Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Bilge Kocaefe: İlk bestenizi kaç yaşında yaptınız?

Akın Eldes: İlk bestemi yaptığımda kazulettim, ancak 30 yaşında.

Bilge Kocaefe: Beste yapabilme kapasitenizi o zaman mı keşfettiniz?

Akın Eldes: Yok canım. Kapasite yok. Kapasitenin olacağı yok, bari beste yapmaya başlayayım yoksa yaşım geçiyor dedim ve başladım. Beste ile müziği öğreneyim bari dedim. Böyle bir yol seçtim o yaştan sonra ve iyi ki de öyle yaptım.

Bilge Kocaefe: Taklit ederek de geliştirebilir kişi kendini, en azından teknik bilgisini çoğaltır. Beste yapmak, işin yaratıcılık kısmı. Yaratıcılığı nasıl körükleyeceğiz?

Akın Eldes: Evet. Her şeyden önemlisi dinlemek. Ben ne bulursam dinlerim. Herkese de onu diyorum “Ne bulursanız dinleyin, sömürün.” Çünkü duyulan sesler yirmi sene sonra çıkıyor bir yerden. Bir yazar okumaz mı? Ne bulursa okuyacak. Müzisyen de dinleyecek.

Bilge Kocaefe: Resim yapan da sürekli çizecek.

Akın Eldes: Çizecek, renklere bakacak. Bu bir birikim. Beslenmesi lazım.

Bilge Kocaefe: İlham kaynağınız ne?

Akın Eldes: Valla bu konuyu çözemedim. “İlham.” Aslında çok iddialı o kelime benim için. Kafamda, kulağımda duyuveriyorum bir anda, geliveriyor. Mesela gürültülü ortamlar benim çok hoşuma gider; İstiklal Caddesi, eskiden oturduğum Cihangir. Hep yürürüm buralarda. Bir çöp kamyonu geçer, bidon ritimli yuvarlanır, o sırada bir araba frene basar o frenle ritmik bidonun sesi yeni bir ses oluşturur. Garip melodiler duyarım. Hatta şaşırırım bir yerde mi çalıyor bu melodi diye kulak kabartırım. Yo, işte gaipten geliyor.

Bilge Kocaefe: Her şeyin sesi melodi gibi gelebiliyor demek ki size.

Akın Eldes: Evet. Müzik gibi gelir. Çok zevkli. Kuş ötüşü de öyle mesela, yani hayatın kendisi müzik gibi gelir bana.

Bilge Kocaefe: Deneysel seviyorsunuz?

Akın Eldes: Evet, çok severim. Cem Aksel ile konuşuyorduk, bazı müziklere katlanamadığını söylemişti. Ben de senin katlanamadığın müzikleri dinliyorum, her türlü müziği dinliyorum. Dolmuşta ya da taksi de çalan müziği korna sesleriyle mix ediyorum, bambaşka bir şey oluyor sen de dene demiştim. Yüzüme şöyle bir baktı, “Abi sen kitap yaz, peygamberimiz ol, ben senin kölen olurum.” diye dalga geçmişti. (Güler)

Bilge Kocaefe: Müziğinizi nasıl tanımlarsınız?

Akın Eldes: Ben? Bilmiyorum. Bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Çalarken kendimi iyi hissedeceğim şeyler yapmaya çalışıyorum. Çalarken nefes alabiliyorsam o müzik bana hitap ediyor demektir.

Bilge Kocaefe: Her duyguyu başarıyla yansıtıyorsunuz müziğinizle. Gitarınızı konuşturuyorsunuz.

Akın EldesAkın Eldes: Konuşturmaya çalışıyorum.

Bilge Kocaefe: Söz, müzikte önemlidir. Enstrümantal müzik daha mı zor anlaşılır, anlatmak istediklerini anlatmak daha mı zordur?

Akın Eldes: Zordur, çok daha zor anlaşılır. Hatta artık bu konuda şöyle bir şey yapmayı düşünmeye başladım, insanlık için ufak ama benim için büyük adımlar atmaya başladım. Başucumda bir söz defterim var birkaç senedir, özellikle garip garip cümleler geliyor aklıma, hemen kalkıp yazıyorum defterime.

Bilge Kocaefe: Artık söz de yazıyorsunuz.

Akın Eldes: Yavaş yavaş başladım böyle şeyler yapmaya. Gerçi bir tane sözlü parçam var da.

Bilge Kocaefe: Ama orada daha çok anlatır gibi, konuşur gibi söylüyorsunuz.

Akın Eldes: Evet, rap gibi bir şey oldu o. Ama duygularımı güzel anlatan, söz dizimini beğendiğim bir çalışma. İşte onu  şimdi melodili yapmaya çalışıyorum. Fakat asıl yapmak istediğim şey gitar ile bir takım duyguları anlatmak, müzikle anlatmak. Bu konuda da aklıma Mehmet Güreli geldi. Mehmet Güreli bir albüm çıkardı. Ada Plak'ta rastladık konuşuyoruz. Mehmet mırıldanarak bir şeyler söylüyor. “Nece söylüyorsun?”  dedim, anlamadım yani ne olduğunu. “Ne önemi var?” dedi. Düşündüm doğru. Ben orada müzikle bir şey anlatmaya çalışıyorum. Tamam söz söylüyorum da ne önemi var? Çok da hoşuma gitmişti, benim de yapmaya çalıştığım şey bu. Şaşırmıştım ama hoşuma gitmişti.

Bilge Kocaefe: Her enstrümanın farklı bir hissiyatı vardır bana göre. Keman, piyano, gitar, vs.

Akın Eldes: Evet, bana göre de.

Bilge Kocaefe: Peki gitar en iyi hangi duyguyu verir sizce?

Akın Eldes: Öyle demeyeyim ama mesela ben nefesli sazları kıskanırım, çok kıskanırım çünkü nefesli sazlar doğrudan duyguyu iletir nefesten gelen. Kaval bile olsa ki Sinan Cem ile öyle bir albüm yaptık. İçin için imrendim, üstesinden gelemedim çünkü telli saz o anlamda biraz fakir kalıyor. Elbette bir takım duygularımı aktarabiliyorum, sıcak, tansiyonlu çalıyorum, fark ediyorum farkı. Güzel oluyor fakat nefesli saz bambaşka bir şey.

Bilge Kocaefe: Denediniz mi hiç? Başka enstrümanlar da çalıyorsunuz değil mi?

Akın Eldes: Son olarak yaylı tambur merakım var. Hatta bir nota vermeye çalışayım...

Bilge Kocaefe: Yaylıları da ayrı severim, çok etkiler beni.

Akın Eldes: Ben de şu sıralar biraz yaylılara takılıyorum, hoşuma gidiyor. Burada değişik enstrümanlarımız var. Cümbüşümüz var, bir tane lavtamız var çaldığımız. Genelde telli.

BK: Sizin sololarınız insanı alıp götürüyor. Çok şov yapmadan da çalıyorsunuz ki zaten sakin bir mizacınız var. Siz ne hissediyorsunuz solo atarken, nasıl bir ruh hali içinde oluyorsunuz? Bir esriklik hali geliyor mu üstünüze?

Akın Eldes: Bilmiyorum ben, o anda bir elektriklenmeyle çalıyorum. Dış dünyayı çok fazla düşünmediğime eminim. Nasıl göründüğümü bilmiyorum, ne oluyor ne bitiyor onu fark etmiyorum. Kendimi müzikle bütünleştirmeye çalışıyorum. Aslında çalışmıyorum bütünleşiyorum zaten.

BK: Bulutsuzluk Özlemi'ne çok şey kattınız. Uzun bir süre  çalıştıktan sonra ayrıldınız. Neden ayrıldınız ve ayrıldıktan sonra bu isimle anılmak, “Bulutsuzluk Özlemi'nin” gitaristi olarak anılmak rahatsızlık verdi mi size?

Akın Eldes: 1986-2000 arası uzun bir dönem beraberdik ama sonra yollarımız ayrıldı. Neden ayrıldı? Nejat yüzünden ya. Melek gibi bir adam, bir sürü katma değeri olan biri ama dayanması çok zor bir insan. Ayrıldığımda çok mutlu oldum ama az bir zaman değil. İşte uzun süreli bir ilişkinin bitmesi gibi; bir boşluk oldu. Sonrasında rahatladım tabii. İnsanlar beni öyle andı mı? Evet. Şöyle anılarım oldu mesela; Foça'da ailece tatildeyken bir çocuk geldi yanıma “Abi siz burada, böyle mütevazı bir yerde tatildesiniz, nasıl yani? Siz Gümbet'te filan olmalısınız.” dedi. “Yahu ben pop star mıyım oralara gideyim? dedim. “E, ben sizin hayranınızım.” dedi. “Yani? Solo çalışmalarımı dinliyor musun?” dedim. “Siz Bulutsuzluk Özlemi'nde değil miydiniz?” dedi. “Ayrılalı 7 yıl oldu. O kadar seviyorsun ama takip etmemişsin” dedim. “Yürü git!” dedim. Bunu içimden söyledim tabii. (Güler) Böyle anılarım oldu ama işte solo çalışmalar yaptığım için bir şey anımsayacak durumda değildim.

Bilge Kocaefe: Gruplarla beraberken de solo çalışmalar hep oldu mu?

Akın Eldes: Tabii hep oldu. O sokak ayrı sokak bu sokak ayrı sokak. Bulutsuzluk ile son yıllarımda kendi çalışmalarım vardı, ayrılmasak da albüm yapacaktım.

Bilge Kocaefe: Pinhani dönemi nasıldı?

Akın Eldes: O da enteresandı. Normalde Pinhani ile yolumun kesişmesi olmayacak bir şeydi. Ben Sinan'ın çocukluğunu biliyorum. Babası Bülent Ortaçgil ve Bulutsuzluk Özlemi'nin ilk albümlerinin yapımcısıydı. Evlerine giderdik, Sinan gitar çalardı. Ben sizden çok etkilendim gibi şeyler söylerdi bana. Her konsere gelirdi. Daha sonra beni arayıp “Abi, bestelerim var dinler misin?” deyince kıramadım. Normalde seninle mi uğraşacağım derim; kendimle zor uğraşıyorum. Buluştuk dinledim. “Çok güzel bu besteler, ben sana yardımcı olurum.” derken buldum kendimi. Yardımcı olmaktan kasıt şu, öyle bir gelişti ki kayıt süreci Sinan'la beraber kotardık. Sonra içimden dedim ki “Bunları çaldım işte, şimdi gidip birini bulup da niye çaldıracağız ki?” O da “Madem burada çaldın konserde de sen çal.” deyince olaylar gelişti. Böyle bir süreç yaşadık. Çok da güzel müzik, kendimi mutlu hissettim onlarla çalarken. Ben ayrıldım Pinhani'den ama müzikal anlamda halen ağabey-kardeş ilişkimiz sürüyor. Hatta arada bazı büyük konserlerde Pinhani'ye eşlik ediyorum.

Bilge Kocaefe: Grupla çalışmak ve solo arasında nasıl bir fark var sizce?

Akın Eldes: Çok fark var. Mesela grupla çalınca sahnede kebap yapabilirim çünkü her zaman proje sahibi ateş altındadır. En büyük adrenalin ve sıkıntıyı solist yaşar. Şunun gibi, arabanın bir tekeri biraz inse bile büyük bir sorun olmaz araba gider. Tek olunca en sıkıntı duyduğum şeydir. Müziğimi çalmak istiyorum, müziğimi düşünemiyorum. Neden düşünemiyorum? Ev sahibi gibi, davetlileri düşünüyorsun, seyircileri sıkıyor muyum acaba diye kontrol ediyorsun, sıkıyorsam sonraki parça ne olsa diye düşünüyorsun; kafanıza takılan başka şeyler de oluyor tek olunca. Sıkıntılı iş, baştan sona sıkıntılı.

Bilge Kocaefe: Ama zoru tercih etmişsiniz.

Akın Eldes: Evet, hep zoru tercih ederim. Şimdi, yaylı tambur kolay değil ki. (Güler) Yabancı dil öğreneyim diyorum, zor ya, Fransızcayı  tercih ediyorum. Bir şekilde her şeyin zoruna yöneliyorum.

Bilge Kocaefe: Türkiye'de genel olarak yaşamak zor da, peki bir müzisyenin ve hatta bir gitaristin durumu nasıl bu ülkede?

Akın Eldes: Zor bir soru bu. Gitarist olmak şöyle zor; gitar bu ülkenin milli sazı değil. Halk türküleri var, sanat müziği var. Ama ben konuya şöyle bakıyorum, telli saz. İlle bir batılı edasıyla yapmak değil bu işi. Mesela bir yandan da cümbüş çalıyorum, yerseniz yerel saz. (Güler) Aslında banço model alınarak yapılmış bir telli saz. Cümbüş'e gitar teli taktım, çok da güzel oldu...

Arada derede bir şeyler yapılabilir, farklı şeyler denenebilir. İlle otantik olalım diye bir kaygımız da yok. Mesela aklıma bir kardeşim geldi, Tolgahan Çoğulu. Mikrotonal gitar diye bir şey yaptı, komalı sesler çıkartıyor gitardan. Konu tamamıyla yaklaşım meselesi. Gitar zor, dezavantajlı ama hayalleriniz çerçevesinde güzel bir yere oturtabilirsiniz.