Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Ona bakarsanız Suriye de öyle?
Mensur Akgün: Evet ama Suriye ile 911 km. lik bir sınırımız var ve Suriye’ye karşı tamamen kayıtsız kalmamız söz konusu değil. Kayıtsız kalırsanız PYD orada bir takım yerleri ele geçirecek. PKK terör anlamında bambaşka şeyler yapacak. Nitekim yaşıyoruz işte şu an itibarıyla. Yaşadığımız sorunların bir kısmı Kürt sorununu kötü yönetmemizden kaynaklanıyor ama bu, PKK’nın masum olduğu, Suriye’deki çöküşün PKK’yı teşvik etmediği anlamına gelmiyor. Yani Suriye’de bu çöküş yaşanmamış olsaydı PKK şu anda şiddete başvuran bir örgüt olarak çıkmayacaktı karşımıza. 
Sinan: Sizin için de Fırat’ın batısı kırmızı çizgi mi?
Mensur Akgün: Çok anlamlı bir şey olduğunu zannetmiyorum ama birilerinin bunu söylemesi gerekiyor.  Şöyle söyleyeyim ben devleti yönetmiyorum, eğer devleti yönetmiş olsaydım farklı şeyler söyleyebilirdim. Benim açımdan çatışmadan çok, çatışmanın çözümü önemli. Ama dediğim gibi sadece telkinde bulunabilirim. Eğer yetki benim elimde olsaydı çok büyük bir olasılıkla ben de farklı düşünecektim. Benim için de kırmızı olmayacaktı da; mavi, lacivert yeşil çizgi olacaktı.. Üç aşağı beş yukarı aynı reaksiyonları verecektim. Genelkurmay Başkanı olsam, Amerikan Genelkurmay Başkanı geldiğinde  büyük olasılıkla aynı şeyleri ona ben söyleyecektim. O Amerikan Genelkurmay Başkanı da çok büyük bir olasılıkla emekli olunca bambaşka şeyler söyleyecek. Konumlar bazen söylenen şeyleri belirliyor. Ama şuanda bulunduğum konumdan baktığımda, bunun abartılması gereken bir şey olduğunu düşünmüyorum.  Mesela diyelim ki PYD Suriye’nin kuzeyinin tamamını eline geçirdi. Nasıl tutacak elinde? Bu sadece Türk Kürt sorunu değil ki? PKK- Türkiye hesaplaşması değil ki? Nihayetinde Arap toprağını ele geçiriyor. Arap camiası içerisinde de Kürtlere karşı duyulan hassasiyetler var. Oradaki hassasiyetin tetiklenmesi bence çok ciddi sonuçlar doğurur başkaları açısından.
Sinan: Ama ya Arap coğrafyasında değil de Kürt nüfusunun yoğunlukta olduğu coğrafyayla sınırlı oluşum hedefleniyorsa?
Mensur Akgün: Suriye’nin kendi geleceğini belirleyeceği bir şey olması lazım! Ben bunu yazdığım için tekrar söyleyebilirim. Kobane olayları başladığı zaman Türkiye’nin oraya askeri yardım vermesi gerektiğini söyledim. Hatta PKK’ya ABD yerine Türkiye’nin destek vermesi gerektiğini söyledim. Biz o süreci iyi yönetemedik. İç gailelerden, PKK’nın sürekli düşman olarak görülmesinden dolayı… Eğer Kobane’ye destek vermiş olsaydık Türkiye’de Kürt sorunu büyük ölçüde çözülürdü. Bambaşka bir düzleme geçilecekti. Ha, denebilirdi ki “düşmanımızı mı besleyeceğiz?”. Birisi nasılsa besleyecek? Sizin beslemeniz bir takım risklerin azaltılmasına yol açabilirdi. Belli tipte silahlar verirdiniz, belli tipte yardımlar yapardınız. Bizim çok ciddi bir hava ve kara gücümüz var. Ben Kobane’ye sınıra gittim mesela. Etrafına ciddi bir yığınak yapmışlar. Kobane’de savaş sürerken eğer Türkiye’den üslerimizle, tanklarımızla IŞİD hedeflerini biz vurmuş olsaydık, şu an Cizre’de, Şırnak’ta Silopi’de karşı karşıya olduğumuz sorunları yaşamıyor olacaktık. Tabiî ki sosyal bilimlerde, kestirimlerde bulunmak kolay değil. Doğru da değil… Ama çok büyük bir olasılıkla şu an yaşadığımız olayların önüne geçmiş olurduk. Tabii bunu bir akademisyen olarak söylüyorum.
Sinan: Ama siz sadece bir akademisyen değilsiniz. Devlet aklını iyi tanıyan birisiniz.
Mensur Akgün: Tabii, bildiğim kadarıyla söylüyorum. Bu yapılabilirdi… 
Sinan: Neden yapılmadı peki?
Mensur Akgün: Bence Kobane yanlış okundu ve yanlış yapıldı.
Sinan: Ama aynı yanlış okumayı Kuzey Irak’ta da yaşadık. Kuzey Irak da “kırmızı çizgimizdi” vaktiyle. Şimdi Barzani neredeyse bölgedeki en iyi ekonomik partnerlerden bir tanesi.
Mensur Akgün: Barzani ile anlaşıldı. Hem ticari ilişkiler, boru hatları, yatırımlar gibi konularda karşılıklı olarak anlaşıldı hem de PKK’nın çevrelenmesi, etkisinin azaltılması konusunda anlaşıldı. 
Sinan: Öcalan da devletin elinde üstelik? Hâlâ neyin yanlış okuması?
Mensur Akgün: Evet, doğru… Kobane olaylarının ilk başladığı dönemde Türkiye farklı bir politika izleyebilmiş olsaydı, karşı karşıya kaldığımız sorunların hiç birini yaşamıyor olacaktık. 
Sinan: Tamam da neden üretemiyor bu politikayı Türkiye?
Mensur Akgün: Şimdi ben rahatlıkla konuşabiliyorum, çünkü yeniden seçilmek zorunda olan bir iktidar partisinin lideri değil, bir akademisyenim. Benim yeniden seçilmek gibi bir derdim yok. Ama eğer ben de seçimle iş başına gelecek olsaydım okulda, büyük olasılıkla seçmen kitlesinin benim hakkımda ne düşüneceği konusunda çok daha hassas olurdum. Kobane konusunda da sanıyorum böyle bir hassasiyet gündeme geldi. Tabi Türkiye’de hala daha kapanmamış yaralar var. Bunların kapanması kolay olmuyor. Ben kendi kasabamdan biliyorum, Gelibolu. Yüzlerce sokak şehit isimlerini taşıyor. İnsanlar her sabah kalktıklarında Şehit bilmem kim sokağının bilmem kaç numaralı evine girip çıkıyor. Tanıdığı, komşusu, akrabası ölmüş. Birden bire bu kurguyu, bu anlayışı, bu düşmanlık dengesini alıp da siyasi liderlerinizle bir anda değiştirebilmeniz kolay bir şey değil. 
Sinan: Hayır, istenirse yapılabileceği görüldü. Çözüm süreci konseptini kamuoyunun önüne koyabilme iradesini gösterdi?
Mensur Akgün: Doğru gösterdi. Evet, daha cesur davranabilirdi Ak Parti liderliği. Özellikle de o zaman Başbakan olan Sn. Erdoğan. Ama nedense böyle bir siyaset izlemeyi seçti. 
Sinan: “Böyle bir siyaset izlemeyi seçti”.. Neden?
Mensur Akgün: Bunun iç politik dengelerden kaynaklandığını tahmin ediyorum. Ciddi bir stratejik hesap kitap yapmaktan ziyade, “bunu halka, seçmene nasıl anlatırız?” düşüncesiyle hareket edildi gibi geliyor bana. “MHP bundan bize sonuç çıkarır, CHP buna müdahale eder” gibi endişelerin neticesinde olan bir şey gibi geliyor. Dünyanın her yerinde böyledir bu. Bu tür kararlar, değişimler kolay yaşanmıyor dünyada da. Ama birilerinin de bunları söylemesi gerekiyor. Kobane’ye Türkiye’nin yardım etmesi gerektiğini ben yazdım, söyledim. Ama çok fazla insan önemsemedi söylediklerimi belli ki. Ama eğer yapılmış olsaydı şu anda her şey farklı olurdu. Tabii geçmiş geçmişte kaldı, artık bundan sonra ne yapılacağına bakmak gerek.