Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Bilge Kocaefe: Çocukluğunuzda Almanya'da yaşadınız değil mi?

Akın Eldes: Evet, altı yaşıma kadar.

BK: İnsanın hayattaki ilk 6 yılı da en önemli yılları. Türkiye'ye geldiğinizde bocaladınız mı?

Akın Eldes: Hem de çok. 6-7 yılda kendime gelebildim mi emin değilim. Mesela 14-15 yaşlarında gelenler vardı, onlar şimdi 50 yaşlarında, kendine gelebilmişler midir emin değilim. O derece zor. Kültür farklı, her şey farklı. Başta çok zorlandım gerçekten de.

Bilge Kocaefe: Peki orada yaşamaya devam etseydiniz hayatınızın gidişatında bir farklılık olur muydu?

Akın Eldes: Valla Almaya da bu konuda çok parlak bir yer değil. Daha farklı bir işleyiş var. Ama bilemem, belki biraz daha fazla avantajlı olabilirdi.

Bilge Kocaefe: İçinde yer aldığınız yirmi küsur yıl boyunca müziğin gidişatını nasıl buluyorsunuz? Sıradanlaştı mı yoksa yeni tohumlar var mı atılan?

Akın EldesAkın Eldes: Şu anda ben şunu fark ettim, şanslı bir döneme göz açmışız. 70'ler, 80'ler ki 80'lerde “Eyvah, bozuluyor bir şeyler.” demiştim ama şanslıyım o dönemleri gördüğüm için. Pink Floyd bir klasiktir artık, ne şanslıyız ki görmüşüz, o dönemlerde yaşamışız. 2000'lerin başında da güzel şeyler var, hali hazırda da güzel şeyler oluyor ama çok merdiven altı, göremeyeceğimiz yerlerde. Belki Youtube'u bilerek kurcalarsak buluruz da ama genel olarak müziğin gözle görülür kısmında içi boşaldı gibime geliyor. Halbuki bence daha da güzel bir döneme geldik, özgürsün yap istediğini. Şimdilerde tek sınırın hayal gücün. Eskiden albüm yapacağın zaman hep bir yönlendirme olurdu ticari açıdan başarılı olmak için. Ama ben böyle yapmak istiyorum dediğinde “Sen müziği bilirsin, ben de ticareti biliyorum.” derlerdi. “Ama abi ben ticari yapmak istemiyorum.” dediğinde “Neden daha çok satmayasın?” diyorlardı.

Bilge Kocaefe: Ticari kaygıyla yapılan işlerin kalitesinde bariz bir düşüş olmasından öte yapmak istediğiniz şey şekil değiştiriyor. Bu da sisteme karşı ödün vermek.

Akın Eldes: Evet, işin rengi değişiyordu. Ama şimdi “Sana ne!” diyebilirsin. İnternet üzerinden yayınlayabilirsin yaptıklarını. Madem müzikle bir diyeceğin var, yapmak istediğinden ödün vermek istemiyorsun yap ve koy. Şu anda çok geçiş dönemi, eminim yakın bir gelecekte.. emin değilim aslında dünyanın nereye gittiği belli değil. Yarınımızdan emin değilim, meteor bile çarpabilir.

Bilge Kocaefe: Keşke çarpsa.

Akın Eldes: Valla diyorlar 4-5 sene sonra olacak böyle şeyler diye. Ama bir şekilde var olmaya devam edersek müzik için daha iyi olacağına eminim ben. Şu anda bocalıyoruz sadece.

Bilge Kocaefe: Siz kendinizi sınırlamıyorsunuz. Müzikal anlamda istediğinizi yapıyorsunuz zaten.

Akın Eldes: Evet, o anlamda rahatım.

Bilge Kocaefe: Beste yapma aşamasını merak ediyorum. Var mı enteresan bir yönteminiz? Mesela önce şarkıyı besteleyip ismini sonra mı koyuyorsunuz, yoksa önce isim belirleyip o isim üzerinden mi yapıyorsunuz besteyi? 

Akın Eldes: Evet. Aslında kendiliğinden gelişiyor. Beste defterlerim var, onlarda hep isimler yazar. Bana verdiği bir duygu vardır o bestenin, unutmamak için hemen yazıyorum deftere. İsimler de o yazdıklarımdan çıkıyor. Yüz bestenin yüzünde böyle mi yaptım emin değilim ama çoğunda öyle. Size Ekim-Kasım gibi yayınlanacak  Tek Başına albümümden bir şeyler dinleteyim. Bu albümde başkalarının parçaları da var kendi parçalarımın yanı sıra. Mesela “Ninni” dediğim bir şarkı var. Neden ninni demişim? Çünkü küçük oğlumu uyuturken ortaya çıkarmışım, ninni gibi ve adı doğal olarak ninni olmuş. Bu şarkıya da “Şimdi” demişim. Şimdiki ben, yerel müziklere ilgi duyuyorum, doğal müziklere ilgi duyan şimdiki ben.  Başka bir şarkıya “Sonra” demişim. Burada da sonrasında sert müzik yapacağım demişim, defterime de not almışım. Başka bir şarkıya “Hamam” demişim. Çocukken duyduğum bir melodi vardı; “Hamama girdim hamam sıcaktı, bilmem kimi gördüm çırılçıplaktı” diye bir tekerlemeydi. Aklımda kalan o ezgiye benziyordu “Hamam” oldu adı.