Ele Batan İğne…

0
230

1911’de İsviçreli nörolog Édouard Claparède tarafından yapılan deney, hafıza kaybı olan insanların duygusal anılarını sakladıklarını bizlere bir yüzyıl ötesinden gösterdi.  Nöroloğun hastalarından biri şiddetli hafıza kaybı olan bir kadındı. Kadının hafızası o kadar kötüydü ki Claparède onunla koğuşta her karşılaştığında, ki bu, gün içinde birçok kez oluyordu, kim olduğunu söylemesi, kendini yeniden tanıtması gerekiyordu. Claparède aklında bazı sorular taşımaya başlamıştı. Hastasına baktıkça eski anılarını hatırlayan, belli akıl yürütme becerilerine sahip olan bu kadının yakın geçmişi hatırlamaması onda giderek daha fazla merak uyandırdı. Acaba dedi kendi kendine, yakın geçmişte olan olayları hatırlamayan bu kadın acı verici bir deneyimi hatırlayabilir miydi? Bunu öğrenmenin kolay ve hızlı bir yolunu bulabilecek miydi? O bunu düşüne dursun her sabah kendini tanıtması tekrar tekrar adını hastasına söylemesi devam ediyordu. Her gün yeniden tanışıyorlardı. Fakat bir gün hastasının elini merhaba demek için sıktığında Claparède elinde saklamış olduğu küçük, keskin bir iğneyi kadının uzanan eline batırdı. Kadının canı yanmıştı. Peki ertesi gün sizce kadın Claparède’i gördüğünde hatırladı mı? Elbette hatırlamadı.  Kadına göre daha önce hiç Claparède ile tanışmamıştı. Tekrar elini sıktı iğne tekrar battı. Kadın tekrar unuttu. Yalnız öyle bir an geldi ki, çok da uzun sürmedi,  Claparède elini tekrar sıkmak istediğinde kadın nedenini açıklayamasa da elini uzatmak istemedi. Claparède kadına neden elini sıkmadığını sorduğunda kadın bizzat Claparède’in  eline iğne batırdığını hatırlamasa bile bazı insanların avucunun içinde batan şeyler, iğneler sakladıklarını söyledi.  Yaşadığını hatırlayamasa da, nedenini açıklayamasa da elini sıkmayı reddetti. Burada sunulan kanıt amnezide örtük belleğin ilk kanıtlarından oldu.

Beyinde bazı işler yolunda gitmiyor olabilir, bilişsel işlevler azalmış ya da hasar almış olabilir. Fakat beynin derinliklerinde bir yerde minik bir bölge orada sessizce işini görmeye devam eder. Amigdala öyle ya da böyle işinin başındadır.

İşte demans hastalarının çevresinden gelen bilgileri doğru algılaması, hafızasını yetkinlikle tüm işlevleriyle kullanması, olaylar karşısında mantıklı ve akılcı kararlar alması ve süreçlerini yönetmesi bozulmuş olsa da amigdalası yaşamının sonuna kadar onunla kalır. Dolayısıyla duygusal yaşam amigdala sayesinde devam eder. Derin insani duygusal deneyim capcanlı ve hareketli olarak demanslı kişinin beyninde fıkır fıkırdır. Amigdala geleneksel olarak temelde bizi hayatta tutan “savaş ya da kaç” mekanizmasının da kurucu oyuncusudur. Belli uyaranlara karşı otomatik, kökleşmiş hayatta kalma tepkisi onun tarafından verilir. Fakat kendisi biraz içgüdüseldir bu sebeple de kontrol altında tutulmaya ihtiyacı vardır. Her verdiği uyarı doğru olacak diye bir kural yoktur. Kontrol görevi beynin korteksi, özellikle de ön lobu tarafından sağlanır. Ön lobumuz da karar verme, değerlendirme, muhakeme etme, dürtü kontrol dahil olmak üzere yürütücü işlevlerden sorumludur. İşte demanslı kişinin ilk darbe aldığı, hasarın giderek büyüdüğü alanlar da buradadır.

Demanslı kişi duygusal olarak hayatı deneyimlemeye devam ederken yani amigdalası orada onunlayken akıl, mantıktan sorumlu olan ön lob orada onunla eskisi gibi olamamaktadır. Bu ne anlama gelir?

Bu, demans olan kişinin duyguları deneyimlerken onları düzenleme konusunda zorlanacağı anlamına gelir. Sonuç demans yüzünden kaynaklanan, bakım vereni ve demans olan kişiyi zorlayan davranışlara varır.

Ne yazık ki toplumumuz demanslı kişinin bu davranışlarının günlük yaşam koşullarının getirdiği duygusal yüklerden etkilendiği anlayışından yoksundur. Genellikle haksız yere suçlanan demanslı kişi olur. Onu mantıksız, uygunsuz davranan kişiler olarak görme eğiliminin karşısında yenik düşer. Demanslı kişi genellikle üzerinde güçlü duygusal etki yaratan koşulları ya da olayları unutur. Demanslı kişinin nasıl muamele gördüğü, yeni bir deneyime bağlı olarak nasıl duygusal çağrışımlar yaşadığı davranışı üzerinde belirleyicidir. Duyguyu olayın bağlamında nasıl yaşadığını hatırlayamasa da ilgili duygusu açığa çıkar.

Demanslı kişinin hayatı bizim ona biçtiğimiz kalıpların dışında çok daha fazla bildiğini, hissettiğini, deneyimlediğini bilin istedim. Kendisine ne zaman saygılı ne zaman saygısızca davranıldığını anladığını da hatırlayın isterim.

Karşımızdaki kişiye insan gibi davranmayı, ki bu günlerde insanlığımızı da sorguluyoruz sıkça, onu sadece bir teşhis veya etiket olarak okumayı değil onu bir bütün olarak görmeyi savunmaya davet ediyorum hepimizi.

Satırlar biterken bir anımı buraya bırakıyorum.  Bir süre gönüllü olarak gittiğim huzurevine uzun bir aradan sonra dönmüştüm. Birlikte aylar boyunca faaliyetler yaptığımız bir hanım efendiyi yemek salonunda gördüm. Yanına gittim. Ne yazık ki beni hatırlamadı. Bana kusura bakmayın sizi hatırlamıyorum ama güzel bir his hissediyorum demişti. Hissettiği birlikte aylarca paylaştığımız anların kendisiydi, ona duyulan sevgi ve saygıydı aslında. Eline bir iğne batmadan da duygu hafızasında bir delik açılmıştı.

Kapak Görseli: Michael Schaffler/ Unsplash