Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Ulvi: Karaköy Rum Okulu’ndaydı ve hatta öncesinde de konuşmuştuk. Sen “kaç kişi gelir bilmiyorum, insanlar gelir mi gelmez mi” diye endişeliydin… 

Alper Sesli: Valla 4 gündü. 4 gün insan gelir mi diye endişeliydik.

Sinan: Nasıl oluştu peki fikir? Rum Okulunu neden seçtiniz mesela?

Alper Sesli: Çok basit aslında. Yapalım ama nasıl yapalım? Dokusuna ruhuna uygun bir mekân bulmak lazım. Bizim endüstrimizde bir şeyi neden ve nasıl yaptığın çok önemli…

Sinan: Bizim endüstrimiz derken?

Alper Sesli: Etkinlik endüstrisi. Pazarlama endüstrisi… 

Sinan:  Aaa? Senin mesleğin kahvecilik değil aslında?(Kahkahalar)

Alper Sesli: Değil tabii canım! 21 yıldır marka ile tüketicinin iletişim, pazarlama ihtiyacına dönük projeler üretip bunları a dan z ye anahtar teslimi biçiminde teslim eden ajanslardanız. Content ajansları deniyor yeni tabirle… Esasında bizim yaptığımız iş şu: çizgi üstüne  bakınca reklamcı konvensiyonel kanallar üstünden tüketiciyle markayı tv, radyo, basılı yayın, görsel, outdoor aracılığıyla iletişime geçiriyor. Çizgi altına inince tüketiciye dokunmaya başlıyor. “Abi içsene yaa”, “Abi tatsana”, “Abi bak çikolata! Nasıl? Şunu da tadıver! Nasıl? Süper değil mi? Öbürünü niye alasın ki? Bak bu var işte” falan… Esasında bu tarafta tüketiciye doğrudan hedefleyip ulaşan bir başka şey,  pazarlama dünyası var. Biz o tarafın oyuncusuyuz. Bunun dijital tabanlısı var. Saha pazarlaması var, Veri tabanlı kökeni var… Biz bunun daha etkinlik tarafındayız. Marka için bir etkinlik kurgusu yaratıyoruz. Tüketici ile doğru platformda, doğru biçimde nasıl biraraya gelebileceklerini planlayıp sunuyoruz. Dolayısıyla işin bu yanından bakınca, Kahve Festivali’nin de neden ve niçinlerini iyi çözmemiz gerekiyordu. Kahve Festivali yapalım ama neden? Tamam kahveyi seviyoruz… Tamam kahve güzel bir şey… Türkiye iyi bir kahve tüketicisi… Kişi başına kahve tüketimimiz düşük ama toplam nüfus büyüklüğümüz nedeniyle Avrupa pazarın %13’ü Türkiye… Kişi başı 600 gramlardayız daha. İsveç ve Norveç’te 12-13 litreleri, İngiltere’de 11 litreleri, Almanya’da 9 litreleri buluyor tüketim. Tabii bizdeki geleneksel tüketim nedeniyle küçük gramajlar söz konusu. Çünkü kimse bu büyük kupalarla Türk Kahvesi söylemez. İçemezsin bu kadar Türk kahvesini.  Neyse, Türkiye iyi Pazar tamam… İstanbul’da da ciddi anlamda üçüncü dalga oyuncular oluşmaya başladı. Çok önemli ihtiyaçlardan biri olan kavurma tarafında ciddi hareketler oluşmaya başladı. Geleneksel kavurmacılar dışında, yeni bir kültür oluşmaya başladı. Bütün bunlara bakınca Kahve Festivali’ni yapmanın doğru bir şey olduğunu düşündük. Ama bunun bir fuar olmadığını da anlatmakta çok zorlandık. Aslında bu tamamen, tamamen bir deneyimleme etkinliği, başka hiç birşey değil. Doğru tüketici ile doğru markaların biraraya geldiği tam bir doğrudan  pazarlama çalışması aslında. Gel, tüketiciyle deneyimlerini paylaş, tüketici deneyimlerini emsin, gelişsin, öğrensin. Bunun yanısıra da misyonlar koyduk. Dedik ki yüzde 100 ünü asla kahve yapmayacağız bu işin. Yüzde 60-65 i kahve markaları olacak. Tamam, bu aslında ir “Kafein kutlaması”… Kafein günü… İyi kafein! O zaman Üçüncü Dalga! Peki nitelikli kahvenin tüketicisi kim? Bunu sorguladık. Entellektüel seviyesine baktık. Gördük ki esasında evet bir kitle var, iyi kahvenin tüketicisi sadece bunlardan ibaret olamaz… İnsan illa okumuş etmiş, iyi gelir düzeyinde falan olmayabilir. Ama bir gustosu vardır… Acaip diplomalı, acaip gelir düzeyine sahip fakat gustodan yoksun çok insan var sonuçta… Dolayısıyla hedef kitle genişlemiş oldu. Peki kahvenin en güzel eşlikçisi nedir? İçeride minik lezzetler olsun dedik. Çikolatası, lokumu falan…  İyi bir kahve içerken fonda iyi bir müziği herkes sever, müzik de olmalı dedik. E bu kadar nitelik düşkünüysem tasarım şeyler de seviyorumdur dedik. Yani öyle bir festival yaratmalıyız ki, merkezine kahveyi koyduğumuzda hoop diye etrafında beliriverenlerin tamamı yer alsın dedik…  Bence festivalin başarısı tam da burada ortaya çıktı. O yüzden sevdi insanlar. Sadece kahve olsaydı belki bu iletişimi yakalayamayacaktık. Bununla da kalmadık. Eğitime dönük workshoplar, ev tipi deneme atölyeleri koyduk. Profesyonellere ayrı eğitimler, seminerler koyduk. Markaların deneyimlerini aktaracakları söyleşiler koyduk. Tüketici de bunu çok sevdi. 

Sinan: Türkiye’deki oyuncular bunu nasıl karşıladılar peki? Sonuçta eski köye yeni adet getirdiniz. 

Alper Sesli: İşte orası bir kabustu. Bu yolculuğa öncelikle Üçüncü Dalgacılar inandı. Geçen sene 41 kahve markası katılımcı oldu. Toplamda da 70’e yakın marka vardı.

Ulvi: Bu sene kaç marka var?

Alper Sesli: Bu sene 162 marka var. Daha çok marka girmek istiyor ama yerimiz sınırlı maalesef. Kahve markası 100’e çıktı. 

Sinan: Geçen senenin başarısını görünce tabii… Peki geçen sene o markaları içeri sokmak için nelerle boğuştunuz?

Alper Sesli: İşin o çok zorlu oldu. Üçüncü Dalgada işimiz kolaydı. Çünkü Üçüncü Dalga, zaten artizan taraf. Dünyada ne olup bittiğinin, esmekte olan rüzgârın çok farkındaydı. Tamam çok güvenmediler, mesafeli durdular ama  dahil oldular öyküye. Ama geleneksel kanatta çok zorlandık. Hiç bir şekilde ikna edemedik kimseyi.

Sinan: İcat çıkartmayın!

Alper Sesli: Bu ne yaa kahvenin festivali mi olur?

Sinan: Satıyorum zaten?

Alper Sesli: Aynen! Zaten satılıyor? Gerek yok! Sonra büyük makine üreticileri…  İkna edemedik. İyi de bu satma meselesi değil ki? Sen nerede satıyorsun? Mutfak malzemeleri  fuarında gidip stand açıyorsun. Tamam, orada aç, endüstriyel makinanı anlat, ama bir de tüketici makinesi satıyorsun… Tüketici etkinliğin nerde? Yok! Bu bağlamda gerçekten zorlu bir 3-4 ay yaşadık.

Sinan: Geçen seneden bahsediyoruz?

Alper Sesli: Evet… Geçen sene bu ön satış sürecinde 3-5 aylık gerçekten zorlu bir dönem yaşadık. 

Sinan: Konuyla ilgili çok cahil olduğum için soruyorum; kahve ithalatçısı var, kahve makinesi üreticisi var… başka? 

Alper Sesli: Büyük sanayi tipi kahve üreticisinin makinası var. Ev tipi makina üreticisi var. Ev tipi tüketime yönelik kahve ithalatçısı var, sanayi tipi üretime uygun ithalatçı var, oteller, restoranlar mesela…

Sinan: Yani Türkiye de sonuçta bir ithalat mekanizması var? Gidiyor, dünyanın bir tarafından kahveyi alıyor, Türkiye’ye getiriyor. Büyük oyuncular bunlar. Kaç tane böyle büyük oyuncu var? 

Alper Sesli: Çok! Ben bu olaya girene kadar zannediyordum ki, sadece işte şimdi isim vermeyeyim, bizim çocukluktan beri bildiğimiz birkaç meşhur markadan ibaret zannediyordum. Ama içine girince çok büyük oyuncular olduğunu gördüm. Mesela ithalatta İzmir çok ciddi oyuncularla dolu! Neden? Levanten geçmişi var çünkü. Levanten dediğin muhtelif savaşlar sırasında bu topraklara yerleşen, sığınan çoğu İtalyan kökenli Yahudiler mesela. Kahve onların hayatlarının bir parçası. İzmir böyle… Çok ciddi oyuncularla tanıştık. Ama öte yandan da Kahramanmaraş’ta kapsül Türk kahvesi geliştirmiş ve  bayaa da buna kafa yormuş, AR-GE yatırımı yapmış bir marka da var. Her gün yeni bir şey keşfediyoruz. Bu sene oyuncu sayısı bu kadar büyüdü ama biz aslında 400- 500 oyuncuyla tanıştık. Kimse kırılıp gücenmesin biz adil ticareti savunuyoruz.  Bir markanın resmi distribütörü varken kalkıp da grey marketteki oyuncuyla çalışma yoluna gitmeyi asla kabul edemeyiz. Yani distribütörü bypass edip, gidip Avrupa’dan  ucuza malı çekip buraya getirip satan firmalara karşı mesafeliyiz.  İçeri alacağımız markalar konusunda çok büyük hassasiyetimiz, katı uygulamalarımız var. Başlangıçta biraz bozuluyor insanlar ama yavaş yavaş da bizi anlıyorlar ve bizi anladıkça da gelişiyorlar. “Kusura bakmayın buraya vinil stand yapmayacaksın, kıro kıro bir fuar standı yapmayacaksın, kusura bakma öyle yarı çıplak hostlar hostesler koyamazsın” diyoruz. Bizi esnetmek adına çok çaba gösteriyorlar sağolsunlar. Takdir de ediyorum bazılarını. Gerçekten çok büyük çaba içindeler. Yani metrekaresinin üstüne teras yapmaya kalkışanı bile oluyor.

Sinan: Hahaha! Kat çıkıyor ağabeyler yani?

Alper Sesli: E tabii bu toprakların geleneği biraz da bu…  Ama biz de burada net durmaya çalışıyoruz, çünkü ortaya vasıflı bir şey çıksın diye uğraşıyoruz. 21 yıllık bir ajans olarak Kahve Festivali ne ana ekmek kapımız, ne de sürükleyici etkinliğimiz.

Sinan: Hah en sevdiğimiz konu! Bu iş güzel para bırakıyor mu abi?

Alper Sesli: İlk senesi zararla bitti zaten. Bu seneyi ancak iş tamamen bittikten sonra anlayacağız. Malum, bu coğrafya stabil değil. Her an her şey olabilir. Bak hafta sonu Ankara’da yaşadığımız korkunç olay… 25 yıldır ajans tarafında olan biri olarak işi sağ salim bitirip ortaya net bir şey koymadan işin kâr zarar hesabı üzerine bir şey diyemem.