Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Haber servis ettiğin kuruluşlardan “biraz daha seksi, kanlı canlı haberler gönder” şeklinde talep, baskı görüyor musun? 
Hediye Levent: Maalesef böyle bir yaklaşım var ama benim de gayet kanlı canlı cevaplarım olabiliyor bu durumlarda :) Sahadaki muhabirle uluslararası ajansların geçtiği haberler zaman zaman çelişebiliyor veya saha muhabiri bir olayın perde arkasını açıkladığı zaman haberin içeriğinin de değişmesi gerekebiliyor. Bu noktada Freelance çalışmanın bana ciddi avantajlar sağladığını düşünüyorum. Haber konusundan içeriğine kadar önemli unsurları belirleme şansım oluyor. Yine birlikte çalışılan merkezdeki editörlere çok iş düşüyor. Saha muhabiri ile iletişimi iyi olan, muhabirinin gönderdiği bilgiyi, görüntü ve dokümanı dikkate alan editörlere denk geldim. Bu anlamda şanslı sayılırım. Ancak bu konuda ciddi sıkıntı yaşayan Türkiyeli ve yabancı muhabirler olduğunu da biliyorum. Merkezdeki editörün kafasına göre haberi yazıp, üstüne sahadaki muhabirin adını yazdığı durumlar da yaşanabiliyor. 

Sinan: Serbest gazeteciliğin handikapları da var mutlaka. Bir kuruma bağlı olarak çalıştığında daha korunaklı olmuyor musun? Çalıştığın kurum sana sahip çıkabilir en azından? 
Hediye Levent: Belli bir kuruluşun muhabiri olmaya gerek yok aslında. Şu anda freelance çalıştığım kuruluşlar da bir sıkıntı durumunda ellerinden geleni yapmaya çalışır. Ancak ellerinden ne gelir? Bu da Türkiye’deki gazetecilerin durumu göz önüne aldığımız zaman tablo biraz karamsar ne yazık ki… Resmi kurumlarımız maalesef adam seçiyor. Muhabir var, muhabir var… O yüzden rasyonel olmak lazım. 
Sinan: Adam seçme meselesine girince… Anadolu Ajansı ile bir sıkıntı yaşadığını biliyorum. Orada yayınlanan bazı haberler nedeniyle Türkiye’de belli çevreler adeta linç havası estirdi sana karşı.
Hediye Levent: Aaa? Sen hatırlıyor musun o dönemi?
Sinan: Tabii ki? Uzun zamandır takip ediyorum seni?  
Hediye Levent: O dönemi çok fazla ölçemedim ben burada olduğum için. Açıkçası orada neler söylendiğini çok fazla bilmiyorum. Anadolu Ajansıyla şöyle bir durum vardı. Burada ofis kurulduğunda, Ajansın temsilciliğini yapıyordum. Olaylar ilk başladığında, Şam’daki Türk gazeteci arkadaşımla birlikte “bu iş öyle oradan görüldüğü gibi değil” dedik. Çünkü burada çok sayıda kaynağımız var. E tipim Arap’a da benziyor, sürekli oradan oraya fır fır geziyorum sahada. Bir sürü insan tanıyoruz ve az çok biliyoruz burada nelerin olup bittiğini. Mesela bir olay televizyonlarda bangır bangır yayınlanıyor ama buradayız, görüyoruz, yok aslında öyle bir şey. Biz o dönemde dedik ki “bu iş çok büyük sıkıntı yaratacak ve bir şekilde gelip bizi de bulacak”. Daha olayların ikinci haftası falandı o zaman. O tarihten işten atıldığım döneme kadar, yaklaşık 3 buçuk ay kadar buradan sürekli haber geçiyorum ve her geçtiğim haberin ardından ekran başına oturup “hah şimdi ya beni kovacaklar ya da haberi yayına verecekler” diye izledim. Böyle böyle geçti o dönem. Aslına bakarsan, düşündüğümden de uzun sürdü. Çünkü daha olayların başladığı dönemde, “medya savaşı” diye haber yaptım. Bir yere kadar tolere edebildiler :) Sonunda yollarımız ayrıldı.