Eşik Medyası…

0
205

Kapı önünde yapılan konuşmalar pek sevilir kimilerince. Eşikte durulur; ev sahibi içeride, misafir kapının bir adım dışındadır. “Allaha ısmarladık”lar “Hoşça kal” lar sıralanırken taraflardan biri son bir hamleyle bir şey söyler, karşıdaki cevap verir ve olaylar gelişir. Evin içindeyken belki uzun, belki kısa süren muhabbet esnasında akla gelmeyen nedir de eşikte konuşulur? Yoksa bu işin içinde başka bir iş var da biz mi çözemiyoruz? Bana kalırsa bu işin içinde gerçekten de başka bir iş var. Kapı önlerinde konuşmayı genel olarak bu kadar seviyor olmamızın bir anlamı olmalı. Eşikte durup konuşmanın sağladığı bir pratik faydadan söz edilebileceğini düşünüyorum.

Eşik aslında bir sınır vazifesi görür. Mahrem olan evle kamusal olan dışarı arasındaki sınır çizgisidir eşik. Kamusalın mahreme teğet geçtiği, içeriyle dışarıyı ayıran ince çizgi. Eşikte ev sahibiyle misafir arasındaki ilişki tam dengededir. Ev sahibi artık ev sahibi olma, misafir de misafir olma sorumluluğundan azadedir; zira misafir artık evin dışında, ev sahibi de kapısı açık bir şekilde dışarıya sesleniyor olma durumlarıyla kamusalın içindedir. Mahremde konuşulamayacak ya da anlatıldıktan sonra taraflardan birinin ortamı terk etmesini gerektirebilecek birtakım mevzular için bundan daha iyi bir yer olamaz. Sorun şu ki yüzler gülüyor, iyi dilekler peş peşe sıralanıyor olsa da eşik konuşmalarından sonra kapı kapandığında taraflardan en az birinin suratında bir hoşnutsuzluk ifadesi oluşur çoğu zaman. Taraflardan biri, içerideki sohbet sırasında söylenmesi ev sahipliği/misafirlik adabına uymayacak bir şeyler söyler genelde: bir dedikodu, yeni alınan bir haber, taşınan bir laf, iğneli bir söz… Kısa bir süre sonra kapı kapanacak, mekân birliği böylece sona erecek ve kimse ettiği lafın devamında oluşabilecek soğukluğa maruz kalmayacaktır. Eşikte edilen küçük sohbetler bir vurkaç hamlesi gibi düşünülebilir dersem okur beni kötü kalplilikle ya da art niyetlilikle suçlamaz umarım.

Bir süredir hayatımızda olan ve artık hayatımızdaki ağırlığı hemen herkes tarafından kabul gören sosyal medyayı bu eşik sohbetlerine benzetiyorum; ama buradaki eşik biraz daha farklı. Bu defa komşular karşılıklı olarak kapılarını açmışlar, evlerinden çıkmadan konuşuyorlar ve aynı boşluğa bakan yüzlerce, binlerce başka kapı daha var. Herkes kendi evinde; ama herkes kamusala doğru sesleniyor. İstediğin an kapıyı kapatıp evine çekilme imkânı da var; komşuların birine, birkaçına, hepsine durmaksızın yardırma imkânı da. Sonuçta kimse kendi evinde değil, sonuçta herkes kendi evinde. Sonuçta kimse misafir değil ve sonuçta herkes misafir. Muallaklığın merkezinde salınadurulan bir acayip kamusal alan.

Her kamusal alanın paydaşlar tarafından gözetilmesi gereken kuralları bağlamında bir ahlakı olduğundan ya da ya da olması gerektiğinden söz edilebilir. Ahlak kavramını genelgeçer anlamıyla değil de iletişimin sağlıklı devam edebilmesi için uyulması gereken kurallar olarak kullanıyorum burada. Sosyal medyanın bu anlamda yerleşik bir ahlakı olduğunu söylemek zor şu an için. Her mecraın kendince temayülleri, kalıpları, tarzları ve hatta kendilerine ait ayrı birer dilleri olduğu kabul edilebilirse de topyekün bir sosyal medya ahlakından bahsetmek mümkün değil, aslında bunun oluşmasını beklemek de pek akla yatkın değil. Gerçek hayatlarında bin farklı ortamdan, hayata bakış açısından, kültürel ve sosyal çevreden, ideolojiden, siyasetten gelen insanların paylaştığı bir ortak alanda ortak bir iletişim ahlakı oluşmasını beklemek safdillik olacaktır.

Kavram setleri, düşünme biçimleri, kültürel kodları bakımından kullanıcıların bu kadar çeşitlilik gösterdiği bir ortamda ortaklaşılabilen bir kurallar silsilesi yaratılamamasının doğal sonucu olarak yankı odaları içinde kalınıyor genellikle. İnsanlar gerçek hayatta kendilerine yakın buldukları başka insanlarla, kurumlarla, gruplarla iletişim hâlinde kalıp öbür mahallenin sakinlerini kendi eşiklerinde durup izlemekle iktifa ediyor, daha doğrusu iktifa etmek zorunda kalıyor. Ortak bir alanı paylaşamamak, kendi eşiğinden dışarı çıkmamak ya da eşiği korumaya çalışma çabası da taraflar açısından bir gerginlik sebebi olduğu için farklı yankı odaları arasında zaten sınırlı olan iletişim küfürleşmeden öteye pek gidemiyor.

“Hepimiiiiiz kardeşiiiiiiz, bu kavgaaaa neeee diyeeee?” minvalinde bir şey söylemeye çalışmıyorum. Post-truth çağında inşa ya da icat edilmiş, yalan gerçekliği değil de gerçeğin özbeöz kendisini anlayabilmek için herkesin kendi yankı odasının dışındaki yankı odalarında konuşulanları da en azından ana hatlarıyla dinlemesi, bilmesi gerekliliğinden bahsediyorum. Başka bir yazının konusu olabilecek post-truth belasından muzdarip olduğumuz bu çağda sağlıklı ve gerçek iletişimin ne kadar hayati bir önemi olduğunu vurgulamaya çalışıyorum sadece. Sosyal medyada hâlihazırda yürütülen “şey” iletişimden ziyade kakofoni yaratıyor çoğunlukla çünkü.