Bir Ülkede Kaç Parti Olabilir?

0
180

Çok parti bir demokrasi göstergesi mi? Yüzden fazla partimiz olması bizi daha demokratik bir ülke mi yapıyor?

Gerçek sorun mu, o da ne?

Arend Lijphart otuz altı farklı demokrasiyi inceleyerek hazırladığı titiz çalışmasında bir model geliştirerek, teorik olarak bir ülkede ‘gerçekten’ kaç partiye ihtiyaç olabileceğini hesaplayabileceğimizi iddia ediyor.*

Lijphart bir ülkedeki gerçek sorun sayısı ile var olan partiler arasındaki ilişkiyi inceleyerek oldukça genelleyici bir sonuca ulaşıyor. Buna göre bir ülkedeki parti sayısının, gerçek sorun sayısı ile doğru orantılı olduğunu ve en çok bir fazla olabileceğini belirtiyor. Yani bir ülkede birbirinden politik olarak ayrışmış net sorun sayısı kadar parti bulunabilir diyor Lijphart.

Bu elbette oldukça iddialı bir tespit ve Lijphart’ın çalışması on yıllardır tartışılıyor. Burada ‘farklılaşmış gerçek politik sorun’ tanımlamasını yapmanın zorluğu ile karşılaşıyoruz. Neye gerçek sorun diyebileceğimize nasıl karar veriyoruz?

Bir kişinin veya grubun politik açıdan farklı olduğunu, politik olarak ele alınması gerektiğini düşündüğü bir sorunun gerçek bir sorun olmadığı kanaatine varmak, son derece öznel bir değerlendirmenin sonucu. İstediğiniz kadar siyaset bilimi, sosyoloji, ekonomi veya artık hangi disiplinin kuralları ile analiz ederseniz edin, karşınızdaki insanın sorununun gerçek olmadığını söylemek, günün sonunda sokak ağzı ile ‘hadi canım bu da sorun mu şimdi’ demeye varıyor.

Ancak buna karşılık, herhangi bir partinin varlığına temel oluşturan gerçek sorunu politik olarak savunma yetkinliğini değerlendirmek daha mümkün. Politikasını yaptığını iddia ettiği sorunu ne ölçüde ele alabildiği, bunun için yeterli bir vizyona ve siyaset yapma yapılanmasına sahip olup olmadığını eleştirebiliriz.

Partilerin var oluşu ile ilgili çalışmasını yaparken Lijphart, demokrasiyi iki ana boyutu ile ele almaktadır. Bir ülkedeki partileşmenin yürütme faaliyetlerine ve üniter yapıya olumlu ve olumsuz etkileri de bu iki ana boyutta gerçekleşmektedir.

Öncelikli boyut yürütmenin sağlığı. Mevcut demokrasi sisteminde, tek bir partinin hükümetin ve devletin tam kontrolünü ele geçirme kolaylığı, özellikli bir inceleme konusu. Demokratik sistemin bu durumda güçler dengesinin nasıl düzenleyeceği, kapsayıcı çoğulculuğu nasıl sağlayacağı ve kişisel ve grup haklarını nasıl koruyacağı belirli olmalıdır.

İkinci boyut ise herhangi bir partinin kontrolü ele geçirdikten sonra, bu partinin dışındaki kesimlerin politikaların değişimini nasıl kontrol edebileceği ve politika oluşturma süreçlerine nasıl katılabileceği. Yine aynı şekilde, Anayasa gibi üniter yapıyı bağlayıcı ana metinler ile yargı bağımsızlığının nasıl korunacağı da demokratik sistemin tasarımında önemli bir yer tutuyor.

Bu iki boyuttaki yaklaşım farklılıkları, kurulan demokratik sistemin, gerçek sorunların siyasal açıdan temsil edebilme yollarını nasıl güvence altına alabileceğini de belirliyor, veya tam tersi nasıl engellenebileceğini.

Türkiye’nin partileri…

Türkiye’de halen faaliyette olan yüzün üzerinde parti olduğunu biliyoruz. Teorik olarak kuruluş ve var olma amaçlarının birbirinden farklı olduğunu kabul ettiğimiz yüz üç parti. Acaba gerçekten öyle mi? Lijphart’ın kestirme modeline göre, Türkiye’de en az yüz iki birbirinden farklı politik sorun olduğunu düşünmemiz gerekiyor.

Türkiye’nin 1980 sonrası politik arenasına baktığımızda, özellikle son iki yılda partileşme faaliyetlerinin arttığını görüyoruz. Tekrar Lijphart’ın penceresinden baktığımızda, yirmi yedi partinin kurulduğu 2020 yılında, Türkiye’nin politik sorunlarında bir patlama olduğuna şahit oluyoruz. Bunun, ötelenmiş ve biriktirilmiş sorunların politik arenada temsili arzusundan kaynaklandığını düşünebiliriz; veya politik ortamı iyice bulanıklaştırma çabası. Hangisinin doğru olduğunu zaman içinde öğreneceğiz.

Koalisyonların yarattığı esasen demokrasi göstergesi olan ortamı kaotik olarak tanımlayan görüş, buna karşılık güçlü iktidar iddiaları ile Türkiye’nin demokrasi sistemini değiştirerek, bu sefer de ittifaklara muhtaç bir yapı oluşturmuş durumda. Politik pazarlıkların meclis çatısı altında yapıldığı koalisyonlar döneminden, tüm siyasi hesapların kapalı kapılar ardında ve seçim öncesinde yapıldığı ittifaklar dönemine geçtik.

Geçen yıl kurulan veya kurdurulan partilerin önemli bir kısmının sistemin elinin uzanamadığı kesimlere yönelik olarak ve günün sonunda muhakkak bir ittifakın içinde eritilmek amacı ile oluştuğunu düşünmek için ne yazık ki çok sayıda nedenimiz var.

Çok parti bir demokrasi göstergesi mi?

Naif bir bakış açısı ile evet. Politika yapmak isteyen birey ve grupların partileşerek gerçek sorunlarının savunusunu yapmak çabası içinde olması son derece demokratik bir durum. Ancak demokratik sistemin güvence altında olduğunu varsaydığımız İngiltere’ye bakalım, parti sayısı 21. Diğer bazı ülkeler? Norveç 28, Almanya 52, Fransa 56

Peki neden daha demokratik olduğunu düşündüğümüz ülkelerde daha az sayıda parti var? Çünkü bu ülkelerde gerçek sorunları savunmanın, temsil etmenin ve politika yapma süreçlerine katılmanın farklı yolları da bulunuyor. Sivil örgütlenmelerin daha güçlü olduğu, baskı altına alınmadığı ve dinlendiği demokrasi sistemlerinde bireylerin ve grupların son tercihi partileşmek oluyor.

Çok sayıda, örneğin Türkiye ile aynı sayıda 103 parti olan Arjantin gibi ülkelerde ise bireylerin ve grupların politika yapabilmek için buldukları en güvenilir yol partileşmek. Ancak bu çok koruyucu bir yapı oluşturmuyor aslında. Politik görüş bildirmenin en güvenli yolunun parti olduğunun düşünüldüğü bu tip ülkelerde, kürsu dokunulmazlığının dahi sağlanamadığına, sıklıkla yapılan askeri ve sivil darbe veya darbe girişimlerine şahit oluyoruz.

Sonuç olarak, bir ülkede kaç siyasi parti olduğu, demokrasinin varlığı açısından çok büyük bir anlam ifade etmiyor. Gerçek politik sorunlar ile parti sayısı arasında da rasyonel bir ilişki kurmak Lijphart’ın modellediği kadar kolay bir analiz değil.

Önemli olan partileşerek veya başka bir demokratik kanal ile gerçek sorunlarını paylaşabilmek, güvenle siyasetini yapabilmek ve bununla ilgili politika oluşturma süreçlerine katılabilmek. Daha demokratik günlerde buluşmak üzere.

* Arend Lijphart, Demokrasi Modelleri, İthaki Yayınları. Nadir Kitap’ta bulabilirsiniz.