Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Twitter’ı çok iyi kullanıyorsunuz Nesrin Hanım?
Nesrin Nas: Evet twitter’ı seviyorum. Açıkçası twitterdan çok besleniyorum. Bana çok büyük bir kolaylık sağlıyor. Sabah şöyle bir bakıyorum, genellikle insanların hangi köşe yazılarını, hangi haberleri okuduklarına bakıyorum. Buna göre her sabah bir “okuma haritası” çizebiliyorum. Nabız tutabiliyorum. Beni hem yönlendiriyor, hem besliyor. Son zamanlarda hepimiz çok bunaldık, çok sıkıldık. Bazen öyle anlar geliyor ki, çatlayacak gibi oluyor insan. Hani “bunu mutlaka söylemem lazım” hissine kapılırsınız. Biraz da çığlığımı duyurabileceğim bir mecra gibi kullanıyorum twitter’ı. Bazen başkalarının sesiyle o çığlığımı duyurmaya çalışıyorum. 
Sinan: Yaşı 30’un altında olanlar bilmiyorlar tabii ama bizim kuşak için hâlâ çok canlı. Anavatan Partisi. Siz ANAP milletvekiliydiniz ve Partinin son dönemlerinde de Genel Başkan’lığını yapmıştınız. Bu ülkede yıllar önce güçlü bir merkez siyaset damarı vardı. Ne oldu da o bir dönemin güçlü merkez sağ ve sol partileri çöktü? 
nesrin nasNesrin Nas: Bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil aslında. Fransa’daki seçimlerde de, ABD’de de merkezin yavaş yavaş daraldığını görebilirsiniz. Çift kutupluluktan tek kutupluluğa doğru hızla evrilen dünyanın iyi yönetilemediğini, o tek kutuplu dünyanın kendi içerisinde çok büyük gelir, refah uçurumlarına yol açtığını hep beraber izledik. Doğrudur, globalleşmeden çok yararlananlar oldu ama globalleşme aynı zamanda hem ülkeler arasında hem de ülkeler içerisinde müthiş uçurumlara neden oldu. Orta sınıf büyük ölçüde yok oldu. Bizim ülkemizdeki rakamlara da, dünyaya da baktığınızda “merkez siyaseti talep eden” orta sınıfın çok ciddi ölçüde küçüldüğünü görüyorsunuz. Orta sınıf küçüldükçe, merkez siyaset de yavaş yavaş siyaset sahnesinden çekilmek zorunda kaldı. Tabii buna dünyanın içinde bulunduğu o korumasız ortamın yarattığı boşluğu da eklemek gerekiyor. Bireyler kendilerini son derece korumasız, çaresiz, gelecek açısından belirsiz hissettiler. Bu korku, çaresizlik ve belirsizlik hissi, büyük yığınlarda büyük boşluklara yol açtı. O boşluğu popüler söylemler doldurmaya başladı. Savrulan kitlelerin alıcısı olduğu milliyetçi, radikal, dindar, lümpen söylemler… Lümpen kültürün parçası haline gelen popüler söylem, merkezi yok etti. Bunu Batılı ülkelerde de gözlemleyebiliyoruz, Türkiye’de de… Aslına bakarsanız, Türkiye’de merkez siyasetin çok sınırlı anlar dışında çok da yaygın bir “merkez” olduğunu söyleyemeyiz. Hep şöyle tarif etti kendini merkez siyaset: “Gel! Ne olursan ol Gel! Hep aynı şeyde buluşalım”… Nerede buluşalım peki? Hiçbir zaman ortak bir hukuk devleti anlayışının kurumsallaştırılması, özgürlük alanlarının genişletilmesi, siyasetin çok geniş yığınları kapsaması anlamında bir “buluşmadan” söz edilmedi. Merkez hep “ben şu anda iktidara yürüyorum, gel, sen de bunun parçası ol” dedi. Neyin parçası? Devletin! Bu şekilde kotarıldı merkez siyaset. Dolayısıyla toplum sivilleşemedi. Tabii bunda siyasi sürecin sık sık askeri darbelerle kesilmesinin de çok büyük etkisi var. Toplumun eğitim düzeyinin, siyasetin kapalı olmasının ve tabii siyasete girişin önünde bir çok engelin bulunmasının da büyük etkisi var. Geleneksel kültürün etkisi var. Mesela Anavatan Partisi de 1983-87 arasında merkezdedir. Ama 87’den sonra o da merkezden savrulmaya başlamıştır. En son 99’dan sonra, o da tabii AB süreciyle birlikte, Anayasa değişiklikleri, 3 Ağustos kararları gibi, etnik ve inanç ayrılıklarını ortadan kaldıracak bir takım kararların Kopenhag kriterlerinin önümüze koyduğu zorlamalarla bir miktar açılım yapılabilmiştir. Ama hemen öncesinde gelen o ağır krizin yönetilememiş olması, bu açılımı da ortadan kaldırdı. AKP’ye yönelik teveccüh de zaten bu nedenledir. Bakın, AKP o günlerde şimdi bugün yaptıklarını yapacağını söyleseydi… Alıcısı olur muydu emin değilim. Ama AKP o dönemde yeni bir merkez tarifiyle geldi. “Ben herkes için demokrasi, özgürlük alanlarını genişleteceğim” diyerek geldi. Merkezin böyle bir hikayesi var Türkiye’de… Ama açıkçası dünyaya da baktığında durum çok farklı değil. Fransa’ya bak. Amerika’da Trump’a bak. Bütün bunlara baktığımızda, dünyayı önümüzdeki 15-20 yıl için çok sıkıntılı bir dönemin beklediğini de maalesef söylemek durumundayım. Çok da iyimser bakamıyorum.
Sinan: Dünya genelindeki gelişmelere de gireceğiz. Ama biraz Türkiye ekseninde kalalım. 
Nesrin Nas: Anlıyorum ama Türkiye meselesine dünya penceresinden bakmak zorundasınız. Dünyadaki gelişmeler bizi de etkiliyor çünkü. Türkiye’nin meselelerini gerçekten çözmek istiyorsanız, dünya penceresinden bakmadığınızda, sadece Türkiye penceresinden baktığınızda tıkanır ve çözümsüzlüğe saplanırsınız. Ne yazık ki bizim gerçeğimiz bu. Hep Türkiye penceresinden bakarak, meseleleri buraya tıkıştırarak çözme yaklaşımı! Oysa şu anda içinde bulunduğumuz dönem öylesine kritik ki! Dışımızda gelişen her şey şiddetle burayı etkiliyor. Hatta şiddetini artırarak etkiliyor. O yüzden dünyayla beraber düşünmek zorundayız Türkiye’yi. 
Sinan: Doğru… Fakat Türkiye ancak dünyayla eklemlenebildiği ölçüde dünyayla beraber hareket edebilecek? 
Nesrin Nas: Tabii ki! Her şeyi bir yana bırakın, sadece ekonomiyle ilgili; 1983 yılında Özal’ın uygulamaya başladığı ekonomik programa bakın. Bir dalga var dünyada… Kalbinizin ritmini dünyayla uyumlulaştırarak, dünyayla birlikte o dalganın üzerine binip gidiyorsunuz. Birlikte sörf yapar gibi! Theatcherizm, Reagan. Dünyada o 70’li yıllardaki devletçilik akımlarının sona ermesi. Deregülasyonunun öne çıkması…
Sinan Dirlik: Yeni muhafazakârlık?
Nesrin Nas: Aslında yeni bir liberallik tanımı diyebiliriz. Özelleştirmenin öne çıkması. Devletin, klasik iktisatçıların tarif ettiği geleneksel çizgilerin içine çekilmesi… Bütün bunlar bir araya geldiğinde, işte o dalgaya bindiğinizde, dünyayla birlikte gidiyorsunuz. 2001 krizinden sonra AKP ile başlayan Türkiye’nin büyüme hikâyesine baktığınızda da aynı şeyi görürsünüz. Globalleşmenin getirdiği çok hızlı zenginleşme illüzyonunun yol açtığı bol para, o bol paranın daha büyük getiriler peşinde koşarak gelişmekte olan ülkelere akması… İşte, oradan da buraya çıktınız… Ne zaman ki onlar tıkanmaya başladı, bu arada fırsat varken temelleri tamir etmemiş, kendi sorunlarınızı çözmemişsiniz, dolayısıyla bir kriz anında çok daha hızla çökmeye başlıyorsunuz.