Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

"Kapitalizm dini çok haşin ve sert biçimde kullanıyor..."
MİA: Siz de uygun görürseniz, sohbetimizi iki bölüme ayırmak isteriz. İlk konu başlığımız; dinlerin çatışmacı yapısı ve terörizm, uzantılarıyla bu güne kadar nasıl geldiğimizi konuşmak istiyoruz, ikinci başlığımızda ise “Ne olacak bizim bu medyamızın hali?” diyeceğiz. 

SEDAT ARAL: Tabii başlayalım, konular uzun. 
MİA: İnsanlığın ortaya çıkışından itibaren, küçük-büyük savaşlarla dinlerin bağlantıları düzleminden bakarak, sizin değerlendirmenizle bir özet alabilir miyiz? 
SEDAT ARAL:  Şöyle başlayayım: Dinlerin savaşçı yapısı yok aslında. Dinlerin kendisinin, daha doğrusu kutsal kitapların bir savaşçı yapısı yok. Aslında daha fazla barışçı, uzlaşmacı bir kültür içeriyor dinler. Bir kısmında tabii ki yoruma bağlı olarak, sertlik ve radikalizm sezinleniyor, ama o radikalizmi önleyen başka ayet veya kanunlar da vardır. Asıl sorun dinlerin yorumlanmasında ortaya çıkıyor. Yani İslam’da fıkıh, Hristiyanlık’ta ise ruhban takımının yorumları önemlidir. Yahudilik’te ise başka bir formda ruhban takımının, hahamların, yani Tanrı adına konuşan ruhban sınıfının tavrı önemlidir.  Animist vePaganlar’da bile, büyücüler ruhban topluluğunu oluşturur.  Aslında din tek başına bir şeyin sorumlusu değil. Ben dinleri genellikle devlete benzetiyorum. Devletler bir aygıttır, din de bir aygıttır, birtakım maddelerden oluşan bir silsile. Eğer küçük bir toplumda ve o topluluğun kurallarını oluşturan dinlere göre yaşarsanız  gayet de rahat ediyorsunuz aslında, bir sorun yaşamıyorsunuz. Çünkü dünyada olup bitenlerden de haberiniz olmuyor zaten… Ama kocaman bir metropolde, dünyayla iletişim halinde bir toplulukta insanların tek tip olması mümkün değil, bunun yürümesi imkânsız. Dünyada dinlerden ziyade dincilerle ilgili problem var. Bu nedenle din radikalizmiyle ilgili yapılan yorumlar eğer sadece İslam’ı baz alarak ve İslam’a karşı yapılıyorsa bunu haksızlık olarak görüyorum. Zira durum Hristiyanlık’ta da daha farklı değil. Sadece tek tanrılı dinler de de değil… Mesela Hindu'larla Sih'lerin yüzlerce yıllık çatışmaları vardır, hala da sürer. Bu çatışmalarda binlerce insan ölür ve o coğrafya hala ciddi gerilimin olduğu bir coğrafyadır. Öte yandan Kamboçya -Vietnam- Myanmar bölgesinde, Budistler ve Müslümanlar arasında yüzyıllarca süren kanlı savaşları vardır.  Hatta o huzur dolu denilen Budistlerin bir de savaşçı kastları var ki, onlar da çok gaddar olabiliyorlar sonuçta. Avrupa’ya bakarsak; Avrupa’da ‘dinler ve mezhepler savaşının bitimi’ diye bir şey yok zaten, yani kimse bittiğinden söz etmiyor, sadece bir uzlaşma yaşanıyor. Bu uzlaşmanın da son noktası “Good Friday Agreement” (Hayırlı Cuma Anlaşması) dedikleri, İngiltere ve Kuzey İrlanda’da çatışan güçler arasında yapılan 10 Nisan 1998’deki, Belfast Good Friday Anlaşması. Katolik İrlandalılar ile Protestan İskoçlar arasındaki bir çatışma durumu, aslında siyasi değil de din temelli bir çatışma., Protestan-Katolik çatışması. Bu çatışmada İngiltere ve Kuzey İrlanda’daki Protestan İskoçlar bir bloğu oluşturuyor, karşılarındaki blokta ise İrlanda Kurtuluş Ordusu var, Katolik İrlandalıları temsil ediyor. IRA’nın Marksist veya Sosyalist olduğu söylenir. Hayır, IRA Katolik bir örgütlenmedir. 
MİA- Burada bir ara başlık açmak isterim; az önce verdiğiniz örnekte olduğu gibi, İslam dışında kalan diğer dinlerde bu çatışmalar zaman içinde giderek daha aza inmiştir., Peki İslam’da günümüze kadar artarak devam etmesini ‘İslam’ın hafızasızlığı’ gibi yorumlamak mümkün müdür?
SEDAT ARAL: İslam’da içten içe değişmezlikle ilgili bir problem var. Daha doğrusu yorumlanması ile ilgili ciddi sıkıntılar var. “Diğerleri kendilerini törpülemiş” fikrine katılmıyorum. Çünkü Batı’nın bizim duymamızı istediği şeyler başka: Dinler değil ama, ruhban sınıfı;  yeni veya eski fark etmiyor, her zaman kapitalizmle iç içe olmuştur. Bu Haçlı Seferlerinde de aynıdır, dinsel imparatorlukların gelişmesinde de aynı şekildedir. Bugün eğer Himalayalar’da Ortadoğu’daki kadar petrol çıkıyor olsaydı bu “turuncu elbiselilerin” ne kadar korkunç şeyler olduğu anlatılırdı medyada. Çünkü benzeri çatışmaları orada da görüyoruz. Asya’nın birçok yerinde Budistlerle diğer klanların, diğer dinlerin çatışmaları var. Hindistan’a baktığınız zaman koca kıtada Sih Savaşları 2000’lere kadar sarkan çok ciddi çatışmalardır. Burada ölen insanlar en az şu an hayatını kaybeden insanlar kadar... Sadece algımız şu anda Ortadoğu odaklı olduğu ve Ortadoğu’da İslamiyet hakim olduğu için bu biçimde şekilleniyor. Birçok analist, konuşmakta çekimser kalırlar ama aslında sorun; Din kapitalizm tarafından çok haşin ve çok sert şekilde kullanılıyor. Latin Amerika problemine baktığımız zaman; Latin Amerika’nın emperyalistlerle ilgili sorunlarını çözerken en çok yardım aldığı şey, dini değil ama ruhban takımını git gide azaltmak olmuştur. Bugün hala Küba’da Katoliklik önemli bir şeydir. Ama Küba’da ne oldu? Devlet ruhban sınıfını açığa aldı, O yüzden de Küba’da çatışmasız, daha yumuşak, İsa’nın yarattığı bir şekilde, İsa’nın peygamberi olduğu bir din kullanıyor. İnsanlar daha barışçıl, çünkü İsa barışın üzerinde duruyordu. Hz. Muhammed de barışın üzerinde duruyor aslında. Kur’an’ı okuduğun zaman insanlar arası hukukun düzeltilmesi hedefleniyor. Ancak ardına geçtiğinizde, politik bir yapı ile karşılaşıyoruz. Peygamberin ölümünden sonra oluşan politik yapı, “Zengin Şam”-“Fakir Güney (Basra)” arasında geçen bir çatışma. Şam çok zengindir, Ebu Sûfyan Ailesi’nin yaniEmeviler’in egemenliği vardı Şam’da. Güney’de kalan topluluk ise, fakir topluluk. İslamiyet ne zaman, nasıl radikalleşir dediğimizde Hz. Muhammed sonrası din siyasetine ve “Hariciler” faktörüne bakmamız gerekir. Hariciler de İslam’da siyasi bir faktör olarak, isyancı rolünü yerine getirir. 
MİA- Bu mezheplerin yaşadığı çıkar çatışmaları aslında bu şiddetin artmasında ana etken diyebiliriz o zaman?
SEDAT ARAL: Tabii, bütün olay şu; dinin bir şekilde ruhban gücünü, yani peygamberlerin ve çevresindeki adamların gücünü dönüştürmesinden bahsediyoruz. Hicret dediğimiz şey Ebu Bekir ile Hz. Muhammed’in göçüdür. İki kişinin göçünden bahsediyoruz, bir üçüncü kişi yok ortada. Bu iki arkadaş birtakım şeyleri düzeltmek için yola çıkıyorlar. Zamanlamasına baktığında, Kur’an’ın işlevsel hale geldiği zamana yani, ciddi bir devrimci ideoloji ile karşılaşıyoruz aslında. Köleliği düzenliyor, alışveriş kanunlarını düzenliyor, insanların yaşantılarında nasıl bir hukuk olacağını düzenliyor. Bahsettiğimiz tarih bitimi 7. Yüzyıl. Şimdi baktığınız zaman o dönem için inanılmaz bir gelişme. Fakat düzeltme yapılmasını engelleyen bir unsur var; onlar da diğer dinlerde olduğu gibi ruhban sınıfı. Hristiyanlık da aynı şekilde gelişiyor: İsa’nın hayatına baktığınız zaman, İsa’nın kavgasının başlangıç nedeni tapınak. İsa bir din adamıdır. Tapınak ise, paranın döndüğü bir merkezdir. Siz onlara altın verirsiniz, onlar yani tapınak size gümüş para verir, onunla güvercinlere yem alırsınız, çünkü tapınaktaki güvercinlere yem vermek gerekir.  Bakın, tapınak o kadar üçkâğıtçı ki, altını alıyor, size gümüş veriyor yerine. Bu bir ekonomik problem. Hristiyanlık dediğimiz bütün olgu, İsa’nın o yem kutusuna attığı tekmedir. Bu da bir isyan, başkaldırıdır. Bütün dinlerde aslında isyan vardır,  devrimci bir etken vardır. Türkiye gibi ülkelerde anlaşılmayan, ya da uzlaşmanın önünü kesen unsurlardan bir tanesi bu bence… Eğer kendi içinde özgürlük kavramını tartışıyorsak dinlere de bir yer vermek zorundayız. İnananlar da olsun! Bu, onların kendi bilecekleri iş, karışamazsın ki? Dinlerin de kendi zamanlarında başardıkları çok ciddi birçok olgu var. Ayrıca dinsizlik her toplumda çok iyi etki etmiyor sonuç olarak, çünkü zamanında kanunların yetmediği yerler var, hukuk sisteminin yetmediği bir alan var, ona yön verebiliyor. Ortadoğu bunlardan bir tanesi, Güneydoğu bir diğeri. Örnek vereyim, Japonların Şinto dinindeki sertliğe baktığınız zaman Şinto-fobik olursunuz. İnanılmaz, akıl almaz sert bir dindir, çünkü ölümle yaşam arasında hiçbir farklı ceza yok. Ceza vermek kavramı sadece yaşamaya izin vermek veya öldürmek üzerinden geçiyor. Borneo’da yaşayan Animist gruplar vardır, biz çok fantastik buluruz, oo harika dinlere bakın! Ya da çok Tanrılı veya Pagan dinlerde, onlarda da sertlik çok fazladır. Bu nedenle, benim dinsel radikalizmi yargıladığım yer dinlerin içerisinde değil, dincilerin içerisinde.