Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Burada olma kararı nasıl alındı peki?
Mihalis: 15 Ekim’de küresel çapta gerçekleştirilen Wall Street eylemcilerinin gerçekleştirdiği “İşgal Edelim” çağrısına uyarak Elefteria Meydanı’nda başlattık bu eylemi. Birkaç hafta sonra Kıbrıs sorununun bu eylemin itiraz ettiği şeylerin bir parçası olduğunu fark ettik. Elefteria Meydanı’nda küresel sistemi hedef alan bir eylem başlatmıştık ve hepimiz Kıbrıs sorununun da küresel sistemle ilişkisi olduğunu düşünüyoruz. Kıbrıs’ın jeopolitik konumu nedeniyle küresel sistemin çıkar ilişkilerine dayalı olarak bölünmüş olduğuna inanan bireyleriz. Bu nedenle Kıbrıs sorunu ve Kıbrıs’ın bölünmüşlüğü ile ilişkili olarak eylemi buraya taşımaya karar verdik. 10 gün önce 1 gece boyunca burada kaldık ve o geceyi burada geçirdikten sonra “neden eylemi sürekli burada yapmayalım ki?” diye düşünerek devam ettik.
Sinan: Ya sen Turgut? Buraya katılma kararını nasıl aldın?
Turgut: Küresel çapta böyle bir çağrı olduğundan haberdardım, sosyal medyadan. Birkaç hafta da Facebook üzerinden takip ettim nedir argüman, ne talep ediyor bu adamlar diye… Kendi tahlilimi yaptım doğal olarak katılmadan önce. En sonunda, gerçekten bu ülkenin en fazla ihtiyacı olan şeyin bölünmüşlüğe birlikte itiraz olduğunu da hesaba katarak, eylemin doğruluğuna karar verdim. Küresel işgal çağrısı karşı duramayacağım bir çağrıydı. Mihalis’in de dediği gibi, burası çok samimi olduğumuz bir yer.

Nuri: 10 yılı aşkın bir süredir politikanın içerisindeyiz ve katılmadığımız eylem kalmadı neredeyse. Ancak kendimi ilk kez bir yere bu kadar ait hissediyorum.
Sinan: Hepiniz bireysel olarak katılıyorsunuz ve Güney’den ya da Kuzey’den herhangi bir örgüt ya da parti başı çekmiyor?
Turgut: Hayır, herhangi bir örgüt temsiliyeti yok. Ama örgütlerden bireyler katılıyor. Daha önce örgütlerde çalışmış ya da hiç çalışmamış, tamamıyla bağımsız bireyler.
Sinan: Peki Turgut, Kuzey’de bu eylemin nasıl bir yansıması oldu?
Turgut: Tabii öncelikle “marjinaller, radikaller toplanmış, sokak ortasında yaşıyorlar” diye bir algı oluştu sanıyorum. Ancak eylem basında yer aldıkça algı da değişmeye başladı. Başlangıçtaki o “marjinal gençler ateş yakıyor, ara bölgede yatıp kalkıyor” algısı yerini “yahu bunlar belki bir şeyleri değiştirebilirler” düşüncesine dönüştü. Bir tür umut ışığı gibi… Geçen gün Kıbrıs’ta yaşayan bir Alman geldi ve “ben size inanıyorum ve destekliyorum” dedi. Algı değişiyor bence…
Nuri: Medyada lanse ediliş biçimiyle ilgili rahatsızdık. Çünkü çok insani bir şey aslında; bir Kıbrıslı Rum arkadaşımız slogan yazdı duvarlar üzerine “Efes bira içmek istiyorum kimlik göstermeden” diye. Ama bir gazete bunu aldı ve bu bira meselesini ön plana çıkararak sanki buradakilerin tek derdi kimlik göstermeden Efes bira içebilmekmiş gibi gösterdi.
Sinan: Mihalis, Güney’deki yansıma nasıl?
Mihalis: Burada yaptığımız eylem bence iki toplum arasında bölünmüşlüğü sorgulamaya ve birlikte yaşamanın değerini yeniden fark etmeye yönelik yeniden düşünmeye itti insanları. Tabii “çocuklar sokağı işgal etmişler, burada yaşıyorlar” gibi bir yaklaşım da var. Ama güçlü bir sempati var. Mesela Güney’den bir fırın sahibi günlük ekmek ihtiyacımızı karşılayarak destek verdi. Dikkat çekiyoruz artık. Bu eylem, toplumların gözlerini ve kulaklarını buraya çevirmesine yol açıyor.
Sinan: Burası aynı zamanda iki taraftakilerin de geçiş güzergahı. Kuzey’den Güney’e, Güney’den Kuzey’e geçen insanların sizi gördüklerinde reaksiyonları nasıl?
Turgut: Çok fazla insanın dikkatini çekiyoruz haliyle… “Burada ne yazıyor?”, “Bu insanlar ne anlatmaya çalışıyor?” gibi meraklı bakış ve sorularla karşılaşıyoruz. Çünkü gerçekten alışılmışın dışında bir eylem bu ve burada gerçekten bir yaşam alanı oluşmaya başladı. Bazıları doğrudan sormaya çekinse bile duvarlardaki yazılara bakarak oradan çıkarımda bulunmaya çalışıyorlar. Hoşlarına giden bir yazı gördüklerinde veya anlayamadıkları bir şey gördüklerinde de iletişime geçiyorlar. Şu ana kadar hiç olumsuz bir tepkiyle karşılaşmadık. En azından ben karşılaşmadım.