Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan:  Suriye rejiminden tepki alıyor musun?
Hediye Levent:  Tepki alıyorum derken, haber bazında mı diyorsun
Sinan: Evet.
Hediye Levent: Başları zaten kalabalık durumda, o yüzden bizleri gözden kaçırıyorlar galiba. Ama en başta söylediğim gibi gerek çalışma izinlerini, gerek ikametleri alırken ya da yıllık izni yenilerken bazen çok ciddi sıkıntılar yaşıyoruz.
Sinan: Peki meslek hayatın Suriye ve bölgede mi devam edecek? Yoksa artık yoruldun ve bir an önce dönme isteği başladı mı?
Hediye Levent: Suriye’den yavaş yavaş ayrılmayı düşünüyorum.  Çünkü çok yoruldum burada. Buranın şartları çok ağır… Bir de anneme sürekli yalan söylemekten de sıkıldım. Artık inanmıyor da bana.


Sinan: Haklı olarak çok endişeleniyordur tabii…  
Hediye Levent: E tabi endişeli. Buradaki durumun televizyonda anlatıldığı gibi olmadığını biliyor ama benim anlattığım gibi olmadığını da biliyor. Yavaş yavaş Lübnan’a kaymayı düşünüyorum. Ama Suriye benim çalışma alanım olmaya devam edecek. 
Sinan: Suriye’den Lübnan’a geçmek mi? Ben artık batıya, Türkiye’ye döneceksin diye düşünmüştüm soruyu sorarken. 
Hediye Levent: Burası benim çalışma alanım artık. Lübnan’da 5 yıl kalır mıyım? Zannetmem. Oradan muhtemelen başka bir yere geçerim. Bak ben yaşamadığın, günlük hayattaki yeme alışkanlıklarını, yaşam kültürlerini bilmediğin, tanımadığın toplumlara dair analiz yapmanın sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Lübnan’ı az çok biliyorum. Suriye’den dolayı da çok yakından takip ediyorum. Zaten Şam- Beyrut arası 2 saat. Ama buradan Lübnan’la ilgili analiz yap deseler çekinirim, utanırım. Çünkü orada yaşamadım. O insanların günlük alışkanlıklarını bilmiyorum. Oradan buradan derleyip, sağdan soldan birilerinin yazdıklarını yaptıklarını okuyarak da uzman sıfatıyla bir bölgeye dair analiz yapmanın çok da ahlaklı bir davranış olduğunu düşünmüyorum. 
Sinan: Buradan bakıldığında “Aman hepsi Arap değil mi, ne olacak? Ha Suriye ha Lübnan” da denebilir ama?
Hediye Levent: Tabi! Böyle bakıp, yıllardır dış politika stratejileri belirleyen, analizler yapan insanlar var. 
Sinan: Bilmez miyim, onların kulaklarını çınlatalım diye şettim :))
Hediye Levent: Suriye’de mesela, Esad Alevi ya, rejim de alevi o zaman. Eh rejim baskıcı, o halde insanlar kesin ayaklanırlar! E yönetim Alevi ise, o zaman Sünniler daha çabuk ayaklanırlar… Böyle basit çıkarımlar var. Böyle diye diye görüyoruz 5 yılın sonunda nereye geldiğimizi.
Sinan: Senin ara sıra bir es vermek, rahat bir ortamda, yumuşak bir koltukta gazetecilik yapmak gibi bir hayalin yok mu? Biraz da kişisel hayatına haksızlık etmiyor musun?
Hediye Levent: Yoo. Ben memnunum bu halimden. Eğri oturup doğru konuşalım. Mesela şu aralar Türkiye’ye dönsem ne yapacağım?
Sinan: Canım efendim, burada da gazetecilik yapıyor insanlar.
Hediye Levent: Ben muhabirim! Sokaklarda, sahada gezerim. E yaşım da genç hem :))
Sinan: Daha iyi ya, insan genç yaşındayken biraz hayatını yaşamak ister. Sen ise uzun zamandan beri savaş ortamındasın. Hiç mi özlemiyorsun normal hayatı?
Hediye Levent: Özlüyorum tabi, özlemez olur muyum? Bir şeyi almak istiyorsan, aynı ölçüde bir karşılığı vardır. Burada edindiğim tecrübe, şahit olduğum dönem, dönüşüm… Şu anda sahip olduğum bilgi birikimi… Bunun karşılığında bir sürü şey verdim ben Sinan. Bak ben yıllardır doğru dürüst Türkçe kitap okuyamıyorum. Takip edemiyorum çünkü. Yıllardır tiyatroya gidemedim doğru düzgün. Ben de çok isterdim bunları. Bazen bakıyorum Türkiye’deki sinemalara, tiyatrolara filan. Ama sadece uzaktan… Bak, ailemle ilgili bir sürü şey oluyor. Ne bileyim güzel şeyler, dönüşümler. Her şeyi telefonun bir ucundan bir ucuna takip edebiliyor, yaşayabiliyorsun. Bunlar kolay şeyler değil. Benim hayatımın son 7 yılı silme işle ilgili. Kişisel hayatım yok. Her şeyim işim. Her şeyimi bir işe ipotek etmiş durumdayım bir anlamda… 
Sinan: Neden böyle peki? 
Hediye Levent: Bilmiyorum. Kendimi alamıyorum bundan. Bazen kulağa çok saçma geldiğini ben de biliyorum. Bir de sürekli “ya şu dönemi de bir geçireyim, şunu da bir takip edeyim, bakalım ondan sonra dönerim” falan diye diye yılları geçirebiliyorsun. Alamıyorsun kendini. Garip bir şey… Açgözlülük mü diyeyim ne diyeyim, bilemedim :)
Sinan: Bölgeyi hiç bilmeyen, hatta Arapça bile bilmeyen Türkiyeli bir gazeteci olarak gittin Suriye’ye. Nasıl adapte oldun? Nelerle karşılaştın? 
Hediye Levent: Valla hiç kolay olmadı. İlk zamanlar bir sürü zorluklarla da karşılaştım. Hatırlamak bile istemiyorum. Bir sürü problem… O zaman Anadolu ajansı için çalışıyordum. Ofis kurma aşaması sıkıntılıydı. Bağlantı kurma aşaması sıkıntılıydı. Ajansın ilk muhabiriydim burada ben. Benim dışımda şimdiye kadar bir muhabir de gelmemişti. Bir sürü sıkıntıyla karşılaştım. Farklı bir kültür, farklı bir ülke… Bir de ben Ankara’dan gelmiştim sonuçta,  standartlar tamamen farklı. Diğer taraftan gazeteci olarak da bir sürü sıkıntıyla karşılaştım. Burada zaten bir basın yoktu, insanlar basına, gazeteciye çok alışkın değillerdi. Turiste alışkınlardı sadece. Bir sürü yabancı turist geliyordu çünkü. Ama basın, gazeteci dendiği zaman orada duruyorlar, yaklaşımları hemen değişiyor. Sağlıklı veri akışı sağlayamıyorsunuz. Mesela Dışişleri Bakanlığı’nda düzenli basın toplantısı savaştan sonra başladı. Kurumlarda böyle bir alışkanlık, böyle bir kültür yok. O kadar çok sıkıntı vardı ki anlatacak… Yani şimdi burada iki dakikada özet geçilebilecek gibi değil.
Sinan: Türkiyeli olman nedeniyle güvensizlikle karşılaştın mı? Tamam, ilk gittiğin dönemde iki devlet arasında flört vardı, “Kardeşim Esad” dönemiydi ama… Sonra? Halka yansıdı mı bütün bu süreç?
Hediye Levent: Halka tabii ki yansıdı. Halk da ‘’ Aa biz de artık dışarıya açılıyoruz, Türkiye aracılığıyla dünyaya açılıyoruz” falan diyordu tabii ama iki halk birbirini pek de tanıyamadı. Sağlıklı bir ilişki kurulamadı. Çok janjanlı, yaldızlı bir tanışma oldu sadece. Orada bitti, devamı gelmedi. Aslında Türkiye'de genelde "Türkiye Suriye ilişkileri AKP ile başladı" diye anlatılsa da, Suriye'dekiler eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Hafız Esad'ın cenazesine gelmesi ile başladığını söyler. Suriyeli bir arkadaşım Sezer'in ziyaretini "yıllar sonra Türkiye'den bir cumhurbaşkanı Suriye'ye gelmiş, düşünsene tarihi bir an! İnsanlar Sezer'i görmek için ağaçlara, duvarlara çıkmıştı. İnanılmazdı!" diye anlatmıştı. 
Sinan: Devlet düzeyinde bir tanışma oldu yani?
Hediye Levent: Evet, halk sonuçta Türkiye’yi bilmiyordu hiç. Abuk sabuk sorularla karşılaşıyordum. Hala da karşılaşıyorum.