Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

"vaziyete baksanıza: dün lise öğrencilerine istiklal caddesi'nde yaptırılan gösteride, "alman liseliler" imzalı pankartta, "cemaate geçit yok" yazıyormuş. bu veletlerin acaba kaçı bir gülenciyle tanıştı?"

 

Emre Aköz, Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde "Siz hiç öteki oldunuz mu?" başlıklı bir yazı yazdı. Aköz, 16 Nisan 2011 tarihli yazısında YGS şifre skandalını protesto amacıyla İstiklal Caddesinde yürüyüş yapan ve bu yürüyüşte "Cemaate Geçit Yok" pankartı açan liseli öğrencileri sert bir üslupla eleştirdi. "Bu veletlerin acaba kaçı bir Gülenci ile tanıştı?" diye soran Aköz, yazısında aslında liselilerin eyleminden çok, belirli bir kesimi hedef almalarını eleştiriyordu. Öncelikle o yazıyı okuyalım...

SİZ HİÇ “ÖTEKİ” OLDUNUZ MU?

Komünist Blok, 1990'larda çöktü. Bunun sonuçlarından biri de Soğuk Savaş sistemi içinde bastırılan kimliklerin ortaya çıkışı oldu. İnsanlar, artık sadece sınıfsal ya da bireyselözellikleriyle değil, etnik ve dini kimlikleriyle de toplumsal hayatta var olmak istemeye başladı.

Ancak bu gelişme sonucunda ortalık hiç de güllük gülistanlık olmadı. Evet, doğru, geçmişe kıyasla, kimliklerden daha rahat söz edilebiliyordu artık... Ama aynı zamanda, bazı kimliklerin "ikinci sınıflaştırılmış" olduğu, aşağılandığı, küçümsendiği de apaçık ortaya çıktı bu süreçte. "Öteki" ve "ötekileştirme" kavramlarını işte böyle bir ortamda tartışıyoruz.

Peki kimdir "öteki"? Bir insan "öteki" olduğunu nasıl anlar? Toplum ne tür mesajlar verir bu konuda?

Erkam Tufan Aytav, "Türkiye'de Öteki Olmak" adlı kitabında işte bu ve benzeri soruların peşine düşmüş.

(Mavi Ufuklar Yayınevi) Yahudi olmayı Mario Levi'ye, Rum olmayı Yorgo Stefanopulos'a, Başörtülü olmayı Hilal Kaplan'a, Ermeni olmayı Arus Yumul'a, Süryani olmayı Zeki Basatemir'e, Kürt olmayı Altan Tan'a, Alevi olmayı Reha Çamuroğlu'na, Çingene olmayı Aydın Elbasan'a sormuş.

Çok ilginç gözlemler var söyleşilerde. Örneğin sosyoloji profesörü Arus Yumul, kurucu unsur olma sevdasından söz ediyor: "Kurtuluş Savaşı'na katıldığımıza göre biz de kurucu unsuruz" diyen Kürtler ve Aleviler...

Yumul soruyor: "Niye eşitliği değil de, illa kurucu unsurluğu talep ediyoruz?" (Cevap bence belli: Çünkü eşit değil, mümkün olduğunca üstün olmak istiyor herkes. Sistem hiyerarşikse, bu talep olağan oluyor.) Reha Çamuroğlu ise Aleviliği anlatırken, Türk ve Sünni gibi "merkezi kimliklere" sahip kişilerin de sorun yaşadığını söylüyor. "Onların da konjonktüre göre kendilerini ayarlamaları gerek" diyor Çamuroğlu. Örneğin yanlış zamanda ve yanlış dozda Türkçülük yaparsan, 1944'te olduğu gibi işkencede tırnağını sökerler!

***

Bence Aytav ikinci baskısında bu önemli kitabı geliştirmeli. Nasıl mı? "Gülenci olmak" üzerine kendi kendisiyle söyleşi yaparak!

Vaziyete baksanıza: Dün lise öğrencilerine İstiklal Caddesi'nde yaptırılan gösteride, "Alman Liseliler" imzalı pankartta, "Cemaate geçit yok" yazıyormuş. Bu veletlerin acaba kaçı bir Gülenciyle tanıştı?

Almanlar, Türkiye'de okul açınca iyi; Türkler yurt dışında aynısını yapınca kötü! Nisandayız, seçime iki ay kala ahmak ıslatan yağmurları başladı.

Not: Kimliklerine ilişkin talebi olanlara Çerkesler de katıldı. Yarın (pazar) saat 13.00'te Kadıköy Meydanı'nda miting yapacaklar. İki temel talepleri var: Anadilinde eğitim imkânı ve TV-radyo yayını...

 Emre Aköz'ün 16 Nisan 2011 Tarihli Sabah Gazetesi'ndeki Köşe Yazısı