Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Peki sence nasıl bir tecrübe oldu bu eylem Mihalis?
Mihalis: Tabii ki çok önemli bir deneyim benim açımdan. Hem kültürel, hem insani, hem de politik açıdan çok önemli bir deneyim. Dünyanın farklı yerlerinde farklı insanlar farklı tepkiler veriyorlar. Bizim eylemimiz de ses getiriyor artık. Örneğin şu anda İngiltere’de, Londra’da “Occupied Invisible Green Line” diye bir dayanışma eylemi gelişiyor.
Sinan: Senin açından Nuri?
Nuri: Konuşmanın başında da söylemiştim, son 10-12 yılı sayacak olursam belki de ilk defa örgütsel tartışmaların, kavgaların yaşanmadığı; daha fazla samimiyetin, inancın getirdiği bir mücadele bu ve ortada gerçek bir dayanışma ürünü var bence… Bu nedenle benim için çok büyük bir deneyim. Kıbrıslıların bu kadar zamandan sonra ilk defa böyle bir nokta yakalayabilmesi çok güzel ve önemli bir şey… Sadece Kıbrıs Türklerinin ya da Kıbrıs Rumlarının değil üstelik… Burada farklı farklı milletlerden insanlar var. Onlar üzerinde de Kıbrıs sorunu ile ilgili farkındalık yaratması açısından ilginç ve önemli bir tecrübe bu. Benim için de öyle…
Turgut: Benim için çok iyi bir deneyim. Hiçbir zaman kendimi bir yere bu kadar ait hissetmedim. Burada gerçekten politik olarak, Nuri’nin de dediği gibi kısır örgütsel tartışmalardan uzak, samimi bir ortam var. Buradaki insanlar samimi olarak Kıbrıs’ın birleşmesini istiyorlar. Kıbrıs’ın şu anki durumunun, bölünmüşlüğünün hiçbir mantığı olmadığını çok net ve samimi biçimde hissediyor ve bunu ortaya koyuyoruz. Birkaç saatlik bir eylemden değil, insanların günlerdir birlikte yaşamasından söz ediyoruz. Yani insanlar burada bizzat yaşayarak bu sözün arkasında durduklarını gösteriyorlar. Bir açlık grevinden, bir direnişten çok da farklı bir eylem değil bu. Buradaki insanlar birlikte yaşayarak böyle bir şeyin mümkün olabileceğini ispatlıyorlar. Hiçbir eylemi, hiçbir politik söylemi bu kadar sahiplenmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim.
Sinan: Bugün çok ilginç bir destek de aldınız. Türkiye’den, İzmir Ticaret Odası’ndan… Kuzey’den biliyorum, çok çaba sarf ettiler buraya gelebilmek için ve başardılar. Sizi ziyaret ettiler. Ziyaret etmekle de kalmayıp size hayli yüklü sayılacak bir bağışta da bulundular. Nasıl karşıladınız bunu?

Mihalis: İzmir Ticaret Odası ile ilgili çok fazla bilgim yok ama beni rahatsız eden, bize bağış yapmak için buraya gelen kişilerin kameralarla birlikte olaya girmesi, bir anlamda şov yapması… İşin o niteliği beni rahatsız etti ve tabi dediğim gibi örgütle ilgili çok fazla bilgim olmadığı için rahatsızlık duydum.
Sinan: Turgut sen ne düşünüyorsun?
Turgut: İzmir Ticaret Odası zaten bildiğimiz üzere Kıbrıslı Rumlarla en fazla ilişkisi olan Türkiye’deki odalardan bir tanesi. Bu yardımın, bu desteğin bir şov olarak yapılması beni de rahatsız eder. Çünkü Kıbrıs’ta çok hassas dengeler vardır. Örneğin Güney’de bunun anti propagandası yarın öbür gün yapılabilir, işte “Türkiye’den para geldi” gibisinden. Bu açıdan çekincelerim var ama bunun dışında farklı yöntemler izlenerek bu destek sağlanabilseydi tabi ki barışa, Kıbrıs’ın birleşmesine gerek fiili, gerek maddi katkısını koyabilmeliydi.
Sinan: İş adamlarının böyle bir eyleme ilgi göstermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Turgut: Bir birleşmede daha fazla para kokusu duyup da birleşmeyi daha fazla arzulayan bir kurumdur sonuçta… Yani temelinde ideolojik bir birleşme talebi yoktur. İş adamlarının neden birleşme istedikleri ortada. Çünkü Kıbrıs’ın birleştiği koşullarda hem Türkiye’nin hem Kıbrıslı Rumlar’ın hem dünya iş hayatının daha fazla para çekeceğini herkes biliyor.
Haşim: Kendisi söylüyor zaten. Barışa, çözüme gerek yok, ticaret her şeyi çözer diyor. Barış ticaretle birlikte gelir zaten diyor. 92’den beri İzmir Ticaret Odası Başkanıymış, 92’den beri ticaret hacmini geliştirdiklerinden söz ediyor.
Turgut: İki toplum arasındaki ticaretin normalleşmesinden kasıt aslında toplumların ekonomik olarak bağımlı hale gelmesidir bence. Ve bunun Kıbrıs’ta kalıcı çözüme, birleşmeye yarayacağını düşünmüyorum. Artı benim eklemek istediğim bir başka şey daha var: Türkiye medyasında eylemimizin lanse ediliş şekli beni rahatsız etti. Şöyle bir cümle var, gençler Avrupa’daki gibi kapitalizme karşı değil. Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için var orada. Aslında küresel kapitalizmin çıkarlarının bir sonucu olarak Kıbrıs’ın bölünmüş olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla kapitalizme karşı çıkmadan Kıbrıs’ın yeniden birleşeceğini düşünmek doğru değil bence. Eylemimiz bu anlamıyla anti kapitalist, anti militarist bir harekettir.
Mihalis: Bence eylemi sadece “antikapitalist” terimi içerisine hapsetmek doğru değil. Bence kavramlar üzerinde durmamalıyız. Bugünkü dünyanın biraz daha duyguya, biraz daha sevgiye, daha fazla aşka ihtiyacı var. İnsanlar her geçen gün birbirlerinden biraz daha uzaklaşıyorlar. Aynı aile içerisindeki insanlar bile birbirlerini anlayamıyorlar. O yüzden insan olduğumuzu, basit ihtiyaçlarımızın bulunduğunu, bu ihtiyaçlar dahilinde birleşebileceğimizi, birbirimizi sevmemiz, aşık olmamız gerektiğini düşünürsek daha fazla ortak nokta bulacağımıza inanıyorum. Anti kapitalist olmak gerekmiyor illa ki, sisteme karşı çıkmak için. İnsanlar ekonomik temellerde sıkışıp kaldı yıllardır, çünkü duygularımızı kaybettik, sevgimizi kaybettik.
Haşim: Ben 11.11.11 çağrısında Londra’daydım. Orada da siyasi örgütler ön planda değildi. Dünyanın hiçbir yerindeki işgal eylemlerinde siyasi partiler yok. Burada da yok. Bence siyasi partiler, siyasi önderlik olmadığı için buradaki eylem de istenildiği gibi olmadı.

Sinan: Ne açıdan?
Haşim: Kitleselleşemedi. Burada da siyasilerin olmayışından dolayı daha fazla kitleselleşme, topluma yayılma olmadı bence.
Turgut: Daha fazla insanın olması düşüncesi mutlaka var ama eğer buraya örgütler gelip eylemi domine etmeye kalkarsa burası dağılır diye düşünüyorum.
Haşim: Londra’da maksimum 50 çadır var. Brighton’da 15 tane çadır var. Az insan var yürüyen ve hiçbir biçimde siyasi bir yanı yok o eylemlerin. Ama Şili’ye bakın. Öğrenciler yürüdü, darmadağın ettiler ortalığı.
Turgut: Bence burada bir yaşam alanı kurarak insanların bilinçaltına güçlü bir mesaj veriyoruz. Evet biz kendimizi bu şekilde ifade ediyoruz çünkü bundan önce seçtiğimiz ifade yöntemleri bizi bir yere götürmedi ve bu sistemi değiştiremedi. Bu kadar zamandır çeşitli ifade biçimleriyle sistemi değiştirmeyi deniyoruz ama başaramıyoruz. Bu kez farklı bir ifade biçimi seçtik ve istediğimiz hayatı insanlara gösteriyoruz. “Bakın biz böyle bir hayat istiyoruz” diyerek Türk, Rum, Ermeni, Maronit bir arada yaşıyoruz burada. Ben bunun her türlü eylemden daha etkili olacağına inanıyorum.

Gençlerin tartışmaları, kayıt tuşunu kapattığımı fark etmeyecek kadar hararetlendi. Bu, aslında her gece yaptıkları coşkulu tartışmalardan bir tanesiydi. Kayda son verip yanlarından uzaklaşırken, kalabalıklaşarak devam eden tartışmalarını gülümseyerek geride bıraktım. Onlar Ara Bölgenin Haylaz Çocukları… Öyle çok sözleri, öyle çok umutları var ki… Dilerim yaktıkları ateşe benzeyen gençlik coşkuları hiç terk etmez onları… Dilerim sevgili yurtlarına şu an modellemekte oldukları hayatı yaymaya yeterli olur coşkulu mücadeleleri…

 Röportaj Bitti... Umut devam edecek...