Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

"sorumluluların bulunmasını ve yargılanmasını istiyoruz"

 

Sinan: Nedir bu cemaat fobiniz?

Ulvi: Cemaat konusunda ne biliyorsunuz?

Ezgi Koçer: Benim öyle bir gündemim yoktu ya?

Sinan: Yoktu ama “Cemaate Geçit Yok” pankartından sonra artık var…

Ezgi Koçer: Hakikaten rahatsız edici bir şey var. Şifre olayı gerçekten söz konusuysa, ben bire bir yaşadığım için söylüyorum, cemaate yakın bir dershaneyle ilgisi olan bir arkadaşımın özel hocamla temasa geçmesi sayesinde…

Sinan: Dur! Dur! Şimdi bakın, kodlarla konuşmayalım… Cemaat dediğiniz şey nedir Allah aşkına da böyle bir öcü gibi bahsediyorsunuz?

Işkın Çakmak: Her cemaatten böyle bahsedilmiyor ki? Bu Cemaat denilen örgütün ismini de çok net koyamıyoruz. Çünkü her yerdeler.

Sinan:  Uzaylı mı bunlar? Ne demek her yerdeler?

Işkın Çakmak: Çok güçlüler.

Sinan: Siz lise öğrencileri olarak akademik ve demokratik bir hakkınızı savunmak için harekete geçtiniz. Sonuçta bu sizin geleceğinizle, eğitiminizle ilgili bir konuydu. Nasıl oldu da akademik bir tepki, bir anda cemaat karşıtı bir eyleme dönüştü?

Işkın Çakmak: Hayır! Hayır! Ortada cemaat karşıtı bir eylem yok. Eylem sırasında cemaate karşı da ifadeler kullanıldı.

Sinan: Ama işin bu yanı öne çıkartıldı gerek basında gerek sosyal ağlarda… Sizin böyle bir önceliğiniz, böyle bir hedefiniz var mıydı? Aslında cemaati hedef alan bir eylem miydi bu?

Ezgi Koçer: Bizim derdimiz, hedefimiz tamamen YGS’de bize karşı yapılmış bir haksızlığın düzeltilmesi… Bakın biz bir haksızlığa uğratıldık. Ve bu haksızlığın belirli bir kesimin işine yarayacağını, bu haksızlığın onlar lehine yapıldığını düşünüyoruz. Cemaatle yakınlığı gizlenmeyen kurumlarda okuyan arkadaşlarımız bu mod-medyan olayını sınavdan önce biliyorlardı. Bu da bize, bu skandalın arkasında cemaatin olduğunu düşündürüyor. Hadi doğrudan bağlantıları olmadığını varsaysak bile, bu insanlara böyle bir şifreleme tekniği sınavdan önce bildirilmiş. Dolayısıyla YGS’de karşımıza çıkan skandala karşı tavır aldığımızda, bu skandalın arkasındakilere karşı da tavır almış oluyoruz.

Sinan: Peki ama ne istiyorsunuz? Hakkınızı arıyorsunuz da, somut olarak talebiniz nedir?

Ezgi Koçer: Biz sınavın iptal edilmesi vs peşinde değiliz. Bu skandalın aydınlanmasını, sorumluların bulunmasını, yargılanmasını ve cezalandırılmasını istiyoruz.

Sinan:  Cezalandırılsınlar, peki ama…

Işkın Çakmak: Cidden! Şu anda herkesin merak ettiği şey bu… Ne oldu, ne döndü orada? Kim, neyi, ne zaman, nerede, nasıl yaptı? Bu soruların cevabını istiyoruz.

Ezgi Koçer: Ve nereden güç aldılar? Biz bunu merak ediyoruz. Çünkü herhangi bir sınavdan değil, ülkenin en büyük sınavından bahsediyoruz. Bizi en çok rahatsız eden şey de şu: Eğer bu ülkeyi bir takım insanlar ele geçirmek istiyorlarsa, düşünce yapısı olarak, siyasi olarak ele geçirmek istiyorlarsa ilk oynamaları gereken şey bu… İnsanların zihinleri! Çünkü öncelikle insanları bu haksızlığa karşı çıkamayacak konuma getirmeleri lazım. Yani ne yaparlarsa yapsınlar insanların ses çıkartamayacağı bir yapıyı kurmak istiyorlar. İnsanların zihnini şekillendiren şey ise eğitim… Ve bizim eğitim sistemimizi ele geçiriyorlar öncelikle…

Sinan: Harika! Bir karar verin çocuklar. Politika mı tartışalım yoksa eğitim mi?

Işkın Çakmak: Eğitim tartışalım…  

Ezgi Koçer: Ama ben oraya getiriyordum konuyu aslında…

Sinan: Israrla konuyu politikaya getiriyorsunuz… İsterseniz politika tartışabiliriz yani? Bakın benim anlamak istediğim şey…

Işkın Çakmak: Bizim derdimiz eğitimle! Ama eğitimle ilgili bütün skandallarda, olaylarda bütün okların cemaati gösterdiği gerçeğini de göz ardı edemeyiz değil mi?

Sinan:  Cemaatsiz bir cümle kurun gözünüzü seveyim yahu! (Kahkahalar)

Ezgi Koçer: Ama her şey öyle başlıyor!

Işkın Çakmak: Aslında biz, hakkımızın önünde duran herkese karşıyız şu anda…

Sinan: Tamam da ne istiyorsun abi?

Işkın Çakmak: Sorumlular bulunsun!

Ezgi Koçer: O kadar bahsettik, cemaat değilse de kim olduğu bulunsun istiyoruz!

Sinan: Çocuklar,  1 milyon 700 bin öğrenci bu sınava girdi. İddiaya göre birilerine mod-medyan bilmem ne verildi. Tamam, sorumluları bulduk, yargıladık diyelim. Peki bu 1 milyon 700 bin öğrencinin içinde kaç tanesine bu modun medyanın verildiğini, kaçının haksız biçimde nereye girdiğini nasıl bulacağız? Haklıyı, haksızı, şifreyi bileni bilmeyeni nasıl ayıracağız? İş sadece sorumluların yargılanmasıyla bitmiyor ki? Bu sınav ne olacak?

Ezgi Koçer: Matematikte çok üstün başarı göstermiş bir insanın, bu kadar zor bir sınavda çok başarılı olmuş birinin diğer derslerde çok düşük seviyede olması dikkat çekicidir mesela… Bence bir ihtimal oradan hareketle eleme yapılabilir…

Sinan: Az önce 45 soruyu 50 dakikada çözebildiğini söyledin… Sen de bir TS öğrencisi olduğun halde çok başarılı olmuş olabilirsin?

Ezgi Koçer: Hayır ama bu sınavda çözemedim… Deneme sınavında yapabilmiştim…

Sinan:  Kaç tane yaptın?

Ezgi Koçer: En az 1 saat oyalanmışımdır matematikte… Ama 13 boşum vardı.

Sinan:  Senin nasıldı Işkın?

Işkın Çakmak:  Benim matematikte 10-13 boşum vardı… Doğrusu bu kadar boş yapmayı beklemesem de kabul edilebilir bir şey bu benim açımdan. TS ve biraz da Fen’e güvenerek girdim sınava. Bir TM öğrencisiyim sonuçta. Ama şunu söyleyeyim, bu şekilde olmaz bu… Kimin netine bakılacak? Kağıtlar incelenecek? Öğrencilerin teker teker verilerine ulaşmak gerekiyor ki bu çok zor…

Ezgi Koçer: O yapılmış aslında galiba?

Ulvi: Yani şunu mu anlıyoruz? Sınav iptal edilsin istemiyorsunuz?

Ezgi Koçer: O en son seçenek olabilir yani…

Işkın Çakmak: Sınav iptali en son seçenektir. Eğer hiçbir çözüm bulunamazsa mecburen iptal edilmesi lazım. Çünkü iptal dile kolay, ancak yaratacağı etkiler çok büyük…

Ezgi Koçer: Bu saatten sonra ikinci bir YGS yapılamaz. Muhtemelen YGS ve YLS birleştirilebilir. Gerçi birleştirilse de çok zor. Bir çok şeyi unuttuk çünkü.

Işkın Çakmak: Bizim unutmamızı geçelim, yine bizim önümüzde hala bir LYS var. Ama meslek liselerinden giren çok sayıda arkadaşımız var. Bunlar da bir grup olarak o gün meydanda, yanımızdaydılar. Bu arkadaşlarımıza yapılan şey çok daha kötü. Çünkü onların girebildiği yegane sınav YGS. Bir yere girme ümidiyle girebildikleri, en çok güvendikleri sınav YGS. Sınav iptali onların üniversite şanslarını ellerinden alır.

Sinan: Peki haklıyı haksızı nasıl ayıracaksınız?

Ezgi Koçer: Kitapçıklar incelenebilir?

Sinan: Tek tek, 1 milyon 700 bin kitapçık incelenecek?

Işkın Çakmak: Haklıyla haksızı ayırmanın kolay bir yolu olsaydı çoktan yapılırdı. 1 milyon 700 bin kişi arasından bunları bulmak gerçekten zor. Bunu kabul ediyorum. Ancak çok detaylı bir çalışma ile bulunabilir bu. Bulunabilir de bunun için zaman yok.

Sinan: 2. sınav ne zaman?

Işkın Çakmak: Haziranda!

Ulvi: Yeni kitapçıklar bu hafta sonu basılıyor galiba?

Işkın Çakmak: Öyleymiş. Ama onda da matbaayı inceleyeceklermiş falan…

Ulvi: İşte girdiler şimdi. 3 gün şifre çözücüler, polisler, savcılar…  Meteksan’a girdiler kapandılar… Bir yandan bunu araştırıyorlar bir yandan da soru kitapçıkları basılıyor.

Işkın Çakmak: Bundan önceki dönemlerde ÖSYM güvenilirliğinden ödün vermeyen bir kurumdu. Bundan önce yanlış hatırlamıyorsam tek skandal soruların çalınması meselesiydi… Bu güne kadar başka bir sıkıntı olmamıştı ÖSYM hakkında…

Ezgi Koçer: Bence soruların çalınması bundan çok daha dürüst bir şey… Şimdi düşünüyorum da,  keşke bunları yaşayacağımıza sorular çalınsaydı… En azından adam gibi temiz bir sınava girmiş olurduk. En azından o sınavın temiz olduğunu düşünerek söylüyorum.

Sinan: Evet, emin misiniz ÖSYM’nin bundan önceki dönemlerde çok güvenilir bir kurum olduğundan? Nasıl emin olabilirsiniz ki?

Ezgi Koçer: En azından öyle tahmin ediyoruz.

Işkın Çakmak: Daha doğrusu bundan önceki senelerde bu kadar göze batmıyordu…

Sinan: Şimdi niye batıyor?

Işkın Çakmak: Çünkü çok aleni şeyler olmaya başladı. Gizleme gereği bile duymuyorlar artık baksanıza… Çat diye çıkıyor her şey!

Ezgi Koçer: Geçen seneki KPSS skandalı insanların şüpheye düşmesine neden oldu. “ÖSYM’de de mi” demeye başladı insanlar. Bence çok zayıf biçimde “asla olmaz” denmesi ve sonuçların açıklanmasından sonra da “hata yapmışız” denilerek sıyrılınmaya çalışılması iplerin kopmasına yol açtı. Bakın yine bir takım şeyler çıktı ortaya ve ÖSYM yine inkar etti. Ve geldiğimiz noktaya bakın. Bütün bunlar ÖSYM’ye duyulan güveni sarstı. Eskiden sorular çalındıysa tamam soruları çaldırdık, yeniden sınav yapıyoruz diye bir tutum vardı. Üste çıkma, umutsuzca savunma çabaları yoktu.

Işkın Çakmak: Önce inkar edip sonra kabul etmeleri şüpheleri artırıyor, güveni sarsıyor.

Sinan: Bu güvensizliğin politik önyargılarla ilgili bir şey olmadığına emin misiniz? Çünkü şunu anlamaya çalışarak dinliyorum sizi: sanki ÖSYM bugüne kadar çok temiz davranmış, hiç hata yapmamış ya da bu tür suistimallere izin vermemiş bir kuruluşmuş gibi görülüyor. Ama bu sene birisi kurcalıyor veya şu anki politik durumdan dolayı kurcalıyor. Oysa önceki yıllarda ÖSYM hiç sorgulanmamıştı. Hiç kuşku duyulmamıştı.

Ezgi Koçer: Evet eski yılları da araştırsak belki pek çok şey çıkacaktır… Ama insanların bugün bu konunun üzerine bu kadar düşmesinin politik bir önyargıdan kaynaklandığına inanmıyorum. Geçen seneki KPSS skandalı ortaya çıkmasaydı yine de kimse sorgulamazdı. Kimsenin aklına gelmezdi böyle bir şey.

Sinan: Falanca örgüt, filanca parti sorgulanmıyor da özellikle doğrudan doğruya belirli bir grup hedef alınıyor. Örneğin neden CHP’den, MHP’den veya neden etnik bir gruptan değil de sadece Cemaat dediğiniz gruptan kuşkulanılıyor sizce?

Işkın Çakmak: Sabıka sebebiyle! Daha önceki olayın arkasından da böyle bir organizasyonun çıkması, bu olayda ilk şüpheliyi onlar haline getiriyor.

Sinan: Sabıka meselesine girerseniz siz s.çarsınız çocuklar. Çünkü bu ülkede öğrenci eylemlerin arkasında mutlaka “birileri” aranır. O zaman birileri de sizin de arkanızda birilerinin olduğunu iddia edebilir… Sonuçta öğrenci eylemleri de sabıkalıdır bu ülkede…

Ezgi Koçer: Bence her kim yaptıysa bu şifreleme olayını, bu kadar bariz, bu kadar kolay ortaya çıkabilecek bir şeyi yapabildiğine göre arkasında çok büyük bir güç olması ve bu güce güveniyor olması gerekir… Bu ülkede kim bu kadar güçlü ki?

Sinan: Ne bileyim? Ergenekoncuların yapmadığı ne malum? (Kahkahalar)

Ezgi Koçer: Onların artık gücü kalmadı, hepsi içeride… Nasıl yapacaklar ki?

Işkın Çakmak: Geçen gün NTV’de bir tartışma programı vardı, Gürsel Tekin çıkmış konuşuyor. Diyor ki biz 40 senedir iktidar olamadık. CHP’nin elinde böyle bir güç yok ki diyordu… Ezgi’nin dediğine örnek olarak söylüyorum. Yani kim onlar kadar güçlü olabilir ki?

Ezgi Koçer: Şu an bildiğimiz tek şey şifrenin varlığı. Kimin yaptığına, yapabileceğine dair de fikirlerimiz var. Ama açıktan kimseyi de suçlayamıyoruz, zaten bilsek ki şu partidir, gider o partinin önünde eylem yaparız…

Işkın Çakmak: Bizim en büyük sıkıntımız, yaptığımız eylemin siyasi boyuta çekilmeye çalışılması…  Bizim eğitimle ilgili taleplerimiz, akademik taleplerimiz var sadece…

Sinan: Hadi canım! Pardon ama “cemaate geçit yok” pankartını ben açmadım! Yoksa ben mi açtım? Ya da aranıza sızmış cemaatçiler mi açtı?

Işkın Çakmak: Birinci önceliğimiz belli. İlk önceliğimiz bu haksızlığın sorumlularını bulmak.

Ezgi Koçer: Evet, madde madde gidelim… Haksızlığın sorumlularını bulmak istiyoruz. Bize göre haksızlığı yapan kişilerin arkasında çok büyük bir güç var. Bu bize göre de değil, net bir şey! Bu insanlar kim olabilir diye düşündüğümüzde iki ihtimal geliyor aklımıza. Ya gerçekten hükümetin desteğiyle böyle bir şey yapabiliyor olabilirler, çünkü devletin başında onlar var… Ya da hükümetten bile daha güçlü olmasından şüphelendiğimiz başka birilerinin şahsi desteği ile onu yapıyorlar… İşte cemaat dediğimiz şey de bu ikincisinde ortaya çıkıyor…

Sinan: Bak işte, hem diyorsunuz ki bizim politik bir yanımız yok, çok masum taleplerimiz var, sonra da dakika bir gol bir, “cemaate geçit yok!”

Ezgi Koçer: Ama böyle düşünüyoruz ne yapalım? Kim yapmış olabilir diye düşündüğümüzde aklımıza onlar geliyor…

Sinan: Buldunuz yani suçluyu? O zaman Emre Aköz ve diğerleri de haklı demektir? Siz nasıl “suçluyu bulduysanız”, onlar da kendilerince sizin arkanızda birileri olduğunu düşünerek haklılar? Herkes herkesten şüphelenebilir yani ve herkes herkesi suçlu ilan edebilir demektir?

Işkın Çakmak: Ama biz ortadayız. Arkamızda birileri varsa bunu ortaya çıkartmaları çok kolay?

 

BİTTİ