“Güvercin Tedirginliği”
Sinan: Benim en çok dikkatimi çeken şey, Yahudi toplumunun düşük volümlü bir dil kullanması. Görünürlüğünü mümkün olduğunca silikleştirmesi ve sürekli bir defansif durumda yaşaması. Eğer göreli bir “sorunsuzluk” yaşanıyorsa bence bu Yahudi toplumunun Türkiye’de fazla görünür, fazla yüksek sesli olmaktan kaçınmasından kaynaklanıyor. Bunu da hiç adil ve doğru bulmuyorum.
Marsel Russo: Şu var; biz bunu Şalom’da görüyoruz. İnternette, sosyal paylaşım sitelerinde falan daha etkin hale geldi Yahudi toplumu. İnsanlar bizi bazen bize rağmen oyunun içine çekiyorlar. Bir olay oluyor, “niye yazmıyorsun, niye tepki göstermiyorsun” diyorlar. Ya da her olayda “siz ne düşünüyorsunuz” diye mikrofon tutulmaya başlandı. Bir biçimde daha görünür olmaya başladık eskiye oranla. Bu da bize ister istemez sorumluluk yüklüyor. Çünkü Yahudi düşüncesinde “bütün Yahudiler birbirlerinden sorumludur” fikri vardır. Galiba bir tek Romanlarda var buna benzer bir şey. Şöyle bir algı vardır: Burada bir Yahudi’nin yaptığı hadise, Arjantin’den Avustralya’ya kadar yaşayan tüm Yahudileri doğrudan olmasa da dolaylı olarak etkiler. Bizden kaynaklanan bir görüş değil bu, bize atfedilen şeylerin toplamı belki de… Bu görüş belki de antisemitizmin, Yahudi düşmanlığının da kaynağını oluşturuyor. Çünkü uluslar arası bir “Yahudi görüntüsü” var. Siyon önderlerinin protokolleriyle başlayan, biraz da bağnaz Hristiyan öğretisinin pompaladığı, şu anda da tabii ki siyasal İslamın körüklediği bir görüntü bu: “Bütün Yahudiler birbirlerinden sorumludur”… Dolayısıyla görünürlük, aynı zamanda sorumluluğu da artırır. Kötü mü bu? Hayır değil! Modern hayatın, teknolojinin gereğidir. Bunu doğru ve yerinde kullanmak önemli! Şu anda artmaya başlayan görünürlüğün de altında bu yatıyor. İnsanlar bizim görünmemizi istiyorlarsa, kendimizi gösterelim! Onların bizi kendilerince görmeleri değil, biz kendimizi olduğumuz gibi, arzu ettiğimiz gerçek halimizle gösterelim. Takdir edersin ki, bu artık 80 milyonluk bir ülkede 15-16 bin kalmış bir nüfusun kolaylıkla becerebileceği bir şey değil. Çok tehlikeli yönlendirmeler yapılıyor. Sadece Yahudilere yönelik değil, toplumdaki bütün azınlık toplulukları için benzer yönlendirmeler var. Bu yönlendirmeler bazen beni tedirgin ediyor. Bazıları bu yönlendirmeleri siyasi rant sağlamaya dönük önemsiz, ciddiye alınmayacak söylemler olarak görebilirler. Ama “canım ciddiye almaya gerek yok” denen bu tür söylemler, sokaktaki insanların kontrolden çıkabileceği sonuçlar doğurabilir. Birileri sinagogların önünde toplanıp, “bu sinagogu yakacağız” demeye başlayabilir. Böyle bir şey olursa, kimse önleyemez, Madımak gibi bir şey yaşanır. Kimse engelleyemez bunu. O yüzden siyasilerin kullandıkları dile çok dikkat etmeleri gerekir. Yönlendirmeler, manipulatif haberler çok hızla yayılabiliyor. Güneydoğu’ya bak mesela. Orada bir şeyler oluyor ama şeffaflık olmadığı için gerçekte tam olarak ne yaşandığını bilemiyoruz. Acaba öyle midir, yoksa böyle midir, haklı mıdır haksız mıdır? Refere edebileceğin bir zemin yok.
Sinan: Hiçbir zaman olmadı o zemin.
Marsel Russo: Bugün özellikle yok. Dezenformasyon, sisli bir hava var.
Sinan: Bu çok fena bir şey! Olaylar yaşanırken sisli bir hava oluyor ve gerçekte neyin ne olduğunu anlayamıyor insanlar. Olaylar bitip yıllar sonra konuşmaya kalktığında “ee tamam, ne olduysa tarihte oldu, o zaman yaşananları bilemeyiz ki” denmeye başlanıyor. Hâla geçmişte yaşanan bir çok şeyi konuşamıyoruz.
Marsel Russo: Hiçbir şey konuşulamıyor. Türkiye’de resmi bir anlatı var. Herkes bunu dinliyor. Değişik kaynaklardan çapraz sorgulamalar yapınca resim ortaya çıkabiliyor ancak… Ama senin de bildiğin gibi çok az insan yapıyor bunu. Okuyan, soru soran, üreten bir toplum değiliz. Hal böyle olunca manipulasyona yeterli zemin doğuyor. Bu elbette sadece bugünün meselesi değil, her dönem böyle oldu. Burada hoş olan şey, bizlerin bireyler olarak, doğru şeyler söylemeye, konuşmaya başlayarak sahneye çıkmaya başlamamız. İyi bir vatandaş her şeyden önce doğru olmak zorundadır. Toplumsal yaşantının gereğidir doğru olmak, doğru davranmak, düzgün bir insan olmak. Hani küçükken sorarlardı ya, “büyüyünce ne olacaksın” diye. “Ülkeme yararlı bir insan olacağım” doğru yanıttı o naiflik içerisinde. Şimdi bizler, bu ülkede yaşayan Yahudiler olarak 3 kere doğru olmak zorundayız. Hiçbir açık vermemeliyiz. Çünkü en küçük bir hatanda, en küçük bir açığında “Yahudi!” oluyorsun. Yaftalanıyorsun.
Sinan: Hrant “güvercin tedirginliği” diyordu… Sadece can güvenliği açısından hissedilmiyor bu tedirginlik demek ki… Sürekli bir tedirginlik duygusuyla yaşıyorsun.
Marsel Russo: Tabii ama Türkiye’de bu tedirginlik duygusuyla yaşamayan çok az insan, çok az grup var. Tabii toplumlar arası karşılaştırma yapmak ne kadar doğru bilmiyorum ama kızımın Kanada’da okuması nedeniyle son 5-6 senedir Kanada’ya gidip geliyoruz ailece. Montreal’de metroya biniyorsun, geleneksel kıyafetleriyle Hintlilerden çekik gözlülere, siyahlardan Hispaniklere, Anglosaksonlara, Müslümanlara, Yahudilere rastlıyorsun. Bu çeşitlilik karşısında şaşırıyorsun. Diyeceksin ki, adamların en büyük şansı, son savaşlarını 1812’de yapmaları ve güney komşularının ABD olması. Savunma sanayiine aktardıkları para çok düşük. 5-10 bin kişilik orduları var sadece. Kimseyle problemleri yok. Mukayese ediyorsun, toplumların böyle bir potada nasıl füzyona tabi olabildiklerine dair. Çok mutlu oluyorum oradayken. Evimde hissediyorum kendimi. Kimse bana bir şey sormuyor, ben kimseye bir şey sormuyorum. Herkes birbirine günaydın diyor falan… Şimdi bu mukayeseyi yaptığında eve dönmek zorlaşabiliyor bazen. Çünkü insan burada kendisini deli gömleğine sokulmuş, bir cendere içerisinde hissediyor. Bunun Yahudi olmakla ilgisi yok. Düşünen, hayal kuran, mutlu olmak isteyen, bunu yaparken de içinde yaşadığı topluma faydalı olmak isteyen insanlar için hayat zorlaşıyor burada.
Sinan: Ben de bu toplumun “öteki” lerinden biriyim ama en azından Yahudi değilim. “Öteki” bile olsam, “beyaz, Sünni, Müslüman, Türk” olarak bütün “ötekilerden” daha ayrıcalıklıyım, daha üstünüm, daha rahatım. Rehinlik duygum yok. İsrail’le bir kriz yaşandığında, kimse parmağıyla beni işaret edip “bak benim Yahudi vatandaşımla sorunum yok” diyerek aba altından sopa gösterip şantaj malzemesi olarak kullanmıyor beni…
Marsel Russo: 7-8 sene önceydi yanlış hatırlamıyorsam, Erdoğan o zaman Başbakan. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde bir konuşmasında “Yahudiler bizim emanetimizdir” demişti. Kimse kimsenin emaneti değil. Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız. Bana üzerinde “TC vatandaşı” yazılı bir nüfus kâğıdı vermiş. Bana bu ülkede yaşama, oturma, çoğalma, ölme, iş yapma hakkını vermiş. Ben de herkes gibi bir vatandaş olarak sorumluluklarımı yerine getirmeye çalışıyorum. Ama tabii böyle bir durumda kuşatılmışlık, geleceğe ipotek konmuşluk hissine kapılmamanız mümkün değil. İran’daki Yahudi toplumu da böyledir. Yahudiliğini rahatlıkla yaşayan bir toplumdur İran Yahudi toplumu çünkü İran zaten dine dayalı bir devlet yapısına sahip. Bir süredir burada da bunu gözlemlemek mümkün. Dikkat ederseniz Yahudilere ait dini yapılar restore ediliyor, dini aktiviteler öne çıkıyor. İşte Edirne Sinagogu açıldı, Ortaköy’deHanuka kutlaması yapıldı çok güzel bir şekilde. Bunlar tabii güzel şeyler ama hepsinin dini referanslar üzerinde yükseldiğini görüyorsunuz. Öbür tarafta İsrail Gazze’yi bombalıyor. Hemen dönüp “neden kınamıyorsunuz?” sorusu yöneltiliyor. Kınayalım? Tabii kınayalım! Ama sen madem habercilik yapıyorsun, Gazze’den İsrail’deki sivil yerleşim alanlarına atılan füzeleri de yazmalısın. Bak son 3-4 aydır İsrail’de bir sorun yaşandı. Yolda yürürken biri yanına geliyor, tak diye bıçağı saplıyor gidiyor. İsrailli Araplar yapıyor bunu. 15 yaşına kadar düştü bu saldırılar. Türkiye medyasında buna dair tek bir satır yok. Sen basını yakından takip eden, dünya olaylarıyla yakından ilgilenen birisin, hiç okudun mu, duydun mu böyle bir haber?
Sinan: Hayır, ilk kez duyuyorum.
Marsel Russo: Çok sık yaşanıyor bu olay. 20-25 kişi hayatını kaybetti bu şekilde. Şimdi bunun bizimle ne ilgisi var? Hiç bir ilgisi yok! Ama çok ilgisi var. Bir şey varsa bütün yönleriyle bilmeli, öğrenmeli toplum. İnsanlar kendi kafalarından bizi yargılayacaklarsa en azından bütün yönlerini bilerek yargılamalılar. En aydın geçineni bile bizi yargılayabiliyor çünkü.
Sinan: Cizre’de olup bitenleri bilmiyor bu toplum, bırak İsrail’de olup bitenleri!
Marsel Russo: Orası zaten bambaşka bir trajedi. Trajedi üstüne trajediler var… Neyse! Artık Abdülhamid dönemine rahmet okutan koyu bir istibdat var ülkede. Ben yazı yazıyorum Şalom’da. Çok yaygın okunan bir gazete değil ama bugün bir çok karar alıcının, bürokratın, akademisyenin referans olarak aldığı, sözünü muteber gördüğü bir gazetedir Şalom. İnanır mısın bazen yazımı yazıyorum, 2 gün bekleyip öyle gönderiyorum. Bir daha, bir daha okuyorum. Kendi kendime “aman abi, şu kelimeyi değiştir, şunu şöyle ifade etme, yanlış anlaşılır” deyip yazımı iyice emin olmadan göndermiyorum. 10 senedir yazıyorum ben. Mavi Marmara olmadan önce de bir yazı yazmıştım, bile bile lades diyeceğimiz, iki tarafın da kötü yönettiği bir olaydı o. O dönemde de çok zorlandığımı hatırlıyorum yazı yazarken.
Sinan: Mavi Marmara özellikle planlanan ve arzulanan bir olaydı ama. Türkiye böyle bir olayın yaşanmasını adeta istemişti.
Marsel Russo: Tamam ama ben yine de kibarca söyleyeyim. Evet, Türkiye tarafından da olması istenmiştir bir miktar ama diyorum ya, bazen her şey kontrolden çıkar. En azından politikacıların geri çekilmiş olmaları da bir şeydir.
Sinan: Nerede politikacılar geri çekildi yahu? Politikacılar kışkırttılar resmen o olayı.
Marsel Russo: Gemide AKP’li milletvekilleri de olacaktı ama hiç değilse sonradan katılmaktan vaz geçtiler.
Sinan: Tanrı aşkına Marsel! Mesela İsrail’den bir grup “gönüllü”, bir gemiye veya uçağa atlayıp 60 gündür sokağa çıkma yasağı uygulanan, insanların aç susuz mağdur olduğu Cizre’ye “insani yardım” götürmeye kalksa? Devlet düzeyinde demiyorum bak. Sivil gönüllüler böyle bir şey yapmaya kalksa ne olur?
Marsel Russo: Olmaz tabii öyle bir şey… Bilmiyorum. O çok abartılı bir karşılaştırma bence… Cizre ile Gazze’yi ne kadar karşılaştırabiliriz çok emin değilim. Çünkü Cizre, üniter devlet içerisinde Türkiye Cumhuriyetinin bir ilçesidir. Orada bir takım olaylar yaşanıyor. Kimse tam olarak ne yaşandığını da bilmiyor. Ben şu anda vatandaş olarak okuduklarıma, gördüklerime inanamıyorum. Manipule edildiğimi hissediyorum. Televizyona baktığımda, orada biri bir şey söylediğinde, “teröristler şunu yaptı bunu yaptı” dediklerinde ben hep bir “acaba?” diyorum. Beni bu hale soktular. Gazeteci adam bir şey yazıyor, acaba gerçekten böyle mi diye düşünüyorum. Gazze olayı İsrail toplumu açısından daha şeffaf bir konu. Buraya aksetmiyor ama İsrail basınını takip edebilirsen görürsün. Mesela Haaretz’de yazılanları takip etmeni öneririm. Gazze’deki hadiseler Mısır’ın da işine gelmiyor. Gerçi Mısır da tu kaka artık. Öyle bir Türkiye oluştu ki, Mısır’la, Suriye ile Irak’la ve bunların karşısında İsrail’le diplomatik ilişkileri yok. Elbette çıkarlar çok önemlidir ama son birkaç seneye bakarsan, Türkiye gerçekten Ortadoğu’da çıkarlarına uygun bir politika izledi mi diye sormadan edemiyor insan. Oysa Türkiye öyle bir konumda ki, aynı anda hem Arap dünyasına yakın, hem İsrail’e…
Sinan: O eskiden öyleydi…
Marsel Russo: Evet, eskiden bir denge ülkesiydi Türkiye. Ağabeylik yapabilecek bir konuma sahipti. İsrail’de yaşayan 350-400 bin civarında Türkiyeli Yahudi var. Çok etkin bir gruptur, Türkiye konsolosluğuyla çok iyi ilişkileri olan bir nüfustur. Onlar oradan, biz buradan çok büyük katkılar sağlayabilirdik kriz zamanlarında. Mavi Marmara olayı tarihimizde ilk ve tek karşı karşıya kalma durumudur. Olaydan hemen önce bir yazı yazmıştım. Pazar günüydü, gazeteye gönderdim. Olay da pazartesi sabahı oldu. Gazete Çarşamba çıkıyor. Tabii o yazım yayınlanmadı. Bir çeşit otosansür oldu. Gazete ile ilgili bir şey değil bu. Bir şekilde fren koyma ihtiyacı duyuluyor. Açıkçası hiç kimse bir Hrant Dink olmak istemiyor. Bak 9 sene oldu Hrant katledileli… Daha tık yok! Nedir ne değildir aydınlanamadı. Dolayısıyla bunlar sadece Yahudilikle ilgili değil, kim olursan ol, Türkiye’de yaşamakla ilgili şeyler. Ha, bunların üzerine bir de Yahudi kimliğini oturttuğun zaman biraz daha ağır oluyor sanki. Ama hava güzel, her şey iyi olacak. Biliyorsun bizim 2 büyük sigorta şirketimiz var: “İnşallah” ve “Maşallah!”… Onlarla gidiyoruz işte… Şaka bir yana, bütün bu gelişmeler doğrultusunda giderek azalan bir toplum haline geliyoruz. Azalma sadece sosyolojik bir azalma değil, o zaten beklenen bir şeydi. Toplumlar yaşlanırlar, bizim toplumumuz da yaşlanıyor. Herkesin zannettiğinin aksine, gittikçe fakirleşen bir toplumuz aynı zamanda.
Sinan : Hadi canım! Fakir Yahudi! (Gülüşmeler) Şaka bir yana, ilginç bir şey söyledin. Neye bağlıyorsun fakirleşmeyi?
Marsel Russo: Bir kere aile işleri tamamen bitti. Bu genel bir olay, Yahudilerle ilgili değil. Türkiye’de eskiden babadan oğula geçen bir aile işi hadisesi vardı bu artık tamamen bitti. Paralar buharlaştı ekonomik krizlerden ötürü. Ve gençler rahat değil, kendilerini ifade edemiyorlar. Bugünkü gençler kendilerini ifade edemedikleri yerlerde durmak istemiyorlar, en azından geleceklerini başka yerlerde kurmak istiyorlar. Ve bunun içerisinde tabi İsrail de var ama İsrail’den çok daha uzak ülkelere, işte ABD’ye, Kanada’ya yöneliyorlar. İnsanlar araştırıyor artık başka ülkeleri. Yalnızca Yahudiler mi yapıyor bunu? Hayır tabii, Müslümanlar da yapıyor. Türkiye’de kendini sıkışmış hisseden gençler, alternatif arıyorlar artık. Tabii küçük bir topluluk olduğumuz için, oransal olarak biz daha çabuk küçülmüş oluyoruz. Çok önemli bir şey daha var, doğumlar azalıyor. Yani üretimimiz, tüketimimize göre çok daha düşük (Gülüşmeler). Eğitim seviyemizde de ciddi anlamda düşüş var.
Sinan: Yahudiler eğitime çok önem verir diye bilirim oysa? Çok ilginç? Bu neden peki?
Marsel Russo: E Türkiye’deyiz Sinan? Hepimiz aynı havayı soluyoruz, aynı ortamdan etkileniyoruz sonuçta. Genel olarak Türkiye’de eğitim düzeyi düşüyor. Bunu yükseltmenin bir yolu olduğunu da zannetmiyorum. Ben 2 sene boyunca Yahudi okulunda gönüllü sohbetler yaptım tarih üzerine falan. Tabii Yahudi tarihi… Zira Yahudi tarihini genel tarihten soyutlayamazsın, fazlasıyla iç içedir. Orada gördüğüm gençler pırıl pırıl öğrenciler ama insanlar sonuç itibarıyla enterese olmuyor bu konularla. Sosyal medya, internet falan artık bir çok şeyi değiştirdi. Genel toplumda eğitim ne kadar düşükse, bizim toplumda da durum aynı. Aslında ailelerin eğitime verdiği önemde bir düşme yok. O hâlâ aynı bizim için. Eğitim önceliğimizdir her zaman. En ciddi para eğitime harcanır. İşte lisan öğrensin diye harcanır, resim, müzik, spor için harcanır. Maksat bileziğine bir bilezik daha olsun. Bunlar taşınmaz varlıklar olarak kabul edilir bizde. Paranı kaybedebilirsin ama bilgini, kafanın içindekini bunamadığın sürece kaybetmezsin. Buna rağmen eğitim düzeyi bence düşüyor.
