Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Polislerin tepkisi nasıl? İlk karşılaştıklarında ne tepki verdiler?
Mihalis: (Gülüyor) İki tarafın polisi birleşip, “ne yapabiliriz, nasıl atabiliriz bu çocukları buradan” diye kafa yordular… Kuzey’de de Güney’de de sokakta içki içmek yasak aslında. Fakat burada sokakta içki içiliyor ve bir şey yapamıyorlar. Çünkü ne Türklerin ne de Rumların bulunduğumuz bölgeye müdahale hakkı yok.
Sinan: BM askerleri?
Turgut: Onların adı üstünde: “Barış Gücü”… Barış isteyen insanları buradan atmaya kalkamazlar. Öyle bir şey yapmaya kalkarlarsa, BM de barış istemiyor demektir (Kahkahalar)
Mihalis: Bizim burada ne bir şiddet, ne bir silah, hiçbir şey yok. O açıdan da buradaki yaşam alanı polise, orduya ihtiyaç duymadan da yaşanabileceğini gösteriyor bence… O yüzden buranın bir parçası olmak benim için önemli. Burası gösteriyor ki, yaşam alanlarının polise, orduya, militer güçlere ihtiyacı yoktur. İnsanların korunmak için bu güçlere ihtiyacı yok. Bakın biz burada gayet korunaklı biçimde yaşıyoruz. Polisimiz, askerimiz yok. Öyleyse ulusların neden var? Neden ulusların, devletlerin polise, orduya ihtiyacı var? Bizim yok işte? Burada bunu söylüyoruz… Böyle şeylere ihtiyaç olmadığını söylüyoruz…
Sinan: Herkes sizin gibi tası tarağı toplayıp ara bölgeye yerleşemeyebilir. Ama Kuzey’de ve Güney’de bu eylemi yaygınlaştırabilmek pekâlâ mümkün… Düşünüyor musunuz bu tür şeyler?

Nuri: Kesinlikle olması lazım! Olması da gerekir. Bu eylemin büyümesi lazım… Yoksa bir süre sonra buradaki insanların dayanacak gücü kalmayabilir.
Turgut: Bence de kesinlikle büyümesi lazım. Zaten burası o açıdan da önemli. “Bir şey yapıp burayı dağıtmamız gerekir” fikriyatı içinde hareket eden güçlerin, Kuzey’deki devletin, Güney’deki devletin, Birleşmiş Milletler’in ezberini bozan bir eylem yapılıyor burada. Sevginin ve barışın eylemi bu. Bunun Ada geneline yayılması lazım. Buranın bir şekilde büyümesi lazım!
Mihalis: Bu alanların farklı ara noktalarda, ara bölgelerde büyümesi, gelişmesi lazım. Bir başka grup bir başka geçiş noktasında yapabilir. Tabi ihtiyaç meselesi de var. Şu an bu alana sığacak kadar çadırımız var, yarın Kuzey’den 5 tane daha, Güney’den 10 tane daha gelince, bu alanda durabilecek daha fazla bir alanımız olması gerekir. Zamanla oturup tartışmamız gerekir ki BM alanı içerisinde mi ilerleyeceğiz, Kuzey’e doğru mu ilerleyeceğiz, Güney’e doğru mu ilerleyeceğiz?
Sinan: Belirli bir hiyerarşik yapılanma var mı? Mesela sözcünüz ya da ne bileyim bir tür yönetim organınız?
Mihalis: Hayır hayır kesinlikle! Burası bütün hiyerarşilerden uzak bir yaşam alanı.
Turgut: Geçen ortak olarak yaptığımız toplantıda medyadan sizin gibi gelen bireylerle röportaj yapılıyordu. İşte bir fikir atıldı ortaya, medya temsilcisi gibi birkaç sözcü belirleyelim, onlar konuşsun falan diye… Tabi bu hemen reddedildi ki bence de reddedilmesi gerekirdi. Çünkü ben buraya bireysel olarak geldim. Buradaki varlığım tamamen kendi duruşumla, kendi algımla ilgili bir şey. Komünün tamamı adına ne ben ne de bir başkası konuşamaz. Hepimiz farklı siyasi görüşlerden gelen farklı bireyleriz. Örneğin ben çıkıp Komün adına konuşmaya kalksam elbette Marksist bakış açısıyla bir değerlendirme yapmış olacağım ve bu buradaki bir başka katılımcıyı rahatsız edecektir. Bu nedenle mümkün değil böyle sözcülük gibi mekanizmalar…
Sinan: Peki herhangi bir müdahale olasılığı var mı? Bekliyor musunuz böyle bir şey?
Turgut: Ben öyle bir şeyin olabileceğini düşünmüyorum. Şu açıdan, zaten Türk polisi giremez, Rum polisi de giremez bu alana.
Sinan: Ama “yaşam alanınız” genişlerse?
Turgut: Genişleme durumunda tabii ki olabilir ama şu şartlarda sadece BM müdahale edebilir ki o da edemez. Çünkü onun da gösterebileceği bir sebep yok… Niçin müdahale edecek ki buraya? Barış istiyor buradaki insanlar. O yüzden ben bir müdahale beklemiyorum. Ama eğer büyürse burası ve eğer Kuzey’e doğru ya da Güney’e doğru bir büyüme kararı alınırsa herhalde ki bir reaksiyon verecekler.

Sinan: Temel ihtiyaçlarınızı nasıl karşılıyorsunuz?
Turgut: Buranın katılımcılarının bireysel imkânlarıyla… Örneğin işte ben gelirken sigara alıyorum, işte bir başkası patates, bir başkası su getiriyor falan… Bu şekilde dönüşümlü olarak karşılıyoruz ihtiyaçları. Tabii bir de ihtiyaç listemiz var panoya astığımız. Sadece bu ihtiyaçlar da değil. Burası aynı zamanda bir eğitim alanına da dönüştü. Mesela Kıbrıslı Rumlar Türklere Rumca, Türkler de Rumlara Türkçe öğretiyor. Mihalis te öğretiyor ve öğreniyor. Elektrik ihtiyacımız var ama kış ortamında olduğumuz için buzdolabına ihtiyacımız yok (gülüşmeler).
Nuri: Ateş yakıyoruz. Her iki taraftan da Lefkoşa sokaklarını temizlediğimizi düşünüyorum bu açıdan. Ortalıkta çer çöp ne varsa toplayıp yakıyoruz akşamları.
Mihalis: BM bu ateş yakma işine itiraz etti önce. Astımı olan biri, bu ateşten rahatsız olduğunu bildirmiş, bu yüzden BM sağlığa zararlı olduğu gerekçesiyle ateş yakmamızı istemedi. Hayranım BM’in hayal gücüne! (Gülüşmeler) Örneğin binalar içinde dolaşmamızı da istemiyorlar. Mayın olduğunu söylüyorlar ama köpeklerimiz dolaşıyor binaların içinde. Mayın olsaydı patlardı değil mi?