Gözetim Kapitalizmi 5: Ne yapmalı?

0
159

Gözetim Kapitalizmi serisini bu yazıyla tamamlıyoruz. Bir önceki yazımda “Sosyal hayatımızın dinamitlendiği ve seçim davranışlarımızın bile manipülasyona uğradığı bu dönemde gözetim kapitalizmiyle mücadele edebilmek için ne yapmalı?” diye sormuştum.

Dijital iletişim ve teknoloji geliştiren şirketler ve yeni medya platformları tüm seri boyunca belirttiğim üzere kamusal fayda odaklı kuralları belirlenmiş bir alanda gelişmedi. Herkesten önce yenilikçi hamleler yapan ve kendi pazarlarını yaratan şirketler, kendi koyduğu kurallarla internet kullanıcılarının davranışlarını rahatlıkla yönlendirebilecek bir ortama kavuştular. Bu yüzden hem bireysel hem de örgütsel olarak iki koldan buna artık dur demek zorundayız.

Temel hak ve özgürlüklerimiz için yaptığımız mücadeleler, eylemler, örgütlenmelerin yok edilmeye çalışıldığı bu karanlık dönemde, sadece bunları engelleyici ve baskılayıcı unsurlar olarak gözetim teknolojileri ve politikalara karşı çıkmak için değil; insan olmamızdan kaynaklı, onurumuz ve geleceğimiz için, kişiliğimizi, kültürümüzü ve kimliğimizi oluşturan bilgilerin, şirketler ve devletler tarafından toplanması ve bu toplanan veriler üzerinden davranışlarımızın manipüle edilmesi, haklarımızın kısıtlanması, kötü muamelelere maruz kalmak veya zayıf bırakılmak istenmemiz açısından da bu gözetim kapitalizmi kabul edilmemeli. Çünkü bu toplanan veriler bu seride farklı örneklerini aktardığımız gibi artık sonsuz kez sonsuz kullanılacak verilere dönüştürülüyor ve hatta tüketim alışkanlıklarımızdan oy hakkımıza kadar geniş bir çerçevede şirketlerin ve devletlerin veritabanlarında, sunucularında sürekli el değiştirerek birikiyor ve geleceğe taşınıyor. Ortalama 60-70 yıl yaşayan bir insanın tüm anısı ve yaşanmışlığının, ondan bağımsız bir şekilde sürekli kâr edilen bir veriye dönüşmesi bile, irademizin kendi ellerimizden çalındığında en temel insan hak ve özgürlüklerinin zamanın ruhuna göre, nasıl her türlü yozlaşmaya maruz kaldığının bir göstergesi.

Bu yüzden kullandığımız her teknolojik aygıtta mümkün olduğunca artık kullanımına gerek kalmayan kişisel ve organizasyonel bilgiler bulundurmamak, bulunduruyorsak bunları şifrelemek (kriptolamak), iletişim esnasında bu bilgileri vermemek, vermek durumundaysak da bunları uçtan uca şifreli bir şekilde gönderen özgür yazılımlarla göndermemiz gerekiyor. Tüm haberleşmemizi güvendiğimiz ortamlarda yapmalı ve ağzımızdan çıkan tüm sözlerin, paylaştığımız tüm içeriklerin, kendimizle beraber bir çok kişiyi kapsadığını ve bunun sorumluluğunu taşıdığımızı unutmamalıyız. Tüm yazışma, görüşme, ofis yazılımları gibi üretkenlik uygulamlarından internet tarayıcılarımıza; e-posta servislerinden işletim sistemlerimize kadar özgür yazılımları tercih etmemiz ve özgür yazılım geliştiricilerini desteklememiz gerekiyor.

Toplumcu yönetimler halkın özgürlüğü ve refahı için toplumu örgütlerler. Bu yüzden bu yönde hareket eden politikacılar internet kullanıcılarını özgür yazılım kullanmaya teşvik etmelidir yani kullanıcıların özgürlüğüne ve mahremiyetine saygı duyan yazılımlara. Özgür yazılımlar kamu malı olarak lisanslanır ve isteyen herkes o yazılımları içeriğini görebilir, ne yaptığını anlayabilir, böylece onu geliştirebilir ve ihtiyaçlarına göre yeniden düzenleyip paylaşabilir. Özel mülk (özgür olmayan) yazılımlar ve platformların yurttaşların özgürlüğünü ve haklarını çiğnemesine izin vermemelidir. Bu yüzden bulunduğumuz her platform mahalli idare ve tüm yüksek devlet kurumlarınnda, fahiş boyutlardaki ihâlelerle verilen çeşitli uluslararası şirket ve kurumlardan yandaş yerel şirketlere kadar toplumun ihtiyaçları ve kamu hizmeti için halkın parasıyla yani bizim vergilerimizle üretilen yazılımların, neden özgür yazılım yani kamu malı olarak kalmadığını ve yayınlanmadığını sorgulamamız gerekiyor. Halkın aprasıyla üretilen yazılımların halkın malı olması gerekiyor. Özgür Yazılım’ı, kamu tarafından finanse edilen yazılım için bir standart hâline getirmedikçe büyük teknoloji şirketlerin tekeliyeti kırılamayacak ve yerelde teknoloji geliştirmenin önü tıkanacaktır. Bu da büyük şirketlere bağımlılığı artırmakda, özgürlüklerimizi kısıtlamakta ve kamusal faydayı yok etmektedir.

Karşımızda kanun ve yönetmelikleri eğip bükerek, yasal boşluklardan faydalanarak veya meşru olmayan yollarla mimiklerimizin bile kaydını tutan bir sistem var. Kimliğimizin ve toplumsal mücadelemizin özgürlüğümüzü belirlediği ve tam da buna en çok sahip çıkmamız gereken bir çağda yaşıyoruz. Eğer bize ait olan her şeyi bu kuşatılmış dünyada dikkatle korumazsak, özgürlüğümüz de tamamen yok olacak demektir. Umuyorum ki, sadece emek gücümüzden değil, hayatlarımızdan da çalmalarına izin vermeyeceğimiz bir yaşanacak dünya yaratabileceğiz.


İllüstrasyon: Mehmet Şafak Sarı