Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Suriye’deki tecrübenden yola çıkarak Türkiye’ye bakarsan… Türkiye’de bir tehlike görüyor musun? 
Hediye Levent: Görüyorum ve bunu uzun süredir söylüyorum da… Türkiye’de bir Cihatçı sorunu var. Bizim toplumumuz Cihadın ne olduğunu bilmiyor, Cihatçıları da bilmiyor. Bizim devlet refleksimiz de farklı muhalif gruplara odaklı. Solculara, Kürtlere odaklı devlet… Cihatçıların ne olduğuna dair ne halkın ne de güvenlik kurumlarının bir fikri var bence. O yüzden çok ama çok ciddi sorunlar yaşayacağız. Halen Türkiye içerisinde çok sayıda yabancı Cihatçı var. Yol olarak kullanıyorlar Türkiye’yi. Daha da önemlisi, Türkiye içerisinde bağlantılarını sağladılar bunlar. Türkiye’den buraya gelip savaşan çok sayıda insan var. Henüz sempatizan olan, gelip savaşa katılmamış olanlar da var. Çok tehlikeli bir süreç bu ve en kötüsü, halk bunları tanımıyor. Bizde hâlâ her beyaz sakallıyı mübarek belleyip elini öpecek ciddi bir kitle var. Her “Allahuekber!” diyenin önünde saygıyla eğilecek insanlar çok fazla. İlk önce biz tanıyacağız bu kitleyi, ondan sonra tarafımızı belirleyeceğiz. Radikallikle ortalama dindarlığın arasındaki sınır nerede başlar nerede biter onu fark edeceğiz, ancak ondan sonra mücadele başlayacak.

Sinan: Korkarım o arada da atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiş olacak?
Hediye Levent: E yani çok can sıkıcı bir süreç olacak. Ha bir de “bizim ordumuz, topumuz, uçağımız, tankımız var. Gider bir güzel pataklarız biz bunları” anlayışı var. Yok öyle bir şey! Cihatçılara karşı en etkisiz mücadele, askeri yöntemdir. 
Sinan: Suriye’de de büyük bir askeri güç vardı? Ama işe yaramadı.
Hediye Levent: Aynen öyle! Şu da var… Kastettiğim şu; Cihadizm bir mekanizmadır ve Cihatçı gruplar ilahi, spirütuel bir takım motivasyonlarla hareket ederler. Siz birilerini öldürürsünüz ama arkasından çok daha radikal bir kesimle karşı karşıya gelirsiniz. O yüzden, Cihatçılarla mücadelenin tek yolu, ülkedeki bütün kurumların birlikte bir program çerçevesiyle hareket edilmesi. Bunun için de ilkokullarda verilen eğitimden, Diyanet’in camilerde verilen hutbelere, Genelkurmay’dan basın diline kadar çok boyutlu bir mutabakat gerekir. Ki Türkiye, bundan çok uzak görünüyor şu anda
Sinan: Bütün bu olanlardan sonra Suriye’nin bütünlüğünü koruyacağını düşünüyor musun?
Hediye Levent: Evet düşünüyorum. Şu açıdan; Suriye’deki mevzu sınırlarından taştı, artık dünyayı tehdit ediyor. Burada bir ülkenin bölünmesi, yönetimin devrilmesi ya da devletin yıkılmasından söz etmiyoruz sadece. Büyüyerek dalgalar halinde dünyayı tehdit edecek bir sorundan söz ediyoruz. Bölge ülkelerinin güvenliği açısından Suriye’nin bütünlüğünü korumasının gerekli olduğu anlaşılıyor artık. Türkiye için de, İsrail için de, Lübnan için de bu böyle. İkinci önemli nokta şu bence: Şimdiye kadarki silahlı grupların, IŞİD gibi örgütlerin büyük bir araziyi kontrol ettiği konuşuluyor, yazılıyor falan ama burada bir nitelik- nicelik meselesi var. Bunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Ülkenin sanayisini, ekonomisini, günlük hayatını kontrol eden, hayatın aktığı yerler şehir merkezleri. Nüfus yoğunluğu buralarda… Bunun dışında çok geniş boşluk araziler, çöl var. Yani Suriye orayı tutsa ne olur, tutmasa ne olur. Orayı savunmaya kalktığınızda sadece adam kaybetmiş olursunuz. Kendinizi koruyamazsınız o bölgelerde. Tehlikeli ve şu koşullarda savunulması öncelikli olmayan bölgelerdir. O yüzden silahlı gruplar da nüfusun ve hayatın olduğu noktalar dışında kalan açık arazide pek silahlı güç tutmazlar. 
Sinan: İki taraf için de böyle diyorsun?
Hediye Levent: Evet, İki taraf için de…  Ama mesela iki yerleşim birimi arasındaki mesafe ne zaman önem kazanır. İkinci yerleşim birimi de ele geçirildiğinde, işte aradaki bölgenin korunması o zaman önem kazanır. Ben Suriye’nin uzun vadede bütün olarak kalacağını düşünüyorum ama bunun kolay olacağını da söylemiyorum elbette. Onbinlerce Cihatçı var şu anda burada. Çok sayıda yabancı Cihatçıdan bahsediyorum. Bunların bir kısmı aileleriyle geldiler buraya. O yüzden Cihatçıların nereye gideceği de önemli bir sorun haline geliyor. Hatta Batı basınında da bu konuda tartışmalar da başladı. “Sünnistan kuralım” şeklinde tartışılıyor. Bunu nasıl halledecekler? Suriye’den bir parçayı alıp radikallere mi verecekler? Bu da çok makul görünmüyor. Rusya’ da burada artık ve tavizsiz biçimde ilerliyor Rusya. Ülke bütünlüğü, bütün ortamlarda en güçlü biçimde vurgulanan konu… Viyana görüşmelerinden G20 zirvesine kadar, bütün diplomatik temaslarda Suriye’nin bütünlüğünün korunması vurgulanıyor.