Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Neşe Özgen: Açık konuşalım, mevcut durumun belli belirsiz bu tarz bir okumasını Türkiye’de sosyal demokratların, batılı tabir ettiğimiz grupların da yaptığını tahmin ediyorum ama belli belirsiz olmak kaydıyla. Dolayısıyla herhangi bir politika üretmek hakkından da mahrum bırakılmış gruplar bunlar. Çünkü Türkiye sol- sosyal demokrasisi asıl olarak Soma’da itibarını kaybetti. Sanıldığının aksine, Gezi’nin yenilmesiyle değil, Soma’da hak arayamadığı için itibarını kaybetti. Onca yıl sürdürmeye çalıştığı gerçek anlamdaki işçi mücadelesi zemininde tutunamadığı için kaybetti. Artık çok fazla politika üretebilecek gücü yok. Yeni politik bir aklı da fazla yok. Ben bizden sonraki genç gruplardan umutluyum, onlar üreteceklerdir. 
Sinan: Soma’yı niye kırılma noktası olarak gördünüz? Soma’ya gelinceye kadar aslında solun havlu attığı çok olay var?
Neşe Özgen: Gezi diyeceksiniz belki? Gezi sonrasında bile yine de bir çarpışma ve çarpışmanın süregenliği mümkündü, hak arama mümkündü. Ama Soma’da yenildiğinde bütün meşruiyetini kaybetti sosyal demokrasi ve sosyalist hareket bence. Soma hem vicdan politikası, hem adalet, hem en temel işçi haklarından bir tanesi olarak, çok iyi tutulabilecek bir noktaydı ama tutamadı, kaybetti. Orada varlık gösteremedi. Meşruiyetini kitlelerin gözünde de kaybetti. Bence asıl olan bu. Sağ’a gelince; sağın da iyi bir politika üretebilecek ne takati, ne kapasitesi var. İktidara bağlanmış ve kendisine verilecek birkaç müteahhitlik hizmetinin dışında ya da birkaç uluslar arası projenin peşinde, hükümetin kendisine uygun göreceği birkaç networkün dışında çok da fazla bir beklentisi yok. Üretimden de uzaklaştırılmış, hizmetler sektörüne sokulmuş, sonuçsuz bir sağ’dan söz ediyoruz. Ellerinde  Erdoğan’dan daha iyisi de yok, politikaları da yok. Epeydir söylüyoruz bunu, iktisat politikaları da yok. Türkiye’deki pek çok insanın uzun süredir durumu böyle okuduğunu da görmekteyiz. Bu dönemin geçiştirilmesini bekliyorlar aslında. Sınırın insansızlaştırılması, Kürtlerin direnişinin kırılması, hatta bunun büyük ölümlerle birlikte yapılmakta olması, aslında Türkiye’deki orta sınıfın yeni bir çıkış yapmak istemediği gösterir. Bunu en son Gezi’yle denemişti ama orta sınıfın kendine liberal bir çıkış hazırlama şansı yok, bunu kaçırdığının farkında…
Sinan: Bu çok daha tehlikeli bir noktaya gittiğimiz anlamına gelir o halde? Çıkış umudu kalmazsa çatlamalar, yarılmalar başlar çünkü? Sistemin sigortası orta sınıflar çıkış bulamazsa hele?
Neşe Özgen: Evet! Orta sınıf artık alt sınıflaşmaya başladı. Üstelik bu sadece çalışanın yoksullaşması, eşitsizlik makasının açılmasıyla sınırlı bir görünürlük hali değil çok uzun süredir. 1929 krizinden bu yana ilk kez çocuklarımıza, “siz bizden daha kötü durumda yaşayacaksınız” diyoruz. Hiç değilse orta alt sınıftan gelen bir karı kocanın, az da olsa çalışıp 2-3 çocuklarını okutup sınıf atlayabilme şansları vardı eskiden. Şimdi eğitimin çok yüksek giderlerle tamamlanmakta olması, bu ailenin elindeki birikimlerini de alıyor. Yüksek işsizlik, niteliksiz iş gücü, bizi yoğun bir biçimde alt sınıfa doğru hızla yuvarlamakta olan, genç, eğitimsiz ve değiştirme kapasitesi yetersiz bir kitleyle baş başa bırakıyor