Kamuoyu daha ne kadar yasayla boğulacak?

0
280

2020’nin sonuna doğru nurtopu gibi bir sosyal medya yasası gündemi doğmuş, hepimiz “daha gazetecilerin, araştırmacıların başına ne çorap örecekler” diye telaşlanmaya başlamıştık. COVID-19 belasından burnumuzun ucunu göremezken, çoğumuz evlere tıkılmış, ekonomik krizin pençesinde “nereden çıktı bu yasa” demeye başlamıştık. Her şey tamamdı da sıra buna mı gelmişti? 5 tane dandik maskeyi bile dağıtmaktan aciz AKP Hükümeti neden yeni bir internet ve sosyal medya yasasını öncelikli olarak talep ediyordu? 1 yıl daha geçmedi, anlaşılan o ki, dezenformasyon ve yalan haberle mücadele adı altında yeni bir yasa daha yolda.

Geriye saralım

Durumu daha iyi anlayabilmek için geriye saralım. 2020’nin sonunda o dönem yeni gelecek sosyal medya yasasının nasıl belâlar açacağını bu yazımda kaleme almıştım. O günlerde iktidar destekli kalemler, kamuoyunda, sosyal ağlarda hakimiyet sağlayamadıklarını itiraf ediyordu. Anaakım’dan sürgün edilmiş gazeteciler ve akademisyenler, sosyal medya ağlarında milyonlarca izlenir ve okunurken, hükümet yanlısı gazeteler okunmuyor ve yayınlarının reytingi sürekli düşüyordu. İşte bu durum birilerini kızdırmış olmalıydı. Zaten o zaman mevcut yasayla muhalif içerik, haber, ifade kısıtlanıyor ve vatandaşın bilgi edinme ve haber alma özgürlüğü engelleniyordu. Bundan kurtulmak isteyen medya mensupları ve ifade özgürlüğünü kullanmak isteyenler sosyal medya ağlarına hücüm etmişti. İşte tam da bu sırada kamuoyunda “sosyal medya yasası” denilen bie teklifle geldiler, yasayı geçirdiler ve biraz daha otoriteleştik. Yasa geçirildikten sonra bu yazımda şunları yazmıştım:

Bu yaptırımların gidişatı bizi ciddi bir karanlığa itiyor. Bu yüzden “İnternetime Dokunma, Sosyal Medyama Dokunma” demek çok önemli. Çünkü hepimiz biliyoruz ki sadece siyasal ya da sosyal olarak değil, kültürel etkinliklerimiz ve hayat tarzımızı özgürce devam ettirmek açısından da sosyal medya dışında hiçbir alanı kalmadı insanların.

İktidarın yurttaşlarla kurduğu iletişim ve popülist dilin yarattığı tahribat, toplumu onarılamaz bir şekilde kutuplaştırırken, dezenformasyona karşı direnç kırılganlaşmış durumda. Son iki yıla bakın, hükümet içi çekişmeler, ekonomik kriz, Suriye ve Afganistan merkezli göç, doğal afetler, pandemi ve aşılama gibi birbirinden bağımsız birçok olayın krize dönüştü. Bu kaosta kamuoyunu tatmin edecek sağlıklı politikalar geliştiremeyen ve çaresiz kalan iktidar, artık bunun kendi hükümet kavrayışlarında düzenlenemez ve geri adım atılamaz olduğunu görüyor.

Medyaya ve sosyal medya platformlarına ne kadar baskı uygulanırsa uygulansın, ifade özgürlüğü ve temel haklara yönelik en ufak bir saldırı bertaraf edilemiyorsa da,  bu saldırıyı boşa çıkaracak direniş yöntemleri tarih boyunca hep bulundu, hala da bulunuyor. Hele ki bilgi ve birikimin bu seviyede olduğu teknolojik süreçte bu saldırılar ne kadar ana akım iletişimi kısıtlayıcı da olsa, yeni yolların yaratılacağı direniş tüm dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de mevcut.

Bu yüzden olsa gerek Erdoğan Hükümeti internete ve medyaya yönelik otoriter tutumunda vitesi daha da yükseltmek istiyor. Yeni gündemimiz ise dezenformasyon…

Dezenformasyonu kim yapıyor?

Bu yazımda da belirtmiştim. Şu anda kamuoyunda tekrar gündeme gelen yeni yasa arayışları, dezenformasyon ve genel olarak bilgi kirliliği konusunda adım atmak istenirken, bir önceki sosyal medya düzenlemesinde olduğu gibi hükümetin kendi algılayış ve anlatılarına uygun, tamamen güvenlik politikaları odaklı zihniyetle hareket ediliyor. Yalan haber ve dezenformasyonile mücadele fikrinin altında yapan tamamen ifade ve haberleşme özgürlüğünün fişini çekmek aslında.

Bir önceki düzenleme hizaya soktukları geleneksel medyadan kaçabilen veya orada olmayı reddedip kamu yararına gazeteciliği sosyal medya ağları üzerinden yürütenleri baskı altına olmak, toplumsal hafızayı yok etmek ve kamu yararına yapılan haberleri engelleyerek ve haberleri yapan kişi ve kurumları cezalandırmak üzerine kuruluydu.

Şunu da belirtmekte fayda var. Bu düzenlemeler sırasında hiçbir STK, meslek örgütü veya bilirkişilere başvurulmadı. Komisyona gelen taslak 1 gün gibi kısa sürede (Aslında 5-6 saat) içinde AKP-MHP oyları ile genel kurula taşındı. Orada da kalksın eller insin eller ve kabul edildi.

2021’ın sonunda, aynı 2020’nin sonunda olduğu gibi kamuoyu yoklanmış, akabinde bu dönemde eski düzenleme geçmişti. Tamamen aynı süreç işletiliyor şu an. Nisan 2022’ye geldik, yeni yasa teklifi tekrar geliyor. Yine kalksın eller insin eller olacak. İntenet ve ifade özgürlüğü konusunda hareket eden bir avuç kurum ve kişiler olarak kamuoyunu etkileyici hamleler üretemez ve siyasilere baskı yapamazsak bu yasa da geçecek.

Yalan haber yapan hapse mi girecek?

Zar zor da olsa edinebildiğimiz bilgilere bakılırsa, şu anda AKP-MHP’nin vereceği teklif Rusya’da uygulamaya giren teklifle benzer. Ukrayna-Rusya Savaşı sürerken ilk başlarda uluslararası basın iyi ya da kötü, karşılıklı erişim engellemelere rağmen, Rusya’da faaliyet yürütebiliyordu. Rusya’da taze çıkan yasayla gazetecilerin “yalan haber yapma” ile suçlanması durumunda, hapis cezasına varan yaptırımlar var artık. BBC yeni yasanın ardından Rusya’da haberciliği askıya aldı ve gazetecilerini Rusya’dan çıkardı bu yüzden. Malum ülkemizde de olduğu gibi BBC yalan haber yapmak ve dezenformasyon faaliyeti yürütmekle suçlanıyordu.

Eğer yalan haber ve dezenformasyonun ne olduğu ve kimin yaptığı konusunda hükümetin atadığı memurlar üzerinden bir çerçeve çekilip, cezalandırmalar gündeme gelirse ne olacak? Bunu bir düşünelim. Başka bir yazımızın konusu olsun.