Büyük İnsanlık…

0
234

Büyük insanlık sekizinde işe gider

yirmisinde evlenir

kırkında ölür

büyük insanlık” diyor Nazım Hikmet “Büyük İnsanlık” şiirinde.  Gemide güverte yolcusu… İstedim ki bu kez biraz büyük insanlığı konuşalım. Ama öyle 50-60 yıllık hayatlarımızı değil. İki yüz milyon yıldan daha çok tarihi olan büyük insanlığı. Bunca yılın bize neler bıraktığını….

Büyük insanlık ateşi buldu, hayvanları avlayıp yemeği öğrendi. Demiri buldu. Binalar yaptı. Kaleler dikti. Silahlar icat etti birbirini öldürmek için. Parayı icat etti, ticaret yaptı. Takvimi buldu, ayları, günleri saydı. Suyu kullanmayı, toprağı işlemeyi öğrendi.

Alfabeyi buldu büyük insanlık, kağıdı icat etti, matbaa kurdu.

Fabrikalar kurdu büyük insanlık, makineler üretti. Keşifler yaptı, kıtalara göç etti. Gemiler yapmayı öğrendi denizleri aşmak için. Uçmak için uçak yapmayı öğrendi. Karasabanı, traktörü öğrendi.

Dereleri kirletmeyi öğrendi sonra, ağaçları kesmeyi… Güç için savaşmayı, ölmeyi, öldürmeyi… Kendi refahı için yolsuzluğu, çalıp çırpmayı, adam kayırmayı, ayak kaydırmayı…

Çok şey öğrendi velhasıl büyük insanlık. Koskoca bir tarih dile kolay. Yenilgiler, savaşlar, barışlar, yok oluşlar, buluşlar…

Lakin yazdığı kitaplarda bile olsa… öğrenemedikleri hayli çok. Paylaşmayı öğrenemedi mesela büyük insanlık. Ekmeğin herkese yetebileceğini. Aynı göğün altında olduğumuzu, aynı yolları beraber yürüyebileceğimizi, tarlaları beraber işleyebileceğimizi. Başkalarının boşluklarına yüklenmeden ve yükselmeden ayakta kalınabileceğini öğrenemedi.

İyiden, adaletten, nezaketten yana olmanın büyük bir erdem değil gereklilik olduğunu öğrenemedi. Adaletin herkes için gerekli olduğunu…

Büyük insanlık telaşsız, sade, küçük harfli, naif, kalıplara sokulmamış, gürültüsüz, gösteriden uzak sevgilere inanmayı öğrenemedi. Sevginin hesap değil, kalp işi olduğunu… Her kaçanın kovalanmadığını.

Raylar yaptı, trenlere doluştu ama bir insana ulaşmak için az biraz çaba sarf etmek gerektiğini öğrenemedi.

Gökdelenler yaptı, göğe ulaşmaya çabaladı ama yanı başındakini dinlemek için zaman harcamayı öğrenemedi…

Çoğaldı, kıtalara yerleşti ama o kara parçalarında barış içinde birlikte yaşamayı öğrenemedi…

“Amma da yaptın” diyorsunuz değil mi? Haklısınız azıcık abarttım. Bütün bunları öğrenenler, öğreten veya öğretmeye çalışanlar da oldu, oluyor. Büyük insanlık onları da yok etmeyi öğrendi. Bazen derisini yüzerek, bazen asarak, bazen kılıçtan geçirerek, bazen topla tüfekler, bombayla…

Onlardan biri altı yüz yıl kadar önce yaşayan Şeyh Bedreddin’di. Yoldaşları ya da öğrencileri olan Börklüce Mustafa, Torlak Kemal…Hakça, kardeşçe yaşamayı savunup, gösterdiler.   Yaşadığımız topraklardaki ilk sosyalist hareket olarak değerlendirilen Şeyh Bedreddin isyanı “tarihsel, sosyal, ekonomik şartların zaruri neticesi” olarak yenildi. Hep beraber söylenen türkü gibi hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak Edirne sarayında damızlanmış atların nallarıyla ezildi. Unutuldu mu peki o büyük isyan. Bütün çabalara, resmi tarih okutmalarına rağmen? Hayır. Ne çok isteseler de tarihi egemenler yazamıyor. Ya da tarih sadece onların yazdığı gibi okunmuyor. Kitaplara, destanlara, şiirlere, oyunlara konu oldu Şeyh Bedreddin ve yoldaşları. Ve son olarak da bir filme. Senaryosunu Ali Şahin ve Hakan Alak’ın yazdığı, yönetmenliğini de Hakan Alak’ın üstlendiği ‘Hakikat: Şeyh Bedreddin’ filmi 600 yıl önce bu topraklarda yaşanan hakikati anlatıyor. Alak’ın “biz kendi Bedreddin’imizi anlattık” dediği film tarihi hikâyelerin egemenlerin diliyle anlatılageldiği bir coğrafyada oldukça kıymetli bir yere sahip. Anlayacağınız büyük insanlık eziyet ediyor, eziyor, çoğunluk eziliyor ama bazen hikâyelerini başka bir dünya, başka bir yaşam hayali olanlar yazabiliyor. Ve ne güzel ki onlar hiç tükenmiyor… Çünkü;

“umudu var büyük insanlığın

umutsuz yaşanmıyor.”

Kargo:

Buraya bir kitap bırakıyorum Erol Toy’un Azap Ortakları. Şeyh Bedreddin Hareketi’ni Nazım Hikmet’in destanı dışında bir parça daha öğrenmek isterseniz okursunuz diye. Radi Fiş’in Ben de Halimce Bedreddinem’de okunası bir diğer kitaplardan.

Buraya bir türkü bırakıyorum. Hakikat Şeyh Bedreddin filminin şahane müziklerini yapan Levent Güneş, Benim ile Göçen Gelsin diyor.