Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Tarkan Kaynar: Sosyal medyaya giriş nasıl oldu?
Rüstem Batum: Aynı sebeplerle. Orada nasıl tepkiyle program yaptıysam, twitter’a da aynı tepkiyle girdim. İlk tweetimi 31 mayıs gecesi, gezi olayları patlak verdiği gece attım. O gece bir tane bile takipçim yoktu. Bugün bu tavrımızla devam ediyoruz. 
Tarkan Kaynar: Twitter’ı nasıl değerlendiriyorsunuz? Tepkiler nasıl? Bazen tepkilerden sıkılıp hesabınızı kapatmayı düşündüğünüz oluyor mu?
Rüstem Batum: Benim için iki önemli olay vardı. Gezi olaylarında benim gibi birçok insan çok heyecanlıydı. Bir arada olma ve birlikte tepki verme heyecanı. Bu beni yirmili yaşlarımdaki devrimci heyecanıma götüren bir heyecandı. Bugün twitter’ın artık o zamanki gibi bir etkisi olmadığını düşünüyorum. Şimdi niye twitter kullanıyorum? Daha çok ezilen Kürtlerin sesini duyurmak için. Sadece bunun için bile twitter’ı yararlı görerek kullanıyorum. Görüyorsunuz, Güneydoğu’da hergün bebek, çocuk, kadın demeden insanları öldürüyorlar. Annesi 7 gün sokakta kalan çocuğun yazdıklarını okudunuz mu? İnsan bundan nasıl etkilenmez? Annen ölmüş ve seni de öldürecekler diye, biraz ileride sokakta gözünün önünde yatan  cesedini dahi alamıyorsun. İnsanları bağla, arabaların arkasında cesetlerini çek, teşhir et… O fotoğrafları gördüğünüz zaman düşünün, Filistin’deki durumdan ne farkı var? İnsanların evlerindeki o büyük top mermisi delikleri… Nasıl bir düşmanlıktır bu? Bunları twitter’daki Kürt medyası, oradaki genç gazeteciler olmasa hiç kimse duymayacak. Çünkü ”sözde hükümete muhalif” medya da yazmıyor korkudan. Dolayısıyla son derece yararlı olduğunu düşünüyorum twitter’ın. Ama beni düşündüren mesele şu: Mesela imza veriyoruz ya çeşitli kampanyalara? Eğer İsveç ya da Norveç’te olsak bu imzaların  bir anlamı olur, çünkü  orada karşısında böyle bir tepkiden etkilenen insanlardan oluşan bir yönetim var geldiği kültür itibariyle. Burada ise karşımızdaki yöneticilerin böyle bir kültürle uzaktan yakından alakası olmadığı için bu imzalar bir bakıma gaz alıp, tepkileri azaltma  mekanizması oluyor. Twitter’da yazarak ya da imza atarak bir şey yaptığımızı sanıyoruz. Ama bütün bunlar, yöneticilerin umurunda değil.
Tarkan Kaynar: Evet, sansür yasasının kabul edildiği gün insanlar sadece internetten Abdullah Gül’ün twitter  korumalı hesabını spamlemekle meşguldü.
Rüstem Batum: Tabi bu bizim için böyle. Ama doğudaki insanlar için hayati önem taşıyor. Batıda elimizden başka bir şey gelmiyor. Ya da zaman içerisinde yeni metotlar geliştirilecek belki.
Tarkan Kaynar: Tepki gösteren, eleştiren mutlaka oluyordur da size hakaret edenler oluyor mu?
Rüstem Batum: Okumuyorum onları. Zaten yazılanların tümünü okumaya zamanım yetmez. Twitter benim için fikirlerimi paylaşmaya ve önemli bulduğum fikirleri duyurmaya yarayan bir araç. Faşistlere cevap vermeye gerek duymuyorum.
Tarkan Kaynar: Soldan eleştiriler oluyor mu?
Rüstem Batum: Oluyordur? Ben CHP’yi de çok eleştiren bir insanım. Oradan da kızanlar vardır. Ama bu memlekette kavga çok yaygın olduğu için kendinizi ona kaptırırsanız ömrünüz onunla geçer. Dediğim gibi ya kendi fikirlerimi ya da paylaşmak istediklerimi duyurmak benim için en uygunu. Zaman zaman toplu bir mesaj atarak “İsmini bile yazmayan faşistler topunuz siktirin gidin” diyorum o kadar
Tarkan Kaynar: Chp dedik madem, siyasete dönelim tekrar. Partiler ve kişiler bağlamında Türkiye’deki muhalefeti nasıl değerlendiriyorsunuz?
Rüstem Batum: Ne diyeceğimi bilemiyorum artık. CHP içerisinde de de bir şeyler yapmaya çalışanlar görüyorum. 3-4 sene öncesine göre biraz daha iyi. Aşırı ulusalcıların bir kısmı ayrıldı ama yine de partinin genel çizgisi merkez- milliyetçi eksende. Batıdaki sosyal demokrat partileri biliyorum. Sosyal demokrat bir parti böyle olmaz. CHP’nin sosyal demokrat bir muhalefet partisi olabilmesi için baştan aşağı değişmesi lazım. Senin, benim gibi adamlar oraya gidecek ama bunu da oldurmuyorlar. Kuvvetli bir gelenek var çünkü. Dolayısıyla muhalefet anlamında CHP’nin çok da işe yarayan bir parti olduğunu düşünmüyorum. HDP’ye gelince… Benim zaten açıkça HDP’yi desteklediğimi herkes biliyor. Bence Türkiye’deki gerçek muhalefet partisi HDP. Fakat bugün gelinen noktada HDP’nin işi çok zor. Yöneticileri o kadar sıkışmış bir pozisyondalar ki… Ama bu benim şahsen HDP’ye oy vermemi etkilemez. Çünkü ben bir sosyalistim ve tamamen bir Kürt partisi olsa bile neticede yine gidip HDP’ye oy vereceğim. Çünkü ezilenler Kürtler! Mücadele edenler de onlar. Ama herkes böyle düşünmeyecek tabii… CHP’li olup HDP’ye sempati duyan insanlar ne yapacak bilemiyorum. Bu da beni çok üzüyor. Yaşananlara bakınca tek başına sandıkta mücadele de komik geliyor artık. Bizim mücadele alanımız, sadece 4 yılda bir sandığa gidip oy vermek. Ama karşımızdaki güç hiçbir yasayı takmıyor. Dilediği her şeyi yapabiliyor. Gık dediğimiz anda hapse atıyor. Sokakta demokratik protesto hakkını kullananı öldürüyor. Bizim bunlara karşı tepkimizi gösterebileceğimiz tek yer ise sandık. O da 4 yılda bir… Bunu millete demokrasi diye yutturmaya çalışıyorlar. 
Tarkan Kaynar: Bir kısım muhalifin ülkedeki her sorunu “yetmez ama evet” tavrına bağlamak gibi saplantısı var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Rüstem Batum: “Yetmez ama evet” diyenler bence gerçek solcular ve sosyalistler. Onları eleştirenler ise ulusalcı adı altında, aslında sağcı ve milliyetçiler. Bence bunların solculukla falan alakaları yok. Baskın Oran’ın şahane bir yazısı var, bütün bu ulusalcılara tavsiye ederim. “Neden yetmez ama evet dedik” diye. Birincil olarak darbecilerin yargılanacağı ve askerlerin sivil siyaseti sürekli baltalamaktan uzaklaştırılacağı düşüncesiyle gösterildi bu tavır. Avrupa Birliği’nin zorladığı pek çok olumlu değişikliğin hayata geçirilmesi de söz konusuydu. Baskın Oran’ın o yazıda çok güzel ifade ettiği gibi, bütün bunlar kâğıt üzerinde yapıldı da. Yani bizim oyumuz boşa gitmedi dedi Baskın Oran. Kâğıt üzerinde yapılan olumlu değişikliklerin hiç birini uygulamadı hükümet. Sorun burada. Bir de bu “Yetmez ama evet” diyenler kaç kişi? Toplasan 5000 kişi ya var ya yok. Bu 5000 kişinin oyları mı AKP’yi bu yola sokmuş? Bence çok büyük utanmazlık bu!