Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Sinan: Peki Türkiye’nin Ortadoğu’da, Suriye’de bundan sonraki süreçte nasıl bir pozisyon alacağını düşünüyorsunuz? Bir nebze denge oluşturmak üzere İsrail’le bir adım atıldı tamam ama bu nereye gider? Bu arada bir Kıbrıs var mesela? Kıbrıs sorununun çözümünde ilerleme sağlandığı haberleri uçuşuyor havada?
Nesrin Nas: Açıkçası ben Kıbrıs’ın öyle çok da kolay çözüleceğini düşünmüyorum. Türk tarafındakilerin Rum vatandaşlığına geçerek, bu sorunu fiili olarak çözeceklerini düşünüyorum. Yani bu çözümsüzlük bir yerde buraya doğru gidiyor. Çözümsüz konulardan bir tanesi bu Kıbrıs meselesi bence… Suriye konusundaysa, öyle görünüyor ki Rusya ve Amerika bu konuda mutabık kaldılar. 
Sinan: Esad’la devam etmek konusunda?
Nesrin Nas: Evet, çok da haksız değiller, zira Esad dışında çok da seçenek görünmüyor. Bakın Libya’nın haline?  Libya diye bir ülke kaldı mı şimdi? Esad’sız bir çözüm görünmüyor. Ama Irak’taki gibi, sektörel bazda bir çözüme doğru gidildiği anlaşılıyor. Irak da parçalanacak sonuçta. Suriye de muhtemelen Kuzeyde Kürtlere kısmi özerklik ile bir çözüm geliştirilecek. Bu şekilde, bugünkünden daha farklı bir Ortadoğu’nun şekillenmekte olduğunu görüyoruz. Ama mesele sadece Irak ve Suriye ile bitmiyor. Bakın Suudilerin öne atılıp teröre karşı bir birlik oluşturmaya kalkışmalarının bir sebebi var. Suud, sıranın kendisine geldiğini biliyor. Açıkçası Ortadoğu’da Suud kontrol altına alınıp terbiye edilmeden, diğer ülkelerin huzur bulacağı da yok. O nedenle de Amerika ve Rusya, İran’ın önünü açma konusunda mutabık kaldılar bence. Çünkü Suudilerin kurduğu birlik bir Sünni Birliği! Ama bakın İran’ın Irak’da 7 bin kişilik falan bir gücü olmasına rağmen İran’a yönelik bir itiraz yok. Orada galiba şöyle bir anlaşma yapıldı diye düşünüyorum: Sektörel olarak parçalansalar bile sektörel dengeleri tutturacak, koruyacaklar. Sünni, Şii, Kürt, Arap… O dengeleri tutturacak bir şey yapacaklar. ABD Savunma Bakanı Carter geldi biliyorsunuz, Ankara’ya uğramadan, kimseyle görüşmeden doğruca İncirlik’e gitti. Oradan doğruca Barzani’ye gitti. Bence yavaş yavaş Ortadoğu’da taşların yerine oturup sakinleşilecek bir döneme doğru gidiyoruz. İsrail- Türkiye anlaşmasını da bu çerçevede okumak lazım. 
Sinan: Daha düne kadar ambargolarla, izolasyonlarla boğuşan İran’ın kuyudan çıkıp Ortadoğu’da yeniden rol alması ilginç değil mi?
Nesrin Nas: Evet ama kuyudan çıkarken de nasıl çıktığına dikkat edin… Ahmedinejad gitti, daha ılımlı bir yönetim geldi. Daha demokratik adımlar attılar. Eski İran yok artık. Yavaş yavaş özgürleşmeler başladı. İran değişiyor. Değişmeyen, müzakerelere kapalı bir İran ile bu işler olmazdı. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki, İran bizi “bizde basın özgürdür” diye uyaracak hale geldi. 
nesrin nasSinan: Onu söylemeye çalışıyorum. İran kuyudan çıkarken, Türkiye bir kuyuya düştü… 
Nesrin Nas: Kusura bakmayın ama bu sizin aklınız. Eğer koşarken kendi bacağınıza kurşun sıkarsanız böyle olursunuz. Bunu başkaları yapmadı bize. Biz yaptık. Kimse bize tuzak falan kurmadı. Kimse Türkiye kötü olsun falan demedi…
Sinan: Aman efendim! Ya üst akıl? Ya faiz lobisi, küresel güçler?
Nesrin Nas: Ne küresel güçler, ne faiz lobisi, ne üst akıl, ne çapulcular bilmem ne! Bunu biz yaptık! Güneydoğu’da geldiğimiz yere bakın!  Ne yaptığımız ortada değil mi?
Sinan: Şaşırtıcı değil mi? Aynı anda hem Suriye batağındasınız, hem Rusya ile kapışmışsınız, bir yandan İran ile itişiyorsunuz. İçeride de Kürt meselesi yeniden alevlenmiş?
Nesrin Nas: Orada şu var. Tabi başka faktörler de var devrede ama özellikle 17-25 Aralık’tan sonra Erdoğan’ın attığı tüm adımları; her şeyi kendinin dizayn edebileceği ve kontrol altına alabileceği o başkanlık perspektifinden görmeye başladığını ve bütün hedefin ona doğru kilitlendiğini bir tarafa koyduğunuz zaman, bir çok şeyi de anlamlandırabiliyorsunuz.Muhaliflerin ya da eleştirilerin sesinin kısıldığı bir medya ortamı var. Yaygın medyanın önemli bir kısmına el koydular. Oradan başka bir mesaj çıkıyor. Oraları okuduğunuz zaman bambaşka bir dünyada olduğunuzu hissediyorsunuz. Yeni Şafak’ta “Türkiye’nin bulunduğu pozisyon Kabe’yi savunma pozisyonudur” diyen baş yazılar yayınlandı. Bir tarafta bu var. Öbür tarafta Kürt meselesinde geldiği noktaya bakın! Cemaat medyasına el koymuş olmak, Erdoğan’ı başkanlığa taşımaya yetmiyor. Başkanlık için milliyetçilerin oyunu almaya ihtiyacı var. Milliyetçilerin de en hassas olduğu nokta bu. O nedenle Kürtlerin üstüne bindi. Ekonomi de iyiye gitmiyor. Şu anda biz ekonomi konuşuyor muyuz? Konuşmuyoruz. Her şeyi başkanlık üzerine yapıyor. Başkanlığı aldıktan sonra birden bire değişeceğini falan da ummayın yani. Kimileri de maalesef öyle düşünüyor. “Başkanlığı alırsa rahatlar”…  Hatta bu Kürtler arasında da var. Selahattin Demirtaş’a yönelik eleştirilerin kaynağında da bu var. Hatta biriyle geçen gün tartıştık.. Keşke seni başkan yaptırmayacağız demeseydi dedi..  “Bunu söylemekle Tayyip Erdoğan’ın size yaptığı her şeyi meşrulaştırdığının farkında mısın?” dedim.  “Ama” dedi, “orada insanlar çok acı çekiyor”... Hep kısa yoldan bir şeylere tutulma eğilimi var böyle…