Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

"HAYATIN KENDİSİNİ ÇOK KESKİN ŞEYLERLE AYIRMAYA ÇALIŞIYORUZ AMA O KADAR KESKİN DEĞİL HAYAT"

MİA- Gayet net bir laiklik tarifi oldu! Biraz güncele gelelim: Hiç bilmeyen, hiç duymamış birine anlatırmış gibi anlatır mısınız lütfen? Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adıyla kurulmuş ve sonrasında; biraz kendilerini yarattığı, biraz dünya basınının, Batı’nın oluşturduğu bir imaj ile vahşi, kafa kesen, katliamcı, teröristlere dönüşmüş bir IŞİD var. Genel anlamda IŞİD nedir, kimdir? Eylemlerini göz önünde bulundurduğumuzda, dinin ilk çıkış kurallarına daha sadık kalmaya çalışan, Batı’ya karşı Cihat anlayışını savunduğunu iddia eden bir yapılanmadan bahsediyoruz. Peki bu gidişat dünyayı dönüştürmek anlamında bir yere gider mi, nereye götürecek IŞİD bizi?

SEDAT ARAL: Şimdi IŞİD’i herhangi bir din formundan bağımsız olarak ele almak gerekiyor. IŞİD Kur’an’ı harfiyen uygularken bir sünnet ve mezhepsel farklılıkları gözetmiyor. Oysa Ehli-i Kitap denilen bir şey var!, Yani kitabın ehli, kitaba vakıf olan veya kitabı yaşayan. Ama tabii adamların yorumunda bir problem var. Çünkü Kur’an’daki bazı anlatılar, hatta bütün din kitaplarındaki anlatılar metaforiktir. Bu metaforizmi gerçeğe yansıttığımız zaman acımasız idamlar ortaya çıkıyor. 
MİA-Tam da bu işte.
SEDAT ARAL: Evet tabii, çünkü kafa kesme, insan öldürme yok ki İslam’da. , İslamiyet’te insan öldüremezsiniz siz. Tanrı’nın verdiği canı alamıyorsunuz. Felsefi anlamda Tanrı’nın verdiği canı sadece Tanrı alabiliyor. Birtakım cezalar verebiliyorsunuz. Karşılıklı kısas var, kısasta birini öldürdüğünüzde o taraf sizi öldürme hakkına sahip oluyor. Bu beşeri bir şey. Ama sadece orada, ölüm-öldürme olayında uygulayabileceğiniz bir şey.
MİA- Yani bir cezalandırma olarak bir öldürmekten bahsedemiyoruz?
SEDAT ARAL: Ceza değil, cezanın karşılığı olarak öldürmeden bahsediyoruz. Yani sen birisini öldürüp ceza vermişsin, onun da karşılığı ölüm oluyor. Kısasa kısas denilen bir hikaye var İslamiyet’te. İslamiyet’te kendi kendini sürekli toparlayan bir yapı var. Birtakım cezaları öngörüyor, fakat ondan sonra bağlayıcı hükümler var, diyor ki; “hayır sen insanı öldüremezsin, insana kötü davranamazsın, insanla paylaşmak zorundasın”. Bir sürü iyi şeyin yanında beşeri kanunlar veriyor. İnsanların birbirleri üzerine, nasıl hukuk kuracaklarının kodlarını veriyor. Fakat buradaki sorunlardan bir tanesi yine yorumlama sorunu: Diyelim ki Taliban veya İslami Cihat veyahut da işte IŞİD. IŞİD, İslami Cihat köklerinden geliyor ve o köklerden gelen bütün sorunları da beraberinde getiriyor. Birkaç kişinin İslam’ı yorumlayıp tercüme etmesinden kaynaklanan sorunlar var. O sorunlar olduğu gibi taşınıyor. Bütün dinlerde aynı bu, Hristiyanlık’ta da aynı; 500. yılda yapılmış bir hatayı 2000 yılına taşıyor, ne kötüdür ki değiştirilemiyor içindeki bilgi. Ha, o doğru yorumlamayı, uyumu kim yapar, toplum yapar sonuçta. Toplum nasıl yapar bunu? Din ve yaşamsal olayları birbirinden ayırarak yapar. Yaşam bu, şimdi Kur’an’da şöyle bir şey de söylüyor, Peygamber’in hadislerinde de geçiyor zaten: “İşi ehline verin” diyor. Peygamber’in hayatında örnekler var, tabii tarihsel gerçeklerle de uyuşanlar var, 10’a yakın Hadis’in gerçek olduğu düşünülüyor, İslam tarihindeki en etkin bir tanesi de şu; Kabe’nin anahtarı. Kabe’yi fethediyorlar, Kabe’nin anahtarı kapıcı bir Pagan ailenin elinde, onlarda duruyor anahtarı. Ali’yi gönderiyor, Ali de 17-18 yaşlarında o sırada, bir asker o sırada... Koşuyor anahtarı almaya gidiyor, “vermem” diyor pagan kapıcı! Kılıcını çıkarıyor Ali, “ben sana getir dedim” diyor ve adam getiriyor anahtarı. Kapıyı açıyorlar, yapacaklarını yapıyorlar, putları yıkıyorlar işte, sonra çıkıyor, kapıyı kilitliyor, sonra anahtarı yine aynı adama veriyor Ali... Çünkü diyor, “o işin ehli o.” Bizim coğrafyamızda ise ciddi bir keskinleşme var. Medya başlığında da konuşuruz bu konuyu, çünkü bu keskinleşmenin ayaklarından birisi medya. Her şeye siyah-beyaz olarak bakıyoruz. Aslında bir sürü gri var içerisinde. Hayatın kendisini algılamakta zorlanmaya başlıyoruz ve coğrafyanın en büyük sorunlarından bir tanesi bu: Hayatın kendisini çok keskin şeylerle ayırmaya çalışıyoruz, ki o kadar keskin değil bu hayat. O yüzden de git gide bir taraf yaşamaktan uzaklaşıyor, intihara meyilli bir hale geliyor, diğer taraf da herkesin ölmesini bekleyen ve onların mallarıyla zengin olmaya çalışan kapitalist bir zihniyete sahip oluyor.