Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Türkiye’nin Kürt ve Ortadoğu politikasının aslında devamlılık arzettiğini söyleyebilir misiniz? Çünkü 80’lerde Özal’ın da Ortadoğu’ya olan ilgisini biliyoruz. Ama bugüne kıyasla çok daha temkinli bir yaklaşımdı tabii o… 
Nesrin Nas: Evet ama Özal hiçbir zaman Ortadoğu’daki etnik ve mezhepsel çatışmaların tarafı olmadı. İran-ırak savaşın hatırlayın. Her iki ülke, Türkiye üzerinden konuşabiliyordu birbiriyle. Son Libya krizine bakın. Herkes gitmiş, Türkiye Büyükelçiliği orada kalabilmişti. ABD’sinden İngiltere’sine kadar hepsinin konsolosluk işlemlerini biz yapabiliyorduk. Oradan buraya savrulduk. Bakın Suriye’de yokuz. Dün Putin’in konuşmasını dinlemişsinizdir. “Hadi bakalım şimdi uçsunlar Suriye üzerinde” dedi. Diplomasinin çok dışında bir ifadeyle, “Hadi bakalım şimdi yapsınlar” dedi. E biz ABD ile ortak değil miyiz? NATO’da beraber çalışmıyor muyuz? ABD İncirlik üssünde değil mi? Hedeflerimiz aynı değil mi? ABD bile üstüne basa basa “Musul’dan askerlerinizi çekin” diyor. Irak’ta bir tek sizi istemiyorlar. Sizi istemezken, Irak’ta şuan İran askerleri var. Bir tek sizi istemiyorlar! Neden? Çünkü siz çok açık bir şekilde hem etnik hem de mezhepsel tartışmanın parçası oldunuz.  Suudi Arabistan’ın dış politikanızı belirlediği, sizin de onun kuyruğuna takıldığınız bir noktaya savruldunuz. Daha da komik tarafı, Suudi Arabistan savunma bakanının duyurduğu teröre karşı mücadele birliğine baktığınız zaman, sadece IŞİD demiyor, “teröre karşı” diyor. Bir dolu ülke, “Ben yokum, benim haberim yok” falan demişken, bizimkiler hemen atladılar, “bundan çok mutlu oluruz” diye. Terör, ama hangi terör? Bu işin içinde Mısır da var, biz de varız. İhvan Mısır için bir düşman. Terörist bir örgüt… E bizim siyasetimizin temel iletişim sembollerinden biri nedir artık? Rabia! Biz Rabia işaretiyle siyaset yaptık bu ülkede! Bizim kahramanımız, Mısır için bir terör örgütü. Hadi Mısır’ı geçtim, Suudi Arabistan’ın kurup, bizim dahil olduğumuz bu “terör karşıtı ittifakta”, Libya’da bizim desteklediğimiz hükümeti Suudi Arabistan “terörist” kabul ediyor. Söyler misiniz, bu nasıl bir dış politika? Ben yıllarca Ankara’da bulundum. Dış politikadaki uzmanlarımızın ne kadar iyi yetiştiklerini, ne kadar temkinli olduklarını ve böyle bir bölgede Türkiye’yi her ülke ile konuşabilir hale nasıl getirdiklerini iyi bilenlerdenim.
Sinan: Öyleydi. Ama artık değil.
nesrin nasNesrin Nas: Ben bu savrulmayı anlamakta ve açıklamakta zorlanıyorum. Onun için az önceki o tabiri kullandım. Bütün bunları kim yapıyorsa gece rüyaya mı yatıyor, sabah kalkıp, rüyamda gördüm, hayırlı işlere vesile olacak mı diyor… Bilemiyorum artık! Bak bir örnek daha vereyim: Dün İsrail’le antlaşma imzalandı. Aldülkadir Selvi’nin hükümete çok yakın biri olduğunu bilirsin. Hatta hepimiz, hükümet bu konularda ne düşünüyor diye onun köşesinden takip ederiz. Önceki günkü yazısında “17 Aralık, Yahudi diasporasının Tayyip Erdoğan’ı düşürme operasyonunun bir uzantısıdır demedi mi? Bunu yazdığının ertesi günü, İsrail ile anlaşıldığı açıklanmadı mı?
Sinan: Artık kendi kendilerine ters köşe yapar hale geldiler.
Nesrin Nas: Tamam ama o antlaşma bir günde imzalanamaz biliyorsunuz? Oraya gelmek için 1 yıl, hadi en az 6 ay sürmüştür bu anlaşmanın görüşmeleri. Şimdi buna ne diyeceksiniz? Ben bir şey diyemiyorum! 17 Aralık var mesela. Bütün Türkiye’yi sarsan, üzen yolsuzluk dosyaları! Komplo teorilerini sevmem ama Can Dündar’ın tam da 17 Aralık’ta, 17 Aralık yolsuzluk haberleriyle ilgili olarak mahkemeye çıkarılmasında çok açık bir mesaj var gibime geliyor bizim gibi insanlara. “Sizin bildiğiniz hukuk devleti artık yok” diyorlar bize. “Biz bunun üstünü çizdik, ayağınızı ona göre denk alın” diyorlar. Şimdi bütün bunlara bakıp da çok da umutlu olamıyorum. Haftada 2 gün bir gazeteye yazı yazıyorum. Siz gelmeden önce de yazı yazıyordum hatta.  Yazıya da böyle başladım: “Son zamanlarda kendimi walk in dead dizisinin bir parçası gibi hissediyorum”. Bütün toplum, büyük bir çoğunluk zombileşmiş durumda Sinan Bey! Küçük bir azınlık da zombileşmemek için direniyor ama her geçen gün o dirençlerini kaybediyorlar. Ve hep beraber yeniden başa dönüyoruz. En ilkel halimize dönüyoruz. Bunu yazıyordum az önce. Başka da bir şey bulamıyorum söyleyecek! Kelimelerin yetmediği bir noktadayız. Türkiye nasıl oldu da böyle oldu? Bizler nasıl böyle zombileştik? Bunu anlamakta gerçekten zorlanıyorum.