucuz bir göndermeyle düşünürsek, o gün o sorularla ösym bizi hayallerimizin ötesinde şekilde tatmin etmiş olduğu için bir süre yenisine ihtiyaç da duymadık, ondan da olabilir belki.

Peki hadi biz şifreyi onun şifre olduğunu bilmeden biliyorduk da bildiğimiz şeyin aslında şifre olduğunu nasıl öğrendik?

Bu noktada ösym'nin sınavdan itibaren uyguladığı stratejinin üstünden geçmemiz lazım.

Soru haklarının trt'ye satılması ve çözüm izninin yalnızca o kanalda olması, soruları çözen hocaların her nasıl oluyosa hep bu sınav öncesi forumlarda konuşulan dershanelerin hocaları olması vs sizin de ilk aklınıza gelenler mi? Geçiniz. Ösym o kadar şekilci, o kadar "göstermelik" iş peşinde koşan bir kurum değil. Çok daha fazlası, anca "şekil" olarak tabi. Bu sene sürekli şekilde bir "üstün güvenlik önemleri" bombalarına maruz kaldık. Hepimize özel kitapçıklar olduğu iddia edildi. 1 milyon 700 bin AYRI kitapçık? Buna inanan oldu mu gerçekten? Matematiksel olarak imkansız. Toplam 160 soru, her biri için toplam 5 şık 1700000 FARKLI şekilde dizilemez. Tüm soruların yerleri ve tüm doğru cevap şıklarının farklı şekilde denk gelebilmesi imkansız. Birbirinin aynı kitapçıklar mutlaka vardı. Ösym bunu 38366. açıklamasında kabul etti. Önce 1 milyon 700 bin tamamen farklı, tamamen kişiye özel kitapçık vardı. Sonra "yok yani soruları değiştirdik şıklarla da oynadık ama doğru şıkkı sabit bıraktık, optik forma da yazık ayol" oldu. Sonra "bi' kaç farklı kitapçık türümüz var, bunların kendi içlerinde cevap şıkları aynı ama totalde baktığınızda kitapçıklar arasında doğru şık oynuyo"ya dönüldü. Sanırım "Türkiye'nin en güvenilir kurumunda" matematik uzmanı olarak çalıştırdıkları insanlar kıçıkırık gazetelerin kıçıkırık eğitim uzmanlarıyla bile aynı kalibrede değil, ya da bizi ikna etmeye çalıştıkları şey bu. Kısmet. Tabi ilk durumda olayın bir de ekonomik boyutu vardı, hangi matbaa 1700000 farklı kitapçığın her birinini yalnızca birer kez basmayı kabul eder? Dizin oluştur, makineyi aç, bas, makineyi durdur, dizini yeniden kur, makineyi çalıştır, bas; 170000 kez tekrarla. İş gücü var. Maliyet var. Para var. Şu şekilde anlatsam bu sene son sınıf olan herkesin anlaması daha kolay olur diye düşünüyorum; hepimiz birer mezun sweatshirt'ine sahibiz ama üstlerinde bireysel olarak ismimizi yazdırma şansımız ne yazık ki olmadı, neden?

Peki bu durumda kitapçık olayının esprisi ne? O şeffaf torbalar içinde açılmadan önümüze konan "kuşe kağıda renkli pırıl pırıl baskılı" cicilerin ön sayfalarındaki webcam'le çekilmiş tabak suratlı iğrenç fotoğraflarımızla motivasyonumuzu daha sınava başlamadan sıfırlamak dışında bir olayları daha olmalı. Mesela size de çok garip gelmiyo mu, ösym'nin 1 milyon 700 bin kişinin tamamının hangi okulda hangi sınıfta hangi sırada oturucağının dışında bir de hangi kitapçığa sahip olucağını biliyor olması. Güvenlik, evet. Ama şunu unutmayın, güvenlik sağlayan herşeyin kilidini açmanın en garantili yolu yine o güvenlik sistemini oluşturmuş kişilerde vardır. Bu ne demek; bu, ösym istediği kişiye istediği kitapçığı ulaştırabilirdi demek. Bu, bize yine insaflı davranmışlar demek; belli bir kitapçık tipi oluşrutup doğru cevabı neon fuşyalarla altını çizerek de basabilirdi. Başına besmele işlediği tek tip kitapçıkta soruların doğru şıklarının yanına gülen yüz de koyabilirdi. Yaptı demiyorum. Ama bundan sonra yapmaz da demiyorum. Bu sınavda bile yapmış olabilir-Dİ. Hangimiz anlardık? Hadi koçum ösym yine bir büyüklük yapıp bütün kitapçıkları hem de herkesinkini herkese açık olacak şekilde internetten yayınladı diyelim; malum kitapçığa sahip olanlarınkini o malum şekilde mi koyardı? Şifreli kitapçıklarının değiştirildiğini gören grup bizimki böyle değildi ki der miydi? Allah inancı di mi, haksızlık di mi, kul hakkı di mi. İyi ki başımızda inananlar var. İyi ki "adalet & hak" (partisi?)üzerinden yönetiliyoruz. - Kİ böyle şeyler olmuyo. Ortada bi şifre varsa da master kitapçıkmış basın kitapçığıymış ayırt edilmeden çatır çatır yayınlanan bir ülkedeyiz. Eğitim sistemimiz şeffaf. Eğitim sistemimiz mükemmel. Ösym güvenilir. 

Çünkü biz şu an tarafsızız.

Çünkü, hani dedik ya, hepimizin kafasına milyon kez soktular ya; ösym'deki güvenlik önlemleri sonsuz.

Ben sınava girerken vücudumdaki dövmeleri kapattırdılar. El bileğimdeki tek kelimelik dövme bile rahatsız etti kopya korkusuyla. Hadi el bileğim tamam, belimdeki dövmenin üstüne bandaj yapıştırdılar okulun daha giriş kapısının orda. Kendi arkama dönüp kendi popomun üstüne kadar eğilip orda yazanları okuyarak kopya çekicem di mi ösym? Peki sizce sınıfımdaki 6 tane türbanlı kızın (sınıfta toplam 30 kişiydik) kaçının türbanının içi arandı? Evet biliyorum saç diplerine kadar kontrol yapılan okullar olmuş, bizimkinde durum öyle değildi. 3 katlı düğün pastası kıvamında kabarıklığa sahip türbanlar elle bile yoklanmadı. Ben onun içinde baz istasyonu sokar radyo santralinden reklam bile alırdım. Tekrar ediyim, amacım hiç bir kesimi özel bir şeyle suçlamak, zan altında bırakmak değil. Muamele farkını gösteriyorum sadece. Benim inancım da dövmeydi belki, bana neden saygı gösterilmedi? Nüfus cüzdanıma bakarken bileğimeki "pisliği" göre adam başka var mı dedi, ben de belimde var dedim; uçağa popomda eroinle binmeye çalışıyorken yakalanmışım gibi apar topar tuvalete götürüldüm ve bandajlandım. Aynı tuvaletlerde tek bir inançlı arkadaşımın türbanına kontrol yoktu, onlar direkt sınıflara alındı.

Neyse, nerde kalmıştık? Atlayalım biraz.

Sınavdan sonrasında keşfedilmiş "ilk şifre"ye gelelim; diz küçükten büyüğe, bul doğru şıkkı, çakıştır, haberi olmayan diğer 1 milyon 600 küsür bin kişiye çakmış ol. 

Büyük olay büyük skandal. 

Ama bi' dk, hangi kitapçıkta geçerli bu olay; hangi şıklarda tutuyo, bizim matematik ve ekonomi harikası 1 milyon 700 bin ayrı kitapçığımıza noldu?

Ösym gel kurtar bizi, gel rahatlat. Tatmin et.

Ösym yiğidim aslanım hemen yetişti: "Ne algoritması, iddialar kesinlikle yalan. Asla yapmadık."

Bir çeşit savaş ilanı, bir çeşit "casus belli"; hadi bakalım uzman geçinenler siz mi büyüksünüz biz mi gazı.

Ösym: 1 - uzman kadro: 0

Bunun üzerine karşı taraf tabi hemen atağa geçti; kanıtlar yöntemler resmen havada uçuştu, e kitapçık da zaten ortadaydı, deneyen herkes bizzat şahit oluyodu "şifre"ye; ösym'den ikinci açıklama gecikmedi:

"İyi aman tamam canım basın kitapçığında sizlere küçük bi şaka yapmış olabiliriz ama master kitapçıkta yok böyle bişey."

Rahatladık mı? Bizler hayır. Ama hükümet nası rahatladı belli değil. Bir tatmin dalgası, bir zevk rüzgarları aldı her yeri. Nimet Çubukçu hele artık nası bi rahatladıysa uzun süre kendine gelip ağzını açıp konuşamadı. Bu ülkenin eğitim bakanı, bu ülkenin eğitiminin belkemiği olan bi sınavda bu ülkenin son yıllarının en büyük skandalı yaşandığında konuyla ilgili en ufak bir yorum yapamadı.

Ama bu ülkenin cumhurbaşkanı mesela, çıktı gayet gururla "ben çok tatmin oldum açıklamalardan" dedi. İleri demokrasinin yeni bir uygulamasıyla tanışmış olduk böylece. Başka hangi hukuk ülkesinde soruşturması devam eden bir durum, bir olay, bir dava hakkında cumhurbaşkanı bizzat çıkıp şüpheli konumda olanlara kefil olabilir?

Cumhurbaşkanı onaylı tatmin izni gelince geri kalanlar da devlet izni altında zevkli bir anı boşa geçirmek istemedi;

Cemil Çiçek'in Açıklaması

M. Ali Şahin'in Açıklaması

Cemil Çiçek, Mehmet Ali Şahin...

Ösym de tatminkarlığını hak edecek şekilde davrandı şimdi hakkını yemeyelim. Bütün o kitapçıkların bir bir açıklanması falan..

Basın da bu sefer ösym'nin tarafına geçti

"YGS'DEKİ ŞİFREYE NOKTA KONDU" NTV HABERİ

"ŞİFRE İDDİALARI ÇÜRÜDÜ" ZAMAN HABERİ

Ama bakın; şunu da bir okuyun lütfen:

"YGS'NİN ÜSTÜNÜ KAPATMAK İÇİN: BASIN" YEŞİL GAZETE HABERİ

Hı peki ösym kitapçıkları açtı da noldu; yeni yeni şifreler çıktı bu sefer.

Hepimiz birer Robert Langdon olduk.

Ösym'nin ne kadar kutsal bir kurum olduğunu gördük; küçücük kitapçıklara kuranda olduğu iddia edilenden daha fazla şifre sıkıştırmışlar. Helal olsun hakkaten.

Ve tam da o noktada; "esas şifre"nin mod / medyan olduğu ortaya çıktı;

"İŞTE SINAVIN ŞİFRESİ: MOD MEDYAN" MİLLİYET, ABBAS GÜÇLÜ

Abbas Güçlü çıktı canlı yayında sadece ve sadece mod medyan kullanarak, soru köklerini bile okumadan bizim sınavda harcadığımız sürenin üçte birinde bizim 2-3 katımız sonuçlara ulaştı; hepimiz de izledik sanırım.

Ve gerçekten gerçekten gerçekten, ben de o gün o şekilde öğrendim sınava kopyayı biliyor olarak girdiğimi. Önceden hiç bir fikrim yoktu. Eminim siz de benim durumumda olsanız sizin de aklınıza gelmezdi; ben orda mod medyan sorusu görmeyi bekliyordum; mod medyan üzerine kurgulanarak gizlenmiş koca bi sınav şifresini değil. Dolayısıyla oturup şıklar üzerinde oynamadım bile sınav sırasında; ki puanım geldiğinde isteyenle paylaşabilirim. Bence fazlasıyla "tatmin" olursunuz şifreyi kullanmadığım konusunda.

Ösym: 2 - Uzman kadro: 3

Ösym'nin yeni açıklaması geldi: "Bi' kaç kitapçıkta daha tutan farklı bi' şifre olabilir, ama tamamen şans, tesadüf." 

Çünkü "evrendeki bu muhteşem sistemin hiç bir noktası tesadüf değil, hepsi yüce bir iradenin sonucu; çünkü ne bu ne de bundan sonraki esas hayatlarımızda tesadüf diye bişey yok"; ama bu ygs işi bi istisna, o bi tesadüf.

Sonra ösym arka arkada döktürmeye başladı: "Şifreli kitapçık TÜM adaylarda kullanılmamıştır" diye açıklama yapıldı internet sitesinde. Yüzsüzlük efsanesi olmaya aday; sadece kendi belirlediğin adaylarda mı kullandın n'aptın derler adama. Hemen değiştirildi zaten: "şifreli kitapçık HİÇ BİR adayda kullanılmamıştır."

E işte evet, ösym o kadar güvenilir, o kadar tutarlı, o kadar "rahatlatıcı" ki bu açıklamaların hemen üstüne bütün kitapçıklarda aynı malum şifrenin uygulanabildiği ortaya çıktı.

Sınavdan çıkınca mod medyan sorusu gelmedi diye kafa karışıklığı yaratmayayım deyip twitter'a yazdıklarımı silmiştim; bu olay kesinleşince ordan da bir posta itiraf etmek durumunda kaldım zaten:

EZGİ'NİN 4 NİSAN TARİHLİ TWEET'İ:

"Şu an yazıyorum; yarın silmem gerekebilir: Ygs'ye girmeden 15 dk önce falan mod medyan çok önemliymiş son kez bakın diye tweet atmıştım ya"

EZGİ'NİN 4 NİSAN TARİHLİ 2. TWEET'İ:

"Sınavdan sonra mod & medyan sorusu çıkmadı diye gereksiz kalabalık zannedip silmiştim.. Kafama sıçıyım."

EZGİ'NİN 4 NİSAN TARİHLİ 3. TWEET'İ:

"Oğlum benim burda alenen ifşa ettiğim şey sınav sorusu değil sınav şifresi çözme yöntemiymiş mod & meydanla çıkıyomuş o sıralayıp çakıştırma"

EZGİ'NİN 4 NİSAN TARİHLİ 4. TWEET'İ:

"Resmen hep beraber şifreyle girmişiz lan sınava. Ve benim kadar cemaat alakasızı bi adama kadar geliyosa o şifre kimbilir kaç bin kişideydi"

...

Ama bir de burdan söylemek istedim; çünkü rahat edemiyorum.

Ösym'nin hiç bir söylediği diğeriyle tutmuyo, bu bence şifre iddiasından bile daha büyük bir skandal

- Herkesin kitapçığı faklı dediler.

- Bi kaç tip kitapçık var dediler.

- Algoritma yok dediler.

- Şifrelemeye benzer bir sistem var ama bir tek basın kitapçığında tutuyo dediler.

- Master kitapçık farklı dediler.

- Bir kaç farklı kitapçıkta daha uyan farklı bir şifreleme yolu varmış ama şans dediler.

- Kitapçıkların basıldığı matbaa müdürüne şifre yok yemini ettirdiler [daha ne kadar düşülebilir?!]

Ve şimdi en son çıktılar;

- Acemiliğimize gelmiş matbaa sırasında iyi niyetli küçük bir hata yapmışız dediler.

"ÖSYM'DEN İTİRAF: ŞİFRE VAR" RADİKAL HABERİ

Ne demek hata yapmışız? Ne demek acemiliğimize gelmiş? Bizim tek senede bütün bu sistemi öğrenmemiz, bizden bilmemiz beklenen her şeyi bilmemiz istenen şekilde sindirmemiz ve bunu tüm sorularda hatasız şekilde uygulamamız bekleniyor. Ve biz tek kişiyiz. Hem sisteme, hem rakiplerimize, hem kendi baskı altında çalışma psikolojilerimize, hem de o 160 dk içinde zamana karşı tüm sene süren bir savaş içindeyiz. Ve bizim hata yapma şansımız yok. Bizim kendi geleceğimizle oynamak gibi bir lüksümüz yok.

Ve biz kendimize bunu yapamıyorken senin en az 50 senelik tecrübenle, arkandaki binlerce kişilik ekiple, devletten (yani direkt olan bizim verdiğimiz vergilerden) aldığın sınırsız güçle bize bunu yapma hakkın hiç hiç yok, sevgili ösym. Sen hata yapamazsın. Yaparsan da bunu örtbas etmek için 25 farklı koldan saldırmazsın.

Bu işten sorumlu birileri illa ki var, bu açık. Devlet eğer istese hepsini rahatlıkla bulabilir, bunu da tartışmayalım bile.

Şimdi konu sınav iptal edilecek mi; edilmeli mi?

Ben de ygs'ye tekrar girmek, çoktan ezberimden attığım konularla bi kere daha boğuşmak; normalde Ibiza New York Miami Rio-o-o şeklinde çok gezen bilir modunda planlanmış olan yaz tatili dönemimde tarihi muhtemelen ileriye sarkıcak olan lys'ye çalışmak istemiyorum. 

Ama haklarımızın bu kadar bariz biçimde, bu kadar göz göre göre yenmiş olmasını da kabul edemiyorum.

Ösym bu sefer de demiş ki "şifre tamamen hata sonucu şansla oluşmuş ve kimsenin eline geçmiş olamaz."

Açıkçası bence şuana kadarki en tatmin edici açıklama bu. Çünkü ortadaki bariz hata daha fazla örtülmeye çalışılmamış en azından. Bi dürüstlük var en azından. Kaldı ki dün Cnn Türk'te Sadık Gültekin'in gayet normal bişeyden bahseder tavrıyla yaptığı "ösym başkanı ilk açıklaması sırasında hazırlıksızdı ondan oldu tüm karışıklık" savunmasına da katılmıyorum. Samimi ve içten şekilde doğruları söylemesi beklenen bir insanın önceden çok hazırlığa ihtiyaç duyucağını düşünmüyorum. Başında olduğu kurumun tek işi sınav hazırlamakken, hazırladığı sınavların en önemlisinde kaç farklı kitapçık olduğunu 2 senedir öğrenemeyecek şekilde mi hazırlıksızdı bu kurumun başkanı? Öyleyse daha kötü değil mi zaten.

Her neyse.

Ösym, özellikle şu son yaptığı açıklamalarla bence tam olarak şuna benziyor; ortada tecavüz edilerek öldürülmüş bir kız var. Dna takibiyle tecavüzcünün kim olduğu bulunuyor ve bu adam artık başka çaresi olmadığı için yapmak zorunda kaldığı itirafında kendisinin sadece tecavüz ettiğini, cinayeti onun işlemediğini savunuyor. Bu, o kişiyi "suçsuz" yapmaz.

Ya da ösym 4 sınavdır aynı şifreleme metodunu kullanıyormuş ama ilk defa bu sınavda patlamış diye bu, bizim sınavımızı daha "masum" hale getirmez. Random sıkarlerken bize vurmuşlar diye sesimizi çıkartmayacak mıyız? Planlı cinayetin cezası var da serseri kurşun suç kabul edilmiyo mu mesela; aynı mantıkla somut örnek vermek gerekirse.

Toparlayalım, şifre olduğu artık net bir gerçek. Kimsenin bunun aksi için daha fazla yırtınmasına gerek kalmadı; ösym bizzat itiraf etmiş durumda; ÖSYM'DEN İTİRAF

Kalan tek soru şifre gerçekten iyi niyetli tesadüf sonucu oluşmuş ve kimseye ulaştırılmamış mı şeklinde olabilir.

O zaman bi kere daha cevap vereyim; ben 2011 ygs'ye tüm kitapçıklarda ve şık dizilimlerinde geçerli olan mod / medyan şifresini bir gün önceden öğrenmiş olarak girdim.

Yalnız olduğumu da hiç zannetmiyorum;

GOOGLE'DA MOD MEDYAN ARAMA RAPORU

Şimdi yapmamız gereken şeyin n'olduğu ortada. Hükümet olsun, yargı olsun, basın olsun; herkes tarifsiz bi ösym tatmini altındayken kimi kime şikayet edeceğiz, sesimizi kime duyuracağız bilmiyorum. Ama birileri bize duyana kadar bağırmamız lazım.

Ygs'de olan lys'de olmayacak mı sanıyorsunuz?

Ezgi'nin Facebook'ta büyük beğeniyle okunan yazısı burada bitiyor... Yazının 18 yaşında bir genç kızın kaleminden çıktığına bir kez daha dikkatinizi çekeriz.

Şimdi kaldığımız yerden sohbetimize dönelim...