Reportare

Menü

Kategoriler

Arama

Tek umudum Kürtlerden... Çünkü bu ülkede baş eğmeyen sadece onlar!
Tarkan Kaynar: Aktif siyasete atılmayı düşündünüz mü?
Rüstem Batum: Ekranda popüler olduğum dönemde de sonrasında da bir çok teklif geldi. 
Tarkan Kaynar: Bir ara bir CHP’nin  TV açması gündemdeydi ve sizin adınız geçmişti yanlış hatırlamıyorsam?
Rüstem Batum: CHP değil… SHP dönemi idi. Erdal İnönü döneminde 1 aylık bir propaganda kanalı açılmıştı. Seçimlere kadar çok kısa bir süre program yaptım o kadar. Şu ana kadar adaylık tekliflerini hep reddettim. Bir tek şu son seçimden sonra keşke katılsaymışım dedim. Bu mecliste olmak isterdim. Bence her milletvekili Sırrı Süreyya gibi olmalı. Öyle bir mücadeleci ruh lazım! Milletvekilleri kanun çerçevesinde her şeyi göze almalı. Orada sadece el kaldırıp indirmekle olmaz. CHP 30 milletvekili ile gidip tankların önüne otursaydı kardeşim. Kürtlerin oyunu mu istiyorsun? O zaman bunu yapacaktın. Aradan aylar geçti, onca insan öldü. Bütün bu olup bitenlerden sonra topu topu bir komisyon yolladılar bölgeye. Yapılacak onca şey var ama yapılmıyor! O yüzden 5 para etmez bu muhalefet. İnsanlar yeterince cesur değil bu memlekette.  
Tarkan Kaynar:  Benim de sizi ekranda izlediğim yıllarda dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı konuk etmiştiniz. Plastip Show’da Özal taklitlerini izlediniz beraber. Buna önceden veya sonradan bir tepkisi olmuş muydu Özal’ın?
Rüstem Batum: Yayından önce Özal’a programın o kısmından bahsetmedik. Bilmiyordu yani. Yayından hemen önce, stüdyonun kapısında “Plastip Show” sürprizimiz olduğunuz söyledim. “Sevmiyorum Plastip Showu” dedi. “Eyvah!” dedim kendi kendime ama programa girdi, şakaları olumlu karşıladı, güldü. Program bittikten sonra, telefon çaldı, açtım, arayan Özal. “Ratingler nasıl biliyor musun?” dedi. “Efendim nereden bileyim? Bize 1 hafta, 10 gün sonra gelir” dedim. “Ben aldım ratingleri, maçları bile geçmişiz” dedi. Türkiye’nin o günlerde en çok izlenen programını yapmışız. Özal’ın siyasi fikirlerine karşıydım ama şunu söyleyebilirim: Özal liberal, Amerikan tarzı bir sağcı idi. Hukuki şartlar dahilinde mücadele edebileceğiniz bir adamdı. Şimdi nasıl mücadele edeceksiniz? 17 yaşında lise öğrencisini hakaret etti diyerek sınıftan alıp içeri atıyorlar.  Adamların ölüye bile saygısı yok, 300 kişinin öldüğü Soma’ya taziyeye gidip adam dövüyorlar. Berkin’in annesini yuhalatıyorlar. Sadece Özal’ı değil, Demirel’i bile mumla arar olduk. Bu kadar korkunç bir iktidar olmadı. Darbeciler dahil!
Tarkan Kaynar: Darbeciler dahil mi?
Rüstem Batum: Evet kesinlikle!  Darbeci nedir? Silahı alıp çıkıyor sokağa “girin lan evinize, çıkanı gebertirim” diyor. Ona göre sen tavrını belirliyorsun. Bu durumda cesaretin varsa senin de silaha silahla cevap verme hakkın var,  çünkü karşındaki kanunların dışına çıkıp demokrasiyi askıya almış bir silahlı güç. Ve 2-3 sene sonra bu herifler gidiyor. Ama bu daha beterini yapıyor. Darbecilerin bile aldırmadığı bir sürü  konudan sayısız insan içeri girdi. “Cumhurbaşkanına hakaret” diye memleketin yarısını  içeri alacaklar nerdeyse. Kaç gazeteci kaldı muhalefet olarak? Kaç gazete kaldı? Bildiklerimiz. Hürriyet falan zaten kendini emniyete aldı. Herkesi içeri attılar. Bu bile yetmiyor. Bütün basın susturuldu ama yetmiyor adamlara yahu? Ne istiyorlar anlamadım! Stalin dönemi gibi! Geçen akşam o dönemde geçen bir filmi izledim, aynıyız yani.
Tarkan Kaynar: Benzer eleştiriyi Şafak Pavey de yaparak “Stalin dönemi gibi” demiş, solun bir kısmından eleştiri almıştı.
Rüstem Batum: Öyle solcu değiliz çok şükür. 
Tarkan Kaynar: “Tek” ilk kitabınız mı?
Rüstem Batum: Daha önce gazete yazılarımdan derleme ”Rugan Ayakkabılı Hipopotam” adlı bir kitabım çıkmıştı. Roman anlamında bu ilk oldu.
Tarkan Kaynar: Yeni bir çalışma var mı?
Rüstem Batum: Bu kitabın devamının yazıyorum şimdi 
Tarkan Kaynar: Roman serisi haline mi gelecek?
Rüstem Batum: Aynı kahramanlarla devam eden 2 ya da 3 kitap düşünüyorum. 
Tarkan Kaynar: Televizyon yok? Neler yapıyorsunuz peki? 
Rüstem Batum: Biraz kitapla uğraşıyorum. İnsanlar pek bilmiyor ama uzun yıllar profesyonel fotoğrafçılık yaptım. Stüdyom da vardı. 40 yıldır fotoğraf çekiyorum. Dönem dönem sergiler de açıyorum. Bu arada aşağı yukarı 15 yıldır da resim yapıyorum. Resim ve fotoğrafı birleştiren çalışmalar. Digital Art denilen imkanları kullanıyorum. Şu an bir sergi hazırlığım var. İlk defa solo bir sergi olacak. Bütün bunları yapmamın bir sebebi de bu siyasi ortamda kafayı sağlam tutabilmek için. Başka türlü burada yaşamak mümkün değil. Bir süre sonra doğru düşünemeyeceğiniz gibi mutsuz da oluyorsunuz. Bazen “Nankör müsün? Her şey var memlekette” diyorlar. Her şey var ama benim şartlarıma uygun değil. Gördüğüm zaman mutsuz oluyorum. Baksana; insanın annesi ölüyor, 7 gün yerden alamıyor. İnsanın yavrusu kucağında öldürülüyor. Bunların tümü hasta ediyor beni.  Gerçekten fiziki anlamda hasta ediyor.
Tarkan Kaynar:  Bu ruh hali içerisinde bazıları gibi ülkeyi terk etmeyi düşündünüz mü?
Rüstem Batum: Annem sebebiyle yurt dışına ara sıra gidiyorum zaten. Ama inanır mısın, oradayken Türkiye gündemiyle daha fazla ilgilenir oluyorum. Sabah kalkar kalkmaz internetten haber almaya çalışıyorum. Oradaki arkadaşlarımın çoğu Türk ve benim gibi insanlar. Zamanım onlarla ülke gündemini tartışmakla geçiyor. Keşke becerebilsem uzak kalmayı ama bu benim becerebildiğim bir şey değil. Uzak kalamıyor insan. Burada sergiyle falan uğraşırken dengemi çok daha iyi sağlıyorum. Yurtdışında insan kendini memleketi ile daha çok ilgili olmak zorunda hissediyor. New York’taki arkadaşlarım buradaki bir çok arkadaşımdan çok daha fazla ilgileniyorlar Türk siyaseti ile. 
Tarkan Kaynar: Demokratikleşme adına umut var mı sizce? 
Rüstem Batum: Mutlaka var ama bu kadar korkaklıkla bir bok olmaz! Herkes kendi yorumunu yapsın. “Ya bunlar böyle” diyerek, boyun eğerek hiç bir şey olmaz. 80 milyon insanız ama doğru dürüst bir karşı durma tavrı geliştiremiyoruz. Bir de “Türkler şöyle cesur, böyle cesur” derler. Hayatımın yarıdan fazlası yurt dışında geçti, bir sürü ülkede yaşadım. Bu kadar büyük bir palavra yok! Ha, cesur insanlar vardı tabii! 68’li devrimciler, Deniz’ler, Mahir’ler… Onlardan bahsetmiyorum tabii… Şimdi de ufak tefek çıkışlar var ama o dönemdeki gibi değil. Bak, “Devrim Televizyondan Yayınlanmayacak!” diye bir belgesel var, mutlaka izleyin. Şahane bir belgeseldir.Chavez ilk seçildiğinde, ordu Amerika desteği ile darbe yapıyor ve o esnada Chavez’le röportaja gelmiş olan  İsveç Televizyon  ekibi de başkanlık sarayında mahsur kalıyor. İçeride 1-2 gün sürekli olan biteni çekiyorlar. Evlerinde oturan insanlar, yemek yapan kadınlar önlüklerini bırakıp, sokağa dökülüp saraya doğru yürüyorlar ve silahlı adamların karşısında durarak “hepimizi öldürün o zaman” diyorlar. Milyonlarca silahsız vatandaş askerlerin karşısında Chavez için vücutlarını kalkan yapıyorlar ve darbe başarısız oluyor. Cesur olmak, demokrasiyi savunmak  böyle bir şey! Her gün ağlamakla ya da tweet atmakla bir şey olmuyor. Bakın şiddet kullanmaktan bahsetmiyorum. Bu çok önemli! İnsanlar silahlı adamların karşısına dikilip öylece durdular! “Kürt’tür ölsün!” diyen insanlar var bu ülkede. Sosyal demokratsan, sağcılardan farkın olsun! Kundakta bebek öldürülüyor yahu! Bir şey yapın Meclis’te! Bir protesto yapın, ne bileyim yere yatın engelleyin! Dolayısıyla bu açıdan umudum yok. Tek umudum Kürtlerden! Çünkü bu ülkede baş eğmeyen sadece onlar.Öyle zulüm görmüşler ki Kürtler, “Daha beteri nedir ki kardeşim?” diyorlar. Mücadele ediyorlar. Silahtan bahsetmiyorum bakın. Adamlar bir şekilde karşı çıkıyor, sözlerini söylüyorlar. HDP’yi bu kadar yıpratmasalar, sosyalist programa sahip bir parti. HDP’yi daha da büyütmemiz gerekiyor. CHP’yi de keşke solcular ele geçirebilse! Ama baksana, kurultaya giderken, yeni genel başkan adaylarının daha soldan çıkmasını beklerken, tam tersine, Balbay gibi daha sağdan adaylar çıkıyor. Kılıçdaroğlu bazen iyi bir şeyler yapar gibi oluyor ama bir bakıyorsun bazı konularda Hükümetle neredeyse ortak tavır sergiliyor. Milliyetçilik ağır basıyor neticede. Her ülkede olduğu gibi, milliyetçilik bizim de başımızın belası!
BİTTİ
RÜSTEM BATUM:  İstanbul’da doğdu. Saint Joseph Lisesini bitirdi. Brüksel’de I.A.D.( Institut des Arts de Diffusion)un Sinema-TV yapımcılık ve yönetmenlik bölümünden mezun oldu.Zoom Yapım’ı kurdu,yapımcı –yönetmen olarak 100 ü aşkın reklam filmi çekti. Los Angeles’a yerleşti, U.C.L.A’da profesyonel stüdyo fotoğrafçılığı ve tiyatro eğitimi aldı. A.B.D’de 5 yıl süreyle fotoğrafçı olarak hem SİPA Press için çalıştı hem de reklam, moda, editoryal  ve plak kapağı fotoğrafları çekti. Fotoğrafları elliyi aşkın ülkede yayınlandı. Türkiye’ ye döndükten sonra “İki Ters bi Düz Laflar” ve “Halamın Stand up’ları” adlı stand-up komedileri yazdı ve oynadı. “İki Ters bi Düz Laflar” ile Avni Dilligil Tiyatro Ödülü’nü kazandı. Milliyet Gazetesindeki yazılarının derlendiği “Rugan Ayakkabılı Hipopotam” adlı kitabı yayınlandı.  “Rüstem Batum Show”, “Rüstem Batum’la 360 Derece”, “Rüstem Batum’la Söylenmeyenler” isimli TV programlarını hazırladı ve sundu. Bu programlar “En iyi Talk Show” ve 2004 yılında da Çağdaş Gazeteciler Derneğinin “En İyi TV Programı” ödüllerini kazandı. Yapımcı-yönetmen olarak dünyanın önemli 8 şehri ile ilgili “Rüstem Batum’un Gözüyle” adlı belgesel serisini yaptı. 2003 yılında yapımcı-yönetmen olarak İstanbul Film Festivali, Newyork ve Londra’da da gösterilen “Hangi Kıbrıs” belgeselini çekti. 2015 yılında TEK adlı siyasi-polisiye romanı yayınlandı. Son yıllarda, televizyon çalişmaları yüzünden yavaşlattığı  fotoğraf ve resim çalışmalarına tekrar ağırlık verdi.
İZLE

Devrim Televizyondan Yayınlanmayacak/ Belgesel
Rüstem Batum Turgut Özal'ı konuk ediyor/ Arşiv