Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Altay ÖktemUlvi:  Sosyal Medya ile devam edelim? Bu konudaki görüşleriniz neler? Kendini ifade etme, özgürlük alanı ve yazın bağlamında… Burada şunu da sormak istiyorum, önce internet okuma alışkanlıklarımızı değiştirmeye başladı, soldan sağa değil yukarıdan aşağıya ve atlaya atlaya okumaya başladık, bir başka konu ise özellikle sosyal medyanın etkisiyle “uzun” metinlerin okun(a)madığı yönünde, bunun edebiyata yansımaları nasıl oldu, gelecekte bu anlamda nasıl değişiklikler bekliyor bizi yazın anlamında sizce?

Altay Öktem: Öncelikle, internetin, sosyal medyanın okuma alışkanlıklarımızı değiştirdiğini düşünmüyorum. Dili bir ölçüde etkileyebilir tabi, ama edebiyatı da okuma alışkanlıklarını da kolay kolay etkileyemez. Bunu söyleyebilmek için okur oranına bakmamız gerek. Edebiyat okuru, şiir okuru daha önce ne kadardı, şimdi ne kadar? Milyonlarca insan sabahtan akşama sosyal medyada vakit geçiriyor, birtakım blogları takip ediyorlar ama bunlar okur değil ki! Twit attıkları için Balzac okumayı bıraksalar ya da Kafka okumaktan vazgeçip kişisel gelişim kitapları okumaya başlasalar, bir tehlike var derim. Ama hiç okumayan ya da edebiyat okuru olmayan, “light” kitaplar okuyan kişilerin sosyal medyayı yoğun olarak kullanmaları yazının ve edebiyatın geleceğini etkilemez bence.  

Ulvi: Dijitalleşme ile birlikte artık hayatımızda e-kitap diye bir kavram ve e-okuyucular var. Kitabın dijitalleşmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Basılı kitabın yok olacağı veya yok olmayacağı ancak biçim değiştirerek koleksiyon objeleri, arzu nesneleri haline geleceği yönünde görüşler var, siz nasıl bakıyorsunuz?

Altay Öktem: Bu konuda çok net cevap verebilirim. Basılı kitabın yok olacağına inanmıyorum. Aynı zamanda e-kitap’ın önemli bir imkan olduğunu düşünüyorum. Maalesef Türkiye’de yeterli ilgiyi görmedi. Çünkü anlaşılamadı. Okurlar tarafından değil, sistem tarafından anlaşılamadı. Devlet yüksek vergi uygulamaya kalktı, yayınevleri e-kitap sayesinde daha çok kâr edebileceklerini düşünüp bunu bir fırsat olarak gördü. E-kitapla matbaa, kağıt, baskı ortadan kalktı ama yayınevleri basılı kitapla aynı fiyattan satarak kârlarını arttıracaklarını düşündüğü için e-kitap rağbet görmedi. İleriki dönemlerde bunun değişeceğini, e-kitap’ın yaygınlaşacağını düşünüyorum. Ama bu basılı kitaba alternatif olmayacak, ikisi de farklı kulvarlarda yoluna devam edecek. Nostalji, kitap kokusu, kağıda dokunmak gibi kavramlar işin duygusal yönünü ve alışkanlık boyutunu işaret ediyor ve elbette onlar da çok önemli. Sonuçta, her ikisi de farklı talepleri karşılıyor ve hem basılı kitap hem de dijital kitap birbirlerine rakip olmaksızın var olacaklar diye düşünüyorum.

Ulvi: Gerek fanzinler gerekse edebiyat anlamında gençlerle çok yakın olmaya çalıştığınızı biliyorum, nasıl buluyorsunuz yeni nesil yazarları? Bizim nesilden yazın tarzı olarak farkları ne? Son dönemde sizce öne çıkan isimler var mı? Türk edebiyatında ve özellikle şiirde bir kabuk değişimi, bir arayış var mı?

Altay Öktem: Her dönem kendi yazarını çıkartıyor. Bu dönemde de çok iyi yazarlar var. Farklı edebiyat disiplinlerini ve farklı türleri takip ettiğim için, ister istemez zengin bir okuma serüveni yaşıyorum. Bir de, iki üç kitabı aynı anda okurum genelde. Mesela genç kuşaktan çok sevdiğim iki öykücü sayabilirim hemen: Ömür İklim Demir ve Deniz Tarsus. Onur Akyıl’ın Dün Gece Çok Gençtim ve Murat S. Dural’ın Kibrit Ev adlı kitapları da çok başarılı. Genç bir yeraltı edebiyatçısı olan Batuhan Bilgiç de bu türde oldukça dikkate değer bir roman yayınladı geçenlerde: Nasıl Düştüğümü Hatırlamıyorum.  Henüz kitabı olmayan iki genç yazarı, Anıl Mert Özsoy ve Ayşe özlem İnci’yi de dikkatle takip ediyorum.

Şiire gelince… Uzun süredir şiir vasatın kabuğuna çekilmişti. Son dönemlerde, alışıldık dili ve kalıpları zorlayan genç şairlerle karşılaşıyorum. Ne zaman otoriter anlayış ve baskı artsa karşısında bir direnme ve kendini ifade etme aracı olarak şiire daha çok ihtiyaç doğduğunu düşününce umutsuz olmak için bir neden görmüyorum. İlgiyle izlediğim epey genç şair var. İlk etapta Gökben Derviş, Bengü Özsoy, Anıl Cihan isimlerini sayabilirim.

Ulvi: Yazmak ve Okumak dışında Altay Öktem ne yapar? Nasıl vakit geçirir?

Altay Öktem: Yoğun bir iş tempom var. Hekimliğe devam ediyorum Aynı zamanda roman, şiir, son dönemlerde bir de senaryo çalışmaları eklendi bunlara. 2017’de uzun süredir üzerinde çalıştığım çocuk kitaplarım da yayımlanmaya başlanacak. Bütün bunlara ek olarak gündelik hayatın koşuşturmaları devam ediyor. Ayrıca, birlikte vakit geçirdiğimiz Afacan isminde sevimli dostum var, sabahları onunla uzun yürüyüşler yapıyoruz. Seyahat etmeyi de çok severim. Fırsat buldukça farklı ülkelere gidiyorum. Çoğunlukla 24 saate bir günü sığdıramıyorum ama bunun faydası da var. İnsanın yaşlanmaya zamanı kalmıyor.