Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Daha çok uzun süre konuşmak istiyorum ama zaten çok yakında özel bir program yapmaya başlayacağız sizinle… Yine Reportare’de ve bu kez Periscope üzerinden… Son olarak toparlamak açısından soruyorum: Önümüzdeki döneme ilişkin, kısa ve orta vadede nasıl bir Türkiye öngörüyorsunuz?
Neşe Özgen: Önümüzdeki 5 yıl bizim eski politikalarımızın ve yeni politika üretemeyişimizin yetersizliğinin bedelini ödeyeceğimiz büyük çatışmalı bir dönemin geleceğini ön görüyoruz aslında. Bu çatışmaların da, Türkiye’deki orta sınıf aklının adalet anlayışının potansiyelinin kaybı nedeniyle, yüksek kent çatışmaları şeklinde cereyan edebileceğini düşünüyorum ben. Daha sonraki 5 yıl buradan çıkabilmemizin gerçekten bir tek şansı var o da yeni bir akıl üretebilecek genç grupların işin başına gelmesi. Yeni teoriler üretmesi.. Mevcut durumu tutmaya yönelik olan hak savunuları işe yaramayacaktır. Bizim yeni haklar yaratmamız lazım. Şu anda o kadar gerilemiş durumdayız ki hak meselesinde, ancak hak savunusu yapabiliyoruz, hak talebi dahi yapamıyoruz. Hak savunusunda, en geri durumda kaldık. Hatta yaşam hakkı savunusunda sınıfta kaldık. Hayat hakkımızı dahi savunamaz haldeyiz. Oysa bizim hak yaratmayı gerçekleştirmemiz lazım. Haklar yaratmamız lazım, farklı haklarımız olduğunu dile getirecek bir kapasite lazım. Bu da herhalde ancak genç grubun kendini yetkileştirmesi ve yetenekleştirmesiyle mümkün… Önümüzdeki 10 yıl herhalde acılı bir dönem geçireceğiz hep beraber. Bundan ders alabilecek aklımız inşallah kalmıştır.
Sinan: Ama bu kadar ağır bir kan kaybına uğradığımız bir süreçte, genç beyinlerin yeniden ortaya çıkması nasıl olacak? Bir kan kaybına uğradığımız açık?
Neşe Özgen: Ahlak kaybına uğruyoruz!
Sinan: Ben bunu dillendirmek istememiştim ama J peki böyle bir ahlak kaybının yaşandığı bir ortamda…
Neşe Özgen: Bunun antidotu ne olacaktır?  Ben genç akıl derken, yaşça genç kuşağın üstlenmesi gereken bir akıl olduğunu düşünerek söylemedim. Ernst Bloch’un Umut İlkesi diye bir kitabı vardır, pek güzeldir. Orada başka temaslara açık olan, yeni deneyimler arayan, statüsünü kaybetmekten korkmayan, hiyerarşileri sona erdirebilecek olan bir aklın, aslında genç kalacağını söyler
Sinan: jenerasyondan bahsetmiyorsunuz
Neşe Özgen: Hayır. Aksine, kendi belirli pozisyonlarımızdan gönüllü olarak vazgeçebilmemizden, kendi hiyerarşilerimizi karşımızdakinin karşısına koymamaktan söz ediyorum. Herkesin karşısındakinin en az kendisi kadar enerjik ve en az kendisi kadar iyi akıllar üretmekte eşit olduğunu, en azından başlangıçta eşit olduğunu aslında daha yüksek olduğunun ön kabulüyle işe başlamasından söz ediyorum. Yani aslında kaybımız gittiği yerden geri gelir. Eğer bir ahlaki kayıp içerisindeysek bu bir ahlak adaletiyle geri gelecektir, vicdan siyasetiyle değil. Vicdan siyaseti şu anda Türkiye’yi yıkıyor. Başkasına yardımseverlik, başkası yerine düşünme, onun yerine iş görme, ona bir şey taşıma aktarma zerk etme, ya da daha sağ ve muhafazakar kesimlerde gördüğümüz hayırseverlik, tolere edilebilme, hoşgörüyle bakma, onu da yaşamaya bırakabilme gibi akılların bütünüyle bir vicdan siyaseti olduğunu düşünüyorum. Sol da sağ kadar bu vicdan siyaseti işinde sorumlu.
Sinan: Bunu domine edecek güçlü bir mekanizmanın olmadığı yerde bireysel iktidarlar var. Kim şu anda bu güç alanından kendi hiyerarşisinden kendi isteğiyle vazgeçebilir..
Neşe Özgen: Çok var aslında. Sistem bir yandan da hepimizi kendi hiyerarşimizden vazgeçirmeye de zorluyor. Bundan yakınmak yerine bunun bir fırsat olduğunu bilerek hareket etmekte fayda var. Daha özgürleşiyoruz. Hani siz dediniz ya, biraz ondan hareketle J Öte yandan insandan umudu kesmemek lazım. Hiç farkına varmadığınız anda insan çıkıp geliyor. 
Sinan: Bu kadar acı ve karamsar şeylerin içinden böyle bir iyimserlik nasıl yeşertiyorsunuz
Neşe Özgen: Diyalektik bakarım hayata ben.
Sinan: Marksizm yaşıyor diyorsunuz?
Neşe Özgen: Tabii ki! Hala var. Başlangıç noktasıdır. Geriye düşmek değil nasıl ilerleteceğine bakmak lazım. Marksist felsefe, sınıf bakışı hala hepimiz için kıymetli bir bakıştır. Ondan geriye düşmemek lazım.  Daha ilerleme haline bakalım. 
Sinan: Ama sınıfsal bakmayı unuttu Türkiye
Neşe Özgen: Evet ama Türkiye’nin her şeyi çok iyi yapması gerekmiyor. Türkiye bir bütünden ibaret değil. Zaten bizi endişelendiren fazla bütünleşmekte olması. Aklın, adalet anlayışının, ahlakının falan bütünleşme hali bir tür asgari müşterekmiş gibi görünmekle birlikte şunu söylemek lazım, her türlü asgari müşterek bir asgaridir aslında. Bütünleşmelerin asgarisi iyi şeyler değildir. Ben çatışmalı bir sosyal bilim anlayışından yana olan sosyal bilimciyim. Çatışma mekanizmalarını yaratmak lazım. Çarpışma değil. Ama çatışma mekanizmaları ilerleten şeylerdir.
Sinan: Teşekkür ediyorum. Ama bence bu burada bitmedi… Devamını getirmemiz gerekir.
Neşe Özgen: Ben teşekkür ederim. Kesinlikle… YapalımJ