Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Kendi üretiminiz de yok bu arada?
Nesrin Nas: Çok üzülerek söyleyeceğim, Türkiye’de en büyük “sıfırdan yabancı sermaye yatırımı” Ford fabrikasıdır. 2000’li yıllar! 15 yıldır Türkiye’de sıfırdan tek bir yatırım olmamıştır. Bu korkunç bir şey! Aslında bu hem uyguladığınız ekonomik politikaya ilişkin çok net bir şey söylüyor hem de üretim süreciyle bütünüyle ilginizi kestiğinizi ve içeride ya da dışarıda var olan kaynakları belirli bir kesime aktarmaktan ibaret bir ekonomi yönetiminiz olduğunu söylüyor. Yani mevcudu yeniden dağıtarak, yeni bir zenginleşme algısı yarattınız. Hepsi bu!
Sinan: Sürdürülebilir bir şey değil ama bu?
Nesrin Nas: Değil tabi, olmadığını da görüyorsunuz zaten. Bak, yüreğimiz hop hop ediyor. FED faizi artıracak mı, artırdı mı? Çok şükür 0.25 puan oldu. Önümüzdeki yıl 4 kez mi artırır, her artırışında ne kadar artırır? FED’in kararından sonra Merkez Bankanızın tepkisine bakın? Bankaların dolar karşılıklarının faizini artırıyor. Bunu ilk okuduğum zaman kendi kendime, “galiba bizim merkez bankası dolar basma izni aldı” dedim. Düşünebiliyor musunuz geldiğiniz yer?. Siz, gariban bir ülke, doların faizini yükselterek; muhtemelen “kimse benden dolar almasın” diyerek rezervlerinizi korumaya çalışıyorsunuz.  Ama sıkıştığınız nokta Amerikan dolarının değerini savunmak durumunda kalıyorsunuz, kendi paranızı değil.
Sinan: İyi de başka şansı yok ki Merkez Bankası’nın. Siyasi bir kararla karşı karşıyayız.
nesrin nasNesrin Nas:Merkez Bankasının elinin kolunun bağlı olduğunu biliyoruz. Avrupa Birliği ile güya yeniden başlayacak olan müzakere sürecinde ilk şey biliyorsunuz, ekonomik konular. Birinci maddesi Merkez Bankasıyla ilgili… Bu konuda herhalde birkaç yasal değişiklik yapacaklardır. Çok da bir şey yapmaya gerek yok zaten. Ama AB’nin buna inanacağını da kimse düşünmüyor. Bakın uzun bir süredir yeni bir iktisat öğreniyoruz biz. Bize faizin bir sonuç değil, sebep olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Böyle bir siyasi yaklaşımla karşı karşıyayız. Tabii bunun da başka nedenleri var. Faizi düşük tutarak, kalkınmaya temel olarak seçtikleri,  bir kalkınma modeli olarak gördükleri inşaat sektörüne dayalı iç büyümeyi sürekli canlı tutmak! Bütün bunların sebebi bu! Ama bu da artık çığrından çıktı tabi. Türkiye’de sanayinin alt yapısını, sanayiyi tamamen yok etti, emdi. 
Sinan: E ama bir yandan alıştıkları, günü kurtarmaya yarayan sürekli bir sıcak para girişi var. Sürdürülebilir bir kalkınma modeline zorlayan bir şey yok ki Hükümeti? 
Nesrin Nas: Sıcak para girişi her zaman olur. Ama riskleriniz büyüdüğü zaman, karşı karşıya olduğunuz sıcak para şöyle bir paradır. Giderek kısalan sürelerle, vadelerle anlık girip çıkmaya başlar. Sıcak para bir ülkeye anlık girip çıkmaya başlıyorsa o ülkede her şey belirsizleşir ve öngörülebilir olmaktan çıkar. Bunu kurdan hissediyorsunuz zaten. Oysa bir ülkede sanayi yatırımının yapılabilmesi için o ülkenin öngörülür, hesap yapılabilir olması lazım. Hesap yapmadan, risk alıp alamayacağınızı öngöremez, karar veremezsiniz. İstikrarlı bir piyasaya ihtiyaç var. Her gün inip çıkan piyasada siz hangi fiyatı baz alacaksınız? Neye göre hesabınızı yapacaksınız? Riskinizi neye göre hesaplayacaksınız? O zaman yapacağınız tek şey vardır: Kısa vadede paranıza para kazandırmak. Rasyonel davranış biçimi budur. Rasyonel davranış biçimi budur derken, tabii yol açtığı zararlara da bakılır. Güney Kore ile Türkiye’yi karşılaştıralım. Güney Kore’de ekonomiye inşaat sektöründen başlamış olan, adını çok iyi bildiğimiz iki firma var: Birisi Samsung, diğeri Hyundai… İkisi de inşaat sektörüyle başlıyor. Bugün biri otomotivde, diğeri teknolojide birer dünya devi! Bir de kendimize bakalım. Üretim hayatına sanayiyle başlamış firmalarınız bile döndü dolaştı inşaat sektöründe park etti. O nedenle Güney Kore’nin ihracatında katma değerli ürünün oranı %50’lere ulaşmışken, sizin ihracatınızda katma değerli ürünün payı %1,5-2’lerde falan. Sadece bunlar bile size pek çok şey anlatmıyor mu? Yani öyle uzun uzun ekonomik teorilere falan girmemize gerek yok. Burada tekstille başlayıp, elektronik devine dönüşmüş şirket, günün sonunda geldi inşaat sektörüne park ettiyse her şey ortadadır.