Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Sayın Erdoğan’ın bir Suriye saplantısı var?
Mensur Akgün: Bana kalırsa o geçti artık. Bir zamanlar Şam’da Emevi caminde namaz kılma falan bir takım şeyler söyleniyordu ama bunlar geçti. Şunu unutmamak lazım. Bir politikayı sadece sizin yapmanız yeterli değil, aynı zamanda onu meşru gösterecek araçlarla da halka sunmanız gerekiyor. Şu an sizinle bir akademisyen olarak değil de bir siyasetçi olarak konuşuyor olsaydım, bu terminolojiyi kullanmazdım. Kullansam kimse bir şey anlamazdı. Daha basite indirgemem, daha kolay anlaşılabilir hale getirmem gerekirdi. “Emevi camiinde namaz kılma” bana kalırsa bir metafor. Kolay anlaşılabilir, insanları mobilize eden ve o politikaların arkasında durmalarını sağlayan bir şey. Zaten kimse istemiyor ki. Biz Kıbrıs’tan çıkmaya çalışırken Suriye’ye mi gireceğiz?
Sinan: Kamuoyunun AKP’nin Ortadoğu politikasını satın aldığını düşünüyor musunuz?
Mensur Akgün: Düşünmeme gerek yok, %52 ile satın aldı zaten. (Gülüşmeler) Eğer satın almamış olsaydı Ak Parti’ye %50 oy verir miydi? Sadece dış politikasına değil, iç politikasına da, ekonomi politikasına da belirli bir tasvip var. 
Sinan: Kürtlerin bölgede artık kalıcı bir aktör olacağını düşünüyor musunuz?
Mensur Akgün: Her zaman böyleydiler. Ama bundan sonrası biraz da ne olacağına bağlı bu defa! Rusya Suriye’nin bölünmesine müsaade etmez. Amerika da Irak’ın bölünmesine müsaade etmez. 
Sinan: Ama Irak çoktan bölündü zaten fiilen?
Mensur Akgün: Amerikalılar Irak’ı bir araya getirmeye çalışıyorlar. IŞİD’in elindeki en önemli yerlerden biri Irak. Maliki rejimini deviren aslında Amerikalılar. Bunu da IŞİD’i kullanarak yaptılar. 
Sinan: IŞİD bir enstrüman mı aslında?
Mensur Akgün: O yanlış anlaşılabilir. Kendi bağımsız iradesi yokmuş da, sanki ABD, Almanya ya da başka birileri tarafından yönetiliyormuş gibi bir algı çıkabilir ortaya. Hayır, böyle bir şey söylemek istemiyorum. Ama şu var; bütün sorunlar birilerinin işine yarar. Bizim de işimize yarar, eğer kullanabilirsek. Mesela PKK ile olan mücadelemizde… IŞİD, PKK’ya saldırdığında, bu sizin işinize yaramış olur. Ama yanlış yönetirseniz, Kobane’de olduğu gibi, bu sefer geri teper. Çok dikkatli bir şekilde, ince ayarlarını yaparsanız, bütün sorunlar birilerinin mutlaka işine yarar. Fakat buradan hareketle, işte IŞİD’i ABD yarattı, Türkiye IŞİD’i destekledi gibi bir şey söz konusu değil. Söylemek istediğim, böyle bir yapının ortaya çıkmasına müsaade etmek, göz yummak… Ama bu ne zaman başladı? SSCB’nin Afganistan’ı işgaliyle mi başladı, yoksa Osmanlı imparatorluğunun çöküşüyle mi oldu yoksa 1. Dünya Savaşının içerisinde mi yaşandı? Ya da 2003’de Saddam’ı devireyim diyerek Irak’a giren Amerikalılar yüzünden mi oldu? Yoksa yoksa hepsi birlikte mi bunu yarattı? Bunlar yüzyıllarca tartışılabilecek akademik konular. Her birinden ayrı birer doktora tezi yazabilirsiniz. Ama kaba bir gözlemle, hepsinin birden etkisi olduğunu söyleyebilirim. Dolayısıyla orada kendi başına hareket eden, kendi çıkarları olan bir irade oluştu. Adamlar samimi olarak bir İslam Devleti, bir halifelik kurmaya çalışıyorlar. Ona biat eden Nijerya’daki Boko Haram da samimi. Yani kimse “aa ben ABD ye mi yaranayım, İsrail’e mi yaranayım” düşüncesiyle IŞİD’e biat etmiyor. Hepsinin ayrı ayrı, kendine ait iradesi var. Ama bu irade sonucunda doğan sorun bazen birilerinin lehine, bazen aleyhine oluyor. Önemli olan bu sorunları da yönetebilme kapasitesine sahip olabilmeniz. Ya da en azından size en az zarar verecek bir şekilde yönetebilmek. Türkiye bence Kobane olayı dışında bu konuda büyük ölçüde başarılı oldu. Çünkü IŞİD’in Türkiye üzerine yoğunlaşarak, kendisine saldırmasını büyük ölçüde engelledi. Rehin alma olayı belki bir fırsat yarattı. Aksi takdirde Türkiye de tepki göstermek zorunda kalabilirdi. Büyük ölçüde iyi yönettiğini düşünüyorum. Hem IŞİD meselesini hem Suriye krizini. Bazılarına şaka gibi geliyor bu işler ama burnunuzun dibinde bir savaş cereyan ediyor ve o siz o savaşı üzerinize sıçratmadınız. 
Sinan: Bütün yaşadıklarımızı dikkate aldığınızda gerçekten “sıçramadığını” mı düşünüyorsunuz? 
Mensur Akgün: Büyük ölçüde sıçramadı. Türevi sıçradı, kendisi değil. En akıllıca yaptıkları şeylerden bir tanesi Süleyman şah türbesini taşınmasıdır. Bu dahice bir şey! 
Sinan: Evet, PYD’nin güvencesinde, PYD’ye emanet edilerek? 
Mensur Akgün: Evet! Yine de hangi güvenceyle yapılmış olursa olsun, çatışmasız bir şekilde girdiler, oradaki kutsal olduklarına inanılan şeyleri aldılar ve burada kurdular. Bunu yaparak ne IŞİD’le ne de PYD ile çatıştılar. Gayet başarılı bir askeri operasyonla bu iş başarıldı. Böylece savaş dışı kaldılar. Mesela Suriye türk uçağını düşürdüğü zaman Türkiye çok sert tepki gösterebilirdi ama zamana yaydı tepkisini. Çok dikkatli hareket etti. İş başında acemi bir devlet yönetimi olmuş olsaydı, çoktan bu savaşın parçası olmuştuk. Suriye savaşında genellikle biz bardağın boş tarafını görüyoruz ama dolu olan yerine baktığınız zaman aslında var olan şartlar altında çok da kötü yönetilmediğini söylememiz mümkün. Burnumuzun dibinde bir savaş var ve biz bu savaşın dışında kalıyoruz. Sıçramıyor mu sıçrıyor, bombalar patlamadı mı patladı. Ama ne olursa olsun o bombalar patlayacaktı. Ama zaiyatımız az oldu, resmen savaşın içerisine dahil olmadık. Bundan sonra da olmamamız gerekiyor. O yüzden bence Irak’taki güçlerimizi de geri çekmemiz gerekiyor