Oyun…

0
197

Belli bir yaşa gelmiş her yetişkinin yaptığı gibi ben de ara sıra geçmişi düşünüyorum. Çocukluğumu, arkadaşlarımı, çocukluğumda kendimi aileme, arkadaşlarıma ve çevreme ifade edişlerimi, seçimlerimi, zamanımın çok, canımın istediğini yaptığım anları düşünüyorum. Sizler düşündüğünüzde en çok hangi zamanlarda kalıyorsunuz bilmem ama ben okul öncesi zamanlarımı ve üniversite yıllarımı keyifle anıyorum. Yetişkinlikten önce son çocukluk misali çok eğlendiğim ve aynı zamanda büyüdüğüm üniversite yıllarım belki başka bir zamanda, başka bir yazının konusu olacaktır. Ben, okul öncesinde sokaklarda gün kararana kadar dünyayı kurtarıyormuş heyecanıyla oyunlar oynadığım, hatta tükenen oyunlara alternatif yeni yeni oyunlar icat ettiğimiz zamanlardan bahsetmek istiyorum sizlere.

Oyunlar, çocukların kendini en iyi ifade edeceği, en temel etkinlik alanlarıdır.  Çocuk gelişimi alanında yaptığı çalışmalarla bilinen İsviçreli psikolog Jean Piaget, çocuk için oyunun dış dünyayı anlamanın, dış dünya ile bağlantı kurmanın bir yolu olduğunu söyler.  Okul öncesi döneminin, çocukların dünyayı anlama çabasıyla geçirdikleri dönemlerden birisi olduğunu, bu dönemde oyunun çocukların en doğal öğrenme aracı haline döndüğünü ifade eder. Ona göre, oyunun çok önemli bir öğrenme aracı olmasındaki temel etken, çocukların sürecin içinde aktif birer karar verici haline gelmelerindendir.

Foto: Sandy Millar/ Unplash

Oyun, çocukların hayatta kalma ve uyum sağlama için öğrenme ve öğrenilenleri şartlara uygun bir şekilde uygulamasıdır. Kurgusu olan oyun, kuralları anlama ve uygulama konusunda çocuğu düşündürür, çocuğun yönerge takip etmesini kolaylaştırır,  çocuğun zihinsel becerilerini geliştirir. Kuralları oyun boyunca aklında tutması ve seçimlerini bu kurallara göre yapması; çocuğun hafızasını kullanmasını sağlar. Sebep-sonuç ilişkisi kurması; problemi çözme odaklı davranmasını, oyunu, isterse başka şekillerde kurgulayarak oynaması ise yaratıcılığını arttırır ve hayal kurmasını sağlar.

Çocuklar çevreyi keşfetmek, dünyayı anlamak ve deneyimlemek için oyunu kullanır. Çocuğun etrafındaki eşya ve kişilere yepyeni anlamlar ve tanımlar yüklediği, -mış gibi yaptığı oyunlar, çocuğun soyut kavramları anlayabilmesine, kendini başka kişilerin yerine koyabilmesine, sırasını bekleme, kendini kontrol etmeyi öğrenmesine ve dil becerilerinin gelişmesine katkı sağlar.  

Peki, ilk çağlardan beri benzer oyunlar oynadığımızı biliyor muydunuz? İlk Çağda oynanan Pentalitha oyununun bugün oynadığımız beş taş oyunuyla aynı olduğunu, tek farkın o çağlarda kullanılan taşların koyun ve keçilerin ön dizlerinde bulunan eklem kemikleri olduğunu, bu kemiklere de aşık adı verildiğini biliyor muydunuz? Erkek çocukları arasında yaygın olan Eis Omilan oyununun, misket oyununun atası olduğunu, o zamanlar kullanılan oyuncakların tıpkı şu andaki gibi bebek, araba ( en ilkel şekliyle kağnı ), hayvan gibi figürlerden oluştuğu, orta çağda satranç, dama, go oyunlarına benzer strateji oyunlarının oynandığını biliyor muydunuz?

Bütün bu oyunları, güvenli sokak ortamında sabahtan akşama kadar oynadığımızı, bir yaştan sonra oyunların yerini spora ve farkında olmadan sanata bıraktığını hatırlıyorum. Orta halli ailenin ve çok kardeş olmanın sonucu, Barbie bebek yerine, plastikten benzer Barbie bebekler alabildiğimizi, yine de bir bebeğimiz olmasının mutluluğunu yaşadığımızı, saatlerce evcilik oynadığımızı anımsıyorum.

Oysa şimdi, çocukların, hayatımıza giren teknoloji ile oyun oynamanın arasında sıkışıp kaldıklarını görüyoruz. Oyuncağı oynamak için değil daha çok elde etmenin hazzını yaşamak için aldıran çocuklar var karşımızda. Oyun kurmak ve kuralıyla birlikte oyun oynamak yerine, ellerinde Barbie bebekleri ile Youtube üzerinden Barbie bebek oynatan oyuncu ablayı seyreden yeni bir kuşak var. Bir de Barbie bebeği hiç olmayan, Youtube ‘un ne olduğunu bilemeyecek teknoloji uzağında olan çocuklar var.

Vakit, oyun oynamanın öğrenme üzerindeki zihinsel ve beceri gelişimine katkısını anlatırken, koşulların bu kadar eşitsiz olduğu dünyada, her yaştaki çocuktan aynı öğrenme düzeyi beklemenin doğru olmadığını kavramak ve bunun için bir şeyler yapma vaktidir.

Yazımın başında üniversite yılları ve yetişkinlikten önceki son çocuk çıkışından bahsetmiştim. Ah bir de oyunun dışında kalmak ve oyuna dahil edilmemek var. Şu anda gençliğin tadını yaşamak varken, insanın en temel ihtiyaçlarından, barınma ihtiyacını karşılayamayan, ‘barınamayan’ çocuklarımız var. Tüm bu oyunun içinde seslerini duyurmaya çalışan ve okuyup insan olma derdinde olan çocuklar…

Bu yazı, işte o çocuklarımızın ihtiyaçlarına çözüm üretilmesi için herkesi üstüne düşeni yapmaya davet etmek için yazılmış, seslerini duyamadığınız “barınamayan”  çocuklara ithaf edilmiştir…