Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

"ÇÜNKÜ İDEOLOJİLER, ELİNİZE SİLAH ALDIĞINIZ ANDA KAYBOLUR! İDEOLOJİK SAVAŞ DİYE BİR ŞEY YOKTUR!"
MİA- Yavaş yavaş bu bölümün sonuna doğru gelirken biraz güncele bağlayalım: “Her Partiye Bir Ordu” yazınızın son paragraflarından bir tanesinde diyorsunuz ki; “Türkiye artık kendi özel güvenlik oluşumlarını kuran ve devlet kaynakları dâhil bütün kaynakları da kullanarak bir şekilde bu silahlı güçleri gündelik hayatın içinde tutmaya çalışan siyasi oluşumların olduğu bir ülke.” Şimdi buradan, AKP’nin kendi söylemlerinde, başlangıçta Davutoğlu’nun açıklamalarında yer alan ‘Bir grup öfkeli genç insan’ olarak nitelendirdiği IŞİD’e verdiği açık destekten çokça söz ediliyor. Bunun hem dünya genelinde, hem de Türkiye özelindeki gidişatı nedir? Bir de bağlantılı olarak sonunda yorumunuzu alabilirsem sevinirim: “Bizim bir gün Türk İslam Cumhuriyeti” olma riskimiz var mı, hala var mı veya böyle bir süreç görüyor musunuz? Hem dünya genelindeki hem de bizden örneklemelerle verebilirseniz sevinirim. 

SEDAT ARAL: Şimdi, “Her Partiye Bir Ordu” ilginç bir yazıydı, yaptığım işlerin altında kalan bir tortu gibiydi. Çünkü Türkiye’nin MHP ile girdiği bir yol vardı, “Milisi olan, paramiliteri olan bir siyasi hareket tarzı” oluşmaya başlamıştı. Bunu devlet kullandı. Sonra karşımıza PKK çıktı. PKK’nın 1980’lerin sonunda siyasi grubu oluşmaya başladı. Bu siyasi grup meclise girmeye başladı. Meclise girdiğinde aynı zamanda normalleşmeye de başladı; “Birtakım milletvekilleri ve bir silahlı örgüt”. Bu silahlı örgütün formu, ne kadar iyi olduğu, ne kadar kötü olduğu, bunları tartışma konusu yapmak istemiyorum zaten. Tartışmamızın konusu da o olmayacaktır, hiçbir zaman olmayacaktır belki de. Bana göre her silahlı siyasi örgüt halka karşı bir çıkış yapma, baskı yaratma kapasitesine sahiptir. Elinde silahı olan her örgüt –Askeriye dahil olmak üzere- bu kapasiteye sahiptir. Şimdi Türkiye’de tartışmamız gereken buydu, bu tartışılmadı. Irak’la beraber gördük ki diğer partiler de kendilerince birtakım sistemler oluşturmaya çalıştılar. Tabii ki geri tepti. Nedeni de, tutamadılar. Çünkü silahlı örgütlerin şöyle bir durumu var: “Eline silah verip adam öldürmeye gönderdiğiniz adam; normal, sağlıklı düşünen bir adam değildir.” Askerlerin genelde sağlıklı düşünmesinin nedeni, askerler bunun karşılığında statik bir işe ve maaşa sahiptirler ve emekli olurlar. O yüzden anti-militaristlerin birçoğu askerleri başka bir kapasitede düşünür, süreç üzerinden düşünür. Ama bir milisin ne yapabileceği başında sabit değildir, sonunda sabit değildir. Elinde bir silahı vardır, o yüzden milistir. O örgüte bağımlılığı olduğu sürece o örgütün direktifleriyle gelir, gider. Sonradan neye dönüşür? MHP’nin adamları mafyaya dönüşmedi mi sonradan? Asker mafyaya dönüşmedi. Asker “Emekli asker” olarak kalıp Orduevi’ne gitti. Yüzdü, ailesini çoluğunu çocuğunu getirdi, emekli olduğu için de çok sevinçliydi. Ama MHP’nin silahlı militanları ne oldu? Hepsi İstanbul’un çeşitli köşelerinde mafyaya dönüşmeye başladı. Şimdi bu son, aynı kader PKK’yı da bekliyor. Ya da IŞİD’ın buradaki adamlarını da bekliyor. Çünkü bir gün bu fonksiyon bitiyor ve elinizde bir silahınız var, yapabildiğiniz tek şey insanları yok edebileceğinizi göstermek.  Çünkü ideolojiler silahı elinize aldığınız anda kaybolur. İdeolojik savaş diye bir şey yoktur. Bu fiziksel olarak da böyle kabul edilir, çünkü bir gerillanın ortalama yaşama süresi 8 yıl civarındadır. 8 yıl sonra gelen zaten ideolojiyi falan unutur. 
MİA- “Biz bu harekete neden başlamıştık?” çok geride kalır.
SEDAT ARAL:  Tabii ki kalır! Ben Lübnan’da dolaşırken sorardım; AMEL’in (Şii Emel Örgütü)  veyahut da diğer birtakım örgütlerin adamlarına “Niye savaşıyorsun?” diye, cevabı yok, çünkü bilmiyor. Çünkü onu alan adam da bilmiyordu, ilk başta bir yerlerde bir adam vardı, o adam biliyordu niye aldığını, o da öldüğü için bilen kimse yok.
MİA- Soruda kastettiğim ana detaya dönelim, Paris Katliamı’ndan sonra da bizim Konsolosluğun önünde yapılan gösterilerde vardı: Yurtdışındaki algı sanki AKP=IŞİD gibi bir noktaya kadar gitti. Bu bizi nereye götürür? 
SEDAT ARAL: Size şöyle bir şey anlatayım; bir sürü İngiliz vardır IŞİD’in içerisinde, bir sürü Hollandalı ve Alman vardır. İngiltere’de 30 metrede bir, göz aralığınızdan sizi tespit eden kameralara takılırsınız. Yani bir km’lik yürüyüş sırasında en az 15 defa kimliğiniz tespit edilir. Türkiye’den gelip geçiyor, IŞİD’a gideceği bekleniyor. Sonra İngiltere’ye geri gidiyor, tekrardan tespit ediliyor adamın görüntüleri. Oysa Stop&Search var, anti-terör kanunu var İngiltere’de. İngiltere durduramıyor ise Türkiye nasıl durdursun? Türkiye’ye turist olarak geliyor adam. Yani turist adamı alıp da tutuklayacak halin yok. İkincisi; başka bir şey daha var, Türkiye’de bir yabancı tutuklandığında -şimdi IŞİD olduğu için buna hassasiyet gösteriyor insanlar- 1,5 yıl önce iki tane turist İzmir’de tutuklandığında medya ne gibi tepki gösteriyor? Medya’da “Turistlere bilmem ne oldu” diye verildi. Bakın Antalya’da otele geliyorlar IŞİD’lılar, polis baskın veriyor, bunlar kavga mı ediyor ne, Antalya’daki lokal gazeteler “Turistlere saldırı” diye veriyor haberi. Hayattaki tüm açmazlar nereden baktığınıza bağlı; ya dikeydir ya da yataydır hayattaki problemler. Türkiye’de bizim bir sorunumuz var, maalesef yine entelektüellerle ilgili bir sorun. Sınır kapısı açılsın, mülteciler geçsin diye nasıl baskı yapılıyordu, hatırlıyor musunuz? İyi de, sınır kapısı açıldığında IŞİD’çılar da giriyor. Sonra da diyorsun ki “Sınırları kapat alçak herif, IŞİD’çılar giriyor şimdi.” Sen devletsin, ne yapacaksın? Şimdi devletle entelektüel arasında bir savaş var. Bu devletle entelektüel arasındaki savaşta asıl kurban olan yaşamın kendisi. Çünkü entelektüel de nerede durduğunu bilmiyor. Basının kahraman olarak ilan ettiği Putin Ukrayna’da yüzlerce insanı öldürdü. Onun gerisine gidiyorsunuz, Kafkaslar’da herhalde yüz binin üzerinde insan öldürdü. Yani ne farkı var Allah aşkına? 
MİA- Sabahtan akşama kadar Putin güzellemesi okuyoruz bu aralar, niye? Çünkü Erdoğan’la uğraşıyor.
SEDAT ARAL: Ben Çeçenistan’da da kaldım, bir dönem. Groznia’da, savaşı izlemek için. Dakikada 74 tane havan iniyordu. Flat bombardıman yapıldığında 4 saat sürüyordu, ayakta bina kalmamıştı. Groznia nasıldı biliyor musunuz, Dresden gibiydi, sıfırlanmış, yükselti kalmamıştı şehirde. Bunu da Putin yaptı. Provokasyon ustasıdır kendisi.