Enerji Krizi Yok Özelleştirme Krizi Var!

Elektrikte son bir yılda gelen zamların bizi nasıl yoksullaştırdığını anlatan bir dizi film çekilse bu dizi biraz aksiyon, biraz psikolojik gerilim, biraz politik gerilim ve çokça trajedi olurdu herhalde. Serbest tüketicilerin hüsranı da dizinin sezon finali olurdu.

Ucuz elektrik satın alma hayaliyle tedarik şirketleriyle sözleşme imzalama haklarını kullanan serbest tüketiciler sözleşme süreleri devam ederken, 1 Aralık 2022 tarihinden geçerli olmak üzere yüzde 100 zamlı yeni sözleşmelerle baş başalar. Tedarik şirketleri zamlı sözleşme tercih etmeyen serbest tüketicilerin sözleşmelerini tek taraflı feshedeceklerini belirterek, yılbaşında gelecek zamlı tarifleri işaret ediyorlar.

Yurttaşlıktan tüketiciliğe….

Elektrik sektöründe özelleştirmeler başlamadan önce elektrik hizmeti kamusal bir hizmet ve bu hizmetin alıcıları da abone olarak tanımlanıyordu. Topluma tek taraflı pompalanan kamunun hantallığı, verimsizliği ve özelleştirme güzellemeleri ile büyük ölçüde toplumsal rıza üretildi. Kamusal bir hizmeti almaya hakkı olan yurttaşlar konumundan neredeyse hiçbir toplumsal muhalefet ve direnç olmadan, parası kadar hizmet alabilen müşteri-tüketici konumuna dönüştürüldük.

Rekabet yok, yeniden tekelleşme var!

Bizi müşteri konumuna getiren sistem, sözde şirketleri de serbest piyasanın ruhuna uygun olarak fiyat ve hizmet kalitesi rekabetiyle yarıştıracak idi. Ama aradan geçen yaklaşık on yılın sonunda elektrik üretim ve dağıtımı özel tekellere teslim edildi. Neden tekel? Çünkü, kamu elektrik dağıtım sektöründen tamamen el çektirildi. Özel dağıtım şirketlerinin neredeyse tümü aynı zamanda elektrik üretimi de yapıyorlar. Perakende elektrik satışı yapan tedarik şirketleri de dağıtım şirketlerinin yan şirketleri aynı zamanda. Aynı özel şirket çatısı altında üretim, dağıtım ve perakende satış işlemlerinin yapılması özel tekel değil de nedir.

Tekel konuma gelen özel elektrik şirketleri için bunca yılın sonunda müşteri olma konumumuzu da kaybedip doğrudan “borçlu” konumuna sokulduk. Çünkü müşteri olmanın ürün ve hizmetler açısından az da olsa şirketleri zorlayan hak ve hukuku vardır. Ama artık biz kaliteli ve uygun fiyatlı hizmet bekleyen müşteriler değil, şirketler için borçlu konumundayız. Elektriğe üst üste gelen zamlarla sadece kullandığımız elektriğin bedelini değil sektörünün kredi borçlarının taksitlerini de bize ödetiyorlar. Neredeyse on yılda Anayasa ile hakları korunan ülkenin eşit yurttaşları yerine, Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunun sıradan özneleri haline getirildik.

Özelleştirilen elektrik sektöründe artık durum zıvanadan çıktı!

Artık elektrik fiyatlarının ulusal tarife ile yılın her çeyrek başında Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından ilan edilmesinin ya da edilmemesinin de bir önemi kalmadı. Çünkü artık elektrikte taksite bağlanmış zam dönemine geçildi.

İşte bu yüzden sayıları pıtrak gibi artan tedarik şirketleri müşterileri ile devam eden sözleşmelerini feshedip yüzde 100 zamlı yeni tarifeye zorlayabiliyorlar. Tıpkı ev sahiplerinin enflasyon ve hayat pahalılığını bahane ederek, yasal oranlarla kirasını zamanında ve eksiksiz artıran kiracılarını hukuka aykırı olarak sürekli kira artışına zorlamaları gibi.

Tedarik Şirketleri, yüzde 100 zamlı yeni sözleşmeyi tercih etmeyen serbest tüketicileri yıl başında ulusal tarifeye gelecek elektrik zamlarla tehdit edebiliyor. Demek ki 1 Ocak 2023 tarifeleri için bizden gizlenen bilgilere sahipler. Geçen sene bu zamanlar özel şirket temsilcileri Enerji Tabii Kaynaklar Bakanı (ETKB) ile Antalya’da bir araya gelerek 2022’nin enerji zamlarını konuşmamışlar mıydı?

Sorun tam da burada değil mi zaten; herhangi bir gerekçeden zam sonucu çıkartan enerji şirketlerine teslim ettiğimiz bir enerji alt yapısı ve sadece enerji patronlarını dinleyen bir iktidar!

Bu söylediklerimiz size abartılı gelmiş olabilir ama Elektrik enerjisi üretiminde kamunun payı 2008’de yüzde 49,2 iken bugün bu oran 14,8’e gerilemiş olması, dağıtımda kamu payının sıfır olması bugün yaşadığımız krizin aslında enerji krizi değil, özelleştirme krizi olduğunu ortaya koymaya yetiyor.

Elektrik sektöründe bir taraftan özelleştirmeler yapılırken diğer taraftan da serbestleştirme adı verilerek yüksek tüketimli kuruluşların elektrik taleplerinin tedarik şirketlerinden ikili özel anlaşmalarla temin etmelerinin adımları atıldı. Tüketime sunulan elektrik enerjisinin tümü 2008 yılında EPDK tarafından açıklanan ulusal tarifeye göre faturalandırılırken, yüksek tüketimli abonelerin ulusal tarifeden enerji almalarına sınırlamalar getirilmesiyle bugün faturalandırılan elektriğin yaklaşık yüzde 30’u ulusal tarifeye bağlı, yüzde 70’i de özel üretim şirketlerinin manipüle ettiği bir tür elektrik pazarında belirleniyor.

Geçen sene 1 kilowatt saat elektriğin pazarda Piyasa Takas Fiyatı 67 kuruş iken şimdi 3,5 TL civarında. Yani konutlardaki ilk kademe elektrik fiyatına dağıtım bedeli ve vergiler dahil 1 lira 73 kuruş öderken, özelleşmiş pazarda sadece elektrik fiyatı bunun iki katı. Bunun adı elektrik faturası ya da maliyet bazlı tarife değil doğrudan özel şirketlere sermaye transferidir.

Karaborsaya dönüşen elektrik pazarında izah edilemeyen bu fiyat artışları doğrudan sanayi, tarım, ticaret başta olmak üzere tüm sektörlere etki eden bir durum.

Biz sadece kendi faturamızı ödemiyoruz, tıpkı geçmediğimiz köprünün, gitmediğimiz hastanenin parasını ödemediğimiz gibi. Doğrudan ödediğimiz elektrik faturasının yanında satın aldığımız ürün ve hizmetler ile de tarım, sanayi, ticarethane ve genel aydınlatmadan oluşan karma elektrik faturasını da ödüyoruz. Kısaca elektrik pazarında yaşanan artışlar ya da tarifeye yapılan elektrik zamları aynı zamanda doğrudan yaşantımıza yapılan zamdır.

Bu şartlarda yapılacak en doğu politika halka ait olanın halka iade edilmesini savunmaktır, bizim cebimizden şirketlere yapılan sermaye transferini bir an önce durdurmaktır. Bunun için ilk olarak elektrik iletimi ve sistem operatörü olarak beyin görevi gören Türkiye Elektrik İletim A.Ş. TEİAŞ’a sahip çıkmak ve üretim dağıtım ve tedarik grafiğindeki  verileri kamu lehine değiştirmek zamanıdır.

Görsel : Matt Seymour, unsplash.com

Benzer İçerikler
Devamı

Nöro-Çeşitlilik…

Hayatım boyunca yüksek sesle müzik dinleyen insanlara imrendim. Nedense yüksek ses karşısında  aklı karışabilen, söyleyeceği şeyi unutan biriyim.…
Devamı

Korkuyorum! Korkuyor musun?

Korku, şiddet ve yetkeci kişilik özelliklerinin yayılımı bugünün dünyasında yalnızca televizyonla sınırlı değil. 1950’lerden çok farklı bir noktadayız.…
Devamı

Gülmek Devrimci Bir Eylemdir!

Tutuklu olduğum süreçte gazete abonelikleriyle birlikte Leman Dergisi aboneliği de talep ettim. Devrimci bir tavır olmasından öte öncelikle…
Devamı

Panik yok! Yaşamaya devam…

Dünya pandemi sonrasında “yeni anormal”in gelmesini beklerken, hiç görülmemiş bir iştahla “eski normal”e dönüşün panik ve şokunu yaşıyor.…

Reportare, dünyada ve Türkiye’de yaşanan sosyal, çevresel, ekonomik ve siyasal olayları analiz eden, bu alanlarda farklı görüşlere sahip programcı ve konukları ile yaşanan sorunlara yapıcı çözümler sunmayı amaçlayan tam bağımsız bir ortak yayın inisiyatifidir.

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli içerikler sunabilmek için desteğinize ihtiyacımız var. Youtube KATIL botunu üzerinden bize katkıda bulunabilirsiniz.

KATIL