Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

inan: Suriye örneğinde olduğu gibi bunun ağır bir bedeli de var. Milyonlarca sığınmacı! Türkiye’yi kana boyayan şiddet?
Mensur Akgün: Ne yaparsanız yapın, 2 milyon insan Türkiye’ye gelecekti. Kapıları kapatıp o insanları ölüme terk edemezdiniz. Nötr de kalsanız, insani anlamda her şeyi yapmış da olsanız bu sorun bizi bir şekilde etkileyecekti kaçınılmaz biçimde. Aynı şey geleceğe dair bir takım fırsat umutları olan örgütler açısından da söz konusu oldu. Bir alan doğdu bu örgütler için. Mesela PKK birden bire müzakere sürecini kesip, Suriye’de ortaya çıktığı düşünülen fırsatı Türkiye’de de değerlendirmeyi seçti. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Rusya da gelip bu coğrafyaya yerleşti. Zaten büyük devletlerin müdahalelerinden yeterince çekmiş olan Ortadoğuda şimdi bir başka devletin, Rusya’nın yavaş yavaş yayıldığını görüyoruz. 
Sinan: Bütün bu olay ve gelişmeler içerisinde sizin açınızdan en sürpriz olanı hangisi?
Mensur Akgün: Hepsinin birbirini tetikleyeceği baştan itibaren öngörülebileceği için aslında hiç biri sürpriz değildi. Sadece Rusya’nın buraya gelişine bu kadar kolay müsaade edileceğini, ABD tarafından bu kadar “hoşgörüyle” yaklaşılacağını düşünmüyordum açıkçası. Beni en çok şaşırtan, ABD’nin bu tepkisizliği! Bence bu iki sebepten kaynaklanıyor: Birincisi, hiç bir şekilde Rusya’yı karşılarına almak istemiyorlar. İkincisi de bir petrol havzası, enerji kaynağı olarak görülmesi nedeniyle el üstünde tutulan Ortadoğu’nun artık İsrail’in güvenliği dışında önemini kaybetmesi. Ha bir de üçüncü olarak şu var; ABD kendi açısından bakıldığında, zaten çok çekti! 
Sinan: ABD çok çekti derken?
Mensur Akgün: Müdahaleyi onlar yaptılar ama zannettikler ki Irak’ta Saddam’ı devirirken olduğu gibi, birkaç asker ölecek ve bu işten kurtulacaklar. Hatırlarsınız, ABD buraya geldiğinde kucaklandı, omuzlara alındı, halkla birlikte heykelleri devirdiler falan. Zannedildi ki, ABD’ye karşı gösterilen coşkulu sempati devam edecek. Ama çok sürmedi, birkaç ay içerisinde dengeler değişti. ABD, Irak’ta hatalar yapmaya başladı. Baas rejiminin subaylarını beş parasız emekliye sevk etmek başta olmak üzere bir dizi hata yaptılar. Zaten ondan sonra da işler çığrından çıkmaya başladı. ABD askerleri ölmeye başlayınca, “bizim burada ne işimiz var?” denmeye başladı. Şimdi ABD müdahaleye hevesli değil. Rusya’nın biraz daha bölgeye girmesini ve yara almasını istiyor. SSCB döneminde nasıl ki Afganistan’a girdi ve büyük acılar yaşandı, aynı şekilde Moskova’nın, Putin’in Suriye’de de acı çekmesini ve gerekli dersi almasını bekliyorlar. 
Sinan: Bunun bir strateji olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Mensur Akgün: Çok değil. Bence daha çok duygusal bir yaklaşım bu. Yani bütün bunların hesabının ciddiyetle yapıldığını zannetmiyorum. “Suriye Afganistan olacak” diye yazanlar çizenler var ama yönetimin buna ne kadar hakim olduğunu bilemiyorum. Ama karar verme süreçlerindeki bu isteksizlikte bu duygusal yaklaşımın katkısı olduğunu düşünüyorum. 
Sinan: Bu yaklaşımda Demokratların payı ne sizce? Cumhuriyetçiler gelirse ne olur?
Mensur Akgün: Demokratların payı yüksek! Ama Cumhuriyetçiler gelirse, yine o izolasyoncu eğilimler devam eder mi, bu biraz da kimin geleceğine ve nasıl bir beklenti içerisinde olacaklarına bağlı. 
Sinan: Bir deli tırmanıyor basamakları?
Mensur Akgün: Allah vermeye! Trump falan gelecek olursa onun ne yapacağını kestirebilmek çok zor. Şam’ı bombalıyorum diye Paris’i bombalar diye düşünüyorum. (Kahkahalar)
Sinan: Şaka bir yana, Trump’ın ciddi ciddi gelme ihtimali var mı?
Mensur Akgün: Amerikan halkının bu kadar sağduyusuz olacağını düşünmüyorum. Ama Trump bir şekilde gelirse bu ABD için de dünya için de bir felaket olur. Umuyorum, kötü birşaka olarak kalır Trump. Ben Demokratların Trump’ın gaflarından kazançlı çıkacağını ve Hilary Clinton’un seçileceğini umuyorum.