Avrupa Söz Konusu Olunca…

0
359

Eski ABD Başkanlarından Bill Clinton’ın, 1994’te Ruanda’nın başkenti Kigali’ye yaptığı ziyarette söylediklerini, yaşanan birçok soykırıma rağmen, dünyanın değişik köşelerinde yenilerinin gelmeye devam etmesi karşısında, bir uyarı mahiyetinde, not etmekte fayda var : “Her katliam, insan hayatını değersizleştirerek, şiddeti normalleştirerek bir sonrakine zemin hazırlar. Olanaksız olduğunu düşündüğümüzü mümkün kılar…”

Geçtiğimiz hafta zoom üzerinden katıldığım “Ukrayna’da Kuşatılmış Sesler”[1] başlıklı konferansın katılımcılarından Dr. Yuri Radchenko, savaşın getirdiği travmanın nesiller boyu devam ettiğini, toplumun kolektif hafızasına sökülemeyecek şekilde kazındığını ifade etti. Dr Radchenko, Harkiv Doğu Araştırmaları ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsünde ders vermekte ve genelde soykırım, özelde Ukrayna Yahudilerinin 1941 – 1943 yılları arasında maruz kaldıkları Nazi soykırımı üzerine araştırmalarına devam etmekte… Savaşın, savaş içinde sürdürülen kıyımın ne demek olduğunu iyi kavrayan, bunu anlatmak, öğretmek için çalışan bir isim. Şimdi, Rus ordularının ateş hattında, Harkiv’de mücadelesini sürdürüyor.

“Travma, beraberinde korku, öfke gibi aşırıya kaçabilecek duyguları getirir, onları besler. Zaman içinde bunlar nefret ve kin gibi geri dönüşü olmayanlara evrilir.” tespiti, yaşananları ve yaşanabilecekleri özetliyor.

2022 yılının 24 Şubat’ında Rus ordularının sınırı geçmesi ile başlayan savaşın aslında çok daha öncelerine dayandığını ifade ediyor Dr. Radchenko. “Savaş Putin Kırım’ı ilhak ettiğinde, 2014 yılında başladı aslında. O süreç içinde Ukrayna halkı bir karar verdi. Liderlik yönetimini değil, demokratik yönetimi seçti. Ukrayna halkı Avrupa’nın kopmaz bir parçası olduğunu o zamandan bu yana söylüyor.”

2012 – 2014 yılları arasında ABD’nin Rusya büyükelçiliğini yapmış, uluslar arası ilişkiler profesörü, Sovyetler ve Rusya konusunda ihtisas yapmış Michael McFaul da aynı kanıda… “2014’te Putin’in Kırım ve Donbas bölgesini almasına ses çıkartmamanın bölgeye barış getireceği zannedildi. Bundan sekiz yıl sonra, bugün Ukrayna’yı işgal ediyor. Şimdilerde, Ukrayna’nın barış karşılığında toprak vermesi tartışılıyor. Mantık bunun neresinde?”

Ukrayna’nın önemli edebiyat insanlarından, şair, yazar Ostap Slyvinsky de Lviv’den katıldığı sohbette, “hayatımız tamamen değişti. Değişik hikayeleri olan, kültürel, sosyal açıdan farklılık gösteren toplum yapısı aniden aynı paydada birleşti. Putin, aynı geçmişi paylaşmayan bir halkı ulus yaptı, bir amaç etrafında birleştirdi. Artık herkes aynı gemide hissediyor kendisini…”

Slyvinsky, kişilerin geçmişte ne olduğunun artık anlamı kalmadığını ifade ettikten sonra, toplumda gelişen gönüllülük ve dayanışma durumunun gündelik hayatı idame ettirmede başarılı sonuçlar verdiğinin altını çizdi. Başkan Zelensky’ye, hükümete, orduya olan güvenin daha önce hiç olmadığı kadar arttığını söyledi. Ne Çarlık döneminde ne de Sovyet döneminde siyasi bir güç ardında birleşmeyen halk, şu anda tek vücut halinde işgalciye karşı koyuyor. Bu durum bir çok uluslararası gözlemci tarafından da ifade ediliyor.

Ukrayna kırk milyon nüfus sahip. Bizim kırk milyon askere ihtiyacımız yok. Bizim toplumu ayakta tutacak insanlara ihtiyacımız var. Düzenin çökmesine izin vermemeliyiz. Kurumlar gerektiği gibi çalışmaya devam etmeli. Şu anda halkın görevi bu!”

Aynı toplantıya katılan gazeteci / fotografçı Anton Skyba da benzer görüşte. “Ukrayna lider toplumundan demokratik topluma geçiyor. Bunu 2014 sonrası kademeli olarak başlatmıştı. İşgal buna daha derin anlamlar kattı. Teoride olanı pratikte gösterdi. Sekiz yıl sonunda gelinen yer burası…”

Skyba’ya göre böylesi bir ortamda gazeteciye özel bir görev düşüyor : O, toplumu için acı çekiyor, fedakarlıkta bulunuyor, basın özgürlüğü için savaşıyor, ve kendi özelinde, Rusya’nın kara propagandasına karşı çıkmaya çalışıyor. “Gazetecilere cesur olmaktan başka çare kalmıyor. Bir yerde şeytandan kanıt toplamak oluyor bizim yaptığımız. Rus aydını ise öylesine baskı altındaki Ukrayna’nın işgali hakkında söylemek istediklerini söyleyemiyor. Ancak gerçek fikri gözlerinden anlaşılıyor.”

Skyba, Putin’in savaşın bitmesini istemediği, dolayısı ile olumlu hiçbir adım atmayacağı kanısında. Aslında durumda 2014’ten bu yana bir değişiklik olmadığını, o dönemde yaktığı ateşi hiç söndürmediğini söylüyor. “Burada batı hatalı davrandı. 1994’te Çeçen savaşından bu yana, Gürcistan’da, Suriye Halep’te yaşananlara bakarsanız, batının hep Putin’in değirmenine su taşıdığını görürsünüz. O zaman sert tepki verselerdi bugün Ukrayna’da durum böyle olmazdı.”

Michael McFaul aynı şeyi batıda, kah akademik çevrelerde kah siyasetin içinde, sert bir şekilde dile getirenlerin başında : “Ukrayna bağımsız bir devlet. Zelensky bu devletin demokratik yollarla seçilmiş devlet başkanı. Ukrayna’nın, topraklarından bir bölümünü, buraları işgal ettiği için emperyalist Putin’e vermesini isterseniz demokrasinin ruhuna aykırı hareket etmiş olursunuz…”

Yeniden Slyvinsky’ye dönecek olursak Rusya’nın dış politikası hakkında yaptığı saptamaların altını çizmek gerekir.

Rusya bildiğiniz Rusya. Çarlık döneminde nasıl bir dış siyaset sürdürdüyse, Sovyet döneminde de aynı siyaseti devam ettirdi. Buna karşı gelen halklarla savaştı, insanları sürdü. Putin de bundan daha azını yapmıyor. Kullandığı semboller aynı. Baskı, zulüm devam ediyor. Dünya kamuoyunda kendi ülkesinin ve insanının imajını yerle bir ediyor. Geleneksel askeri yöntemlerle bizi sindirmek istiyor. İftira, propaganda, alıkoyma, sürgün, tecavüz, katliam… Bunlar hiç değişmedi!”

Bolşevik Devrimi’nin Fransa’daki önemli destekçilerinden Anatole France, Paris Barış Görüşmelerinin devam ettiği bir sırada, 1919 yılında, şöyle yazmış : “Uygar Avrupa’nın tam ortasında, özgürlüğün ve adaletin tecelli etmesini beklediğimiz bir sırada, bütün bir halk tehdit altında. Böylesi suçlar yalnızca onu gerçekleştirenler için utanç kaynağı olmaz, insan mantığı ve vicdanı için de hakarettir…”

Ne yazık ki Avrupa söz konusu olunca, uygar olduğu kabul edilen ulusların arasında olsanız bile kendinizi çok rahat hissedemiyorsunuz. Yahudiler, Romanlar, Almanlar için Slavlar, Slavlar için Almanlar, Faşistler için Cumhuriyetçiler, Bolşevikler için kralcılar, Sırplar için Boşnaklar, Ruslar için kendi etki alanına giren tüm halklar ve son olarak Ukraynalılar… Oyun aynı, oyuncular farklı.

Son tahlilde, fazlası var azı yok !


[1] Holokost ve Soykırım Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen bir çalışma.

Kapak Fotoğrafı: Megha Ajith/ Unsplash