Filistin! Kanayan Yara…

0
244
İsrail ve Filistin halkları barış ister
Filistin ve İsrail halkları barış ister

“Şiir, bir uçağı düşüremez ama pilotun kafasını karıştırabilir”
Gassan Kanafani

(Biraz uzun yazı ama sen yine de oku! Eminim seveceksin!)

Günlerdir İsrail’in Filistin halkına özellikle sivil halka, çocuklara, kadınlara soy kırıma varan saldırılarını, saldırılarını meşrulaştıran akıl almaz söylemlerini okuyoruz. Görüntüleri izliyoruz. Kabul edilmez görüntüler karşısında sosyal medyada bazen birbirimize hakarete varan suçlamalara başvuruyor, bazen küfürle karşılık veriyoruz. Uluslar arası bir sorun karşısında bireysel tepkilerimizin yetersiz kaldığını düşünüyor bazen kendimizi çaresiz hissediyoruz.

Doğru bilgi, doğru tespiti, doğru tespit doğru çözümü getirir. Bu sadece Filistin sorunu ile sınırlı değildir. Tüm dünya halklarının sorunlarının çözümü için hatta bireysel sorunlarımızın çözümü için de geçerli bir tavırdır. Yarayı açanın ne ya da kim olduğunu tespit edersek, neden sık sık kanadığını, yarayı neyin ya da kimin kanattığını, kimin ya da neyin yaranın iyileşmesini engellediğini bilebilirsek, çözüm için doğru tavrı da koyabiliriz.

Filistin sorununu emperyalizm gerçeğinden bağımsız düşünebilir miyiz?

Filistin sorunu, Siyonizm’in Kudüs merkezli yani Filistin halkının yaşadığı bu bölgede bir devlet kurma ideali ile birlikte başladı. Peki, Siyonizm emperyalizmden bağımsız mı idi? Yahudilerin bir devlet kurması, bir araya toplanması idealini ilk ortaya atan, bu fikri olgunlaştıran kişi, Avusturyalı Yahudi gazeteci Theodor Herzl oldu. Herzl, Yahudi Devleti adlı kitabında, ilk kez, anti-semitizme karşı Yahudilerin kurtuluşunun tek yolunun, bir devlete sahip olmaları olduğunu söyledi. Peki Herzl bu fikre nasıl ulaştı? 19. Yüzyılın sonlarında Çarlık Rusya’sı ve sonrasında da Avrupa’nın birçok ülkesinde Yahudilere karşı baskı ve şiddet artmaya başladı. Bu şiddetin artış nedenini burada irdelemeyeceğim ancak cihatçı örgütlerin söylediği gibi “Yahudiler dünyanın başına bela, din düşmanı, zaten hep İslam’a karşı oldular” teranesini dillendirenleri de susturmak adına örgütsüz, devletsiz halkların tüm dünyada benzer zulme maruz kaldığını söylemekle yetineceğim.

(Siyon İbranice Tanah’ta geçen Kudüs ve bir bütün olarak İsrail diyarını ifade etmek için kullanılan bir yer ismidir. Siyonizm de Siyon’da devlet kurma idealidir.)

Nitekim bu saldırılar Herzl’in Siyon’da birleşme fikrinin temeli oldu. Herzl’in fikirleri Yahudilik dini temel alınmadığından ve daha çok ulusalcı, milliyetçi bir temele dayandığından Yahudi cemaatlerce pek de kabul görmedi. Ama emperyalist ülkelerin bu ve benzeri talepleri gözden kaçırması mümkün değildi! Bir süre sonra başlayan emperyalist 1. Paylaşım savaşı, imparatorlukların parçalanması, küçük devletçiklere bölünmesi, bu küçük devletçiklerin de büyük Kapitalist devletlerce kapışılması demekti. Bunun için milliyetçiliğin imparatorlukların içine sızması, yeni devletçiklerin kurulması emperyalist devletlerin zaten planıyken Siyonizm ideali ile Ortadoğu’da kendilerine bağlı uydu bir devletin kurulması “harika” olacaktı!
Aslında Filistin halkı için her şey, bunca katliam, sürgün, dayak, hapishaneler, açlık grevleri onların hikayeleriyle birlikte başladı. Benzer kıyıma maruz kalan Yahudi halkının da niyetinin başka bir halka zulmetmek olmadığı aşikar… Yöneticilerin hırsı, sömürge politikaları devreye girmese hangi halk başka bir halka zulmeder, edebilir? Yahudiler de “kendi kaderlerini tayin hakkına” sahip olabilmek için yola çıktılar kuşkusuz! Tabii ki bu, dönemin ABD başkanı Willson’ın kast ettiği parçalanmış uydu devletler değil Lenin’in vurguladığı gibi gerçekten bağımsız, öz gücü ile var olabilen, sömürünün parçası olmayan bir devlet için “halkların kendi kaderini tayin hakkı” olabilirdi.

Ne oldu da Yahudi halkının bu masum talebi emperyalistlerin sopası haline gelecek İsrail Devleti’ne dönüştü?

Emperyalist İngiltere ve Fransa, sonrasında Çarlık Rusya’sı önce Filistin’de uluslararası bir yönetim kurmaya karar verdi. Bunun için aralarında gizli bir anlaşma imzaladı.

Sykes-Picot Anlaşması: I. Dünya Savaşı sırasında 29 Nisan 1916’da Kût’ül-Amâre Kuşatması sonrası, İngiliz kuvvetlerinin Osmanlı Devleti’nin 6. Ordusu karşısında bozguna uğramasından 17 gün sonra imzalandı. Aynı yılın Ekim ayında Rusya tarafından da onaylanan, Osmanlı Devleti’nin Orta Doğu’daki topraklarının paylaşılmasını öngören gizli antlaşma 16 Mayıs 1916 tarihinde Britanya ve Fransa arasında yapıldı.

Rusya’nın onayı ile imzalanan bu antlaşmaya göre;
1.Rusya’ya, Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmı,
2.Fransa’ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları,
3.Britanya’ya Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Basra ve Güney Mezopotamya verilecektir.
4.Fransa ile Britanya’nın elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak,
5.İskenderun serbest liman olacak,
6.Filistin’de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır.

Anlaşma gizli kalmadı. (Nedense burada gülümsedim.) 1917’deki Rus devriminden sonra Rusya antlaşmadan ve paylaşımdan vazgeçti. Lev Troçki gizli olan bu anlaşmanın bir kopyasını 24 Kasım 1917’de İzvestiya Gazetesi’nde yayınlayarak dünya kamuoyuna Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasına ilişkin gizli paylaşımları açıkladı.

Anlaşma ifşa edilse de bu İngiltere ve Fransa’yı durduramazdı!

Çünkü Kapitalizm dünyayı sömürü düzenine uygun olarak dizayn etmeyi erteleyemezdi. Hemen bir yıl sonra Balfour Deklarasyonu yayınlandı. Lloyd George’un başbakanlığındaki savaş kabinesinde dışişleri bakanı Lord Arthur Balfour, 2 Kasım 1917 tarihinde uluslararası Siyonist hareketin liderlerinden olan Lord Rothschild’e bir mektup göndererek Filistin topraklarında bir Yahudî devleti kurulması konusunda İngiliz hükümetinin destek vereceğini bildirdi. 1918 yılında Fransa, ABD ve İtalya da deklarasyonu desteklediğini açıkladı. Böylece Filistin’e karşı “şer ittifakı” kurulmuş oldu.

Şu nezakete bakın!

‘Ülkedeki öteki sakinlerin medeni ve dini haklarının ihlal edilmemesi’ şart koşulmuştur. Şaka şaka nezaket değil tabii ki… İngilizler’in Araplara yatırım yaptığı bir dönem olduğu için böyle bir not düşüyorlar. Söylemeye gerek yok, bu da gizli bir anlaşma… Kimden gizliyorlar bu anlaşmaları ve neden? Devletlerin birbirlerinden gizlediği düşünülse de bana kalırsa halkların öğrenmesinden ve zaten savaşlardan yılan insanların isyan etmesinden korkuyorlar.

Buraya kadar iki tarihi anlaşmanın Filistin sorunun temelini oluşturan İsrail’in kuruluşunda etkili olduğunu anladık sanırım. Bunların ardından dönemin Arap lideri Şerif Hüseyin, siyasi baskı sonucu Yahudi göçünü kabul etti.

Büyük değişim ve bir anlamda Arap halklarına karşı büyük ihanet

1919 Paris Barış Konferansı’nda oldu. Arap eyaletlerinde İngiltere ve Fransa’nın idaresinde manda yönetimleri kurulması kararlaştırıldı. Sykes-Picot anlaşması da kağıt üzerinde kaldı.
Filistin’de uluslararası yönetim yerine Fransız ve İngiliz yönetimi hakim oldu. Şerif Hüseyin emperyalist devletlere karşı çıkmak istedi ise de İbni Suud, İngiltere’nin desteği ile Şerif’i yenip topraklarını ele geçirdi. O Amerika ve İngiliz güdümlü, G20 zirvesinin tek Arap ülkesi Suudi Arabistan Krallığı da tohumunu böylece attı Ortadoğu’ya.

Filistin halkına da diğer Arap halkları gibi manda dışında bir yönetim hakkı tanınmadı. 1948 yılına kadar Filistin İngiltere yönetiminde kaldı.

Filistin’e Yahudi Göçü

1924 yılında Birleşmiş Milletler (eski adı Milletler Cemiyeti) manda yönetimini kabul edince Balfour Deklarasyonu da burada onaylanmış oldu. Deklarasyon yayınlandığı sırada Filistin’de 670.000 kişilik Arap nüfusu, 60.000 Yahudi vardı. 1930’lara kadar Yahudi göçü düşük olsa da, emperyalist ülkelerin sağladığı kolaylıklarla arttı. Özellikle Almanya’da faşizmin yükselmesi ile beraber, 1930’larda Filistin’e yönelik Yahudi göçü yıllık 30.000 kişiye ulaştı. 1933’te 30.327, 1934’de 42.359 Yahudi ve 1935’te 61.854 kişi, 1936’da 29.727 Yahudi Filistin’e gitti ve yerleşti. Bu sayılar resmi İngiliz Kraliyet raporlarındaki nüfustur. Ancak 1933’lerden sonra kaçak göçler de sayıyı oldukça artırmıştı.
Soykırıma maruz kalan bir halkın göçmeye de yerleşmeye de hakkı vardır. Elbette orada kalın, ölün ama gitmeyin denemez. Hatta bana göre sınırları kim çiziyor? Hatta halkları göçe, ölüme kim itiyor? Kimin buna hakkı olabilir? Ancak bir halkı korumak söylemiyle başka bir halka zulmü de kim, kimler normal gösteriyor?

Filistin halkını bu göçlere tepki göstermeye iten ne oldu?

Gassan Kanafani bir makalesinde o dönemdeki Filistin Arap halkının durumunu oldukça güzel anlatmış. Ben de burada özetliyorum sizlere; Yahudi göçüyle birlikte bölgede işsizlik oranı artıyor. Çiftçiler artan maliyetler nedeni ile tarımdan verim alamıyor. Toprak ağaları zor durumdaki çiftçiden topraklarını ucuz alıp, Yahudi sermayesine pahalı satıyor. (Filistinliler de topraklarını satmasaymış mı dediniz?) İngiliz manda yönetimi vergisini ödeyemeyen çiftçinin elinden toprağını alıp Yahudi zengin yerleşimcilere veriyor. Yine İngiliz yönetimi gelen Yahudi yerleşimciye iş alanı sağlamak için yerli işçileri işten çıkarıyor. İşçiler, köylüler hem İngiliz manda yönetimi hem Yahudi sermayesi hem de Arap yöneticiler tarafından yoksulluğa itiliyor.

Tüm bu nedenler dayanılmaz hale geldiğinde Filistin yoksul halkı durumunu sorguluyor. Temelinde milliyetçi duygularla Yahudi göçünün yarattığını düşündükleri yoksulluğa karşı ayaklanıyorlar. * The 1936-39 Revolt ın Palestıne Ghassan Kanafan

İlk büyük ayaklanma 1929 yılında başladı. İngiliz yönetimi bu Arap isyanını kontrol etmek için Yahudilere toprak satışının durdurulması kararı aldıysa da Siyonistlerin yürüttüğü kampanya sonucunda geri adım atmak ve yine Yahudilerin lehine bir karar alarak rapor hazırlamak zorunda kaldı. 1930’dan sonra Siyonist çeteleri yerli Filistin halkına karşı saldırılara başladı. İngiliz ordusu tarafından eğitilen-desteklenen çetelere karşı Araplar da silahlanmaya ve örgütlenmeye başladılar. Bu örgütlerden birinin lideri İzzeddin el Kassam İngiliz yönetimi tarafından öldürülünce Filistin isyan hareketi yükseldi.

Yoksul Yahudiler Öldüler! Ya zengin Yahudiler?

Üniversite yıllarımdan beri sürekli yoksul Yahudilerin Avrupa’da Almanya’da öldürüldüğünü, zengin Yahudilerin ise kaçıp Amerika’da, İngiltere’de yerleştiğini ve Filistin’e giderek Siyonist idealle İsrail Devleti’ni kurduklarını söylerdim. Tabii bunu söylerken dayandığım bir somut bilgi yoksa da olan bitenden diyalektik düşünce ile çıkarttığım sonuçlara dayanıyordum.

Şimdilerde Filistin mücadelesini ve İsrail devletinin korkunç saldırılarını araştırırken okuduğum bir şey “vay beee” dedirtti. Sizin de çok ilginizi çekecek bu bilgiyi de aktarmak isterim; Siyonizm’in Araplara saldırısı ile birlikte bazı Arap örgüt liderleri Nazizm’le anlaşma içine giriyor Yahudileri Filistin’den göndermek için.
Ne gariptir ki Yahudi banka sahiplerinden biri de Almanya’daki Yahudilerin Nazilere karşı boykotunu kırmak gibi tavır gösteriyor. Üstelik Siyonist Hareket Avrupa’daki Yahudilerin bazılarına da ihanet ediyor. Örneğin niteliksiz Yahudilerin Filistin’e göçünü engelliyor. Kimisine de göçmek için yaşlısın filan diyorlar. Yahudileri korumuyorlar ki Filistin’e göçün yolu kesilmesin. Makul mü çok makul! Dünyanın büyük sermaye sahipleri yol vermeseydi Hitler bunca zulmü yapacak gücü nereden alacaktı? * Schoenman Ralph-Siyonizm’in Gizli Tarihi

Filistin İsyan Tarihi

Filistin halkının ayaklanmasına türlü nedenler göstermeye çalışıyoruz ama bu fotoğraf bile kendi başına Filistin halk ayaklanmalarının nedenini açıkça gösteriyor. Bir çocuğa sorsanız bu fotoğrafta ne olmuş diye, “yeşiller yıllar içinde toprak kaybetmiş, beyaz yerler toprak kazanmış” der.

Yetişkinlerin açıklaması gereken şey “yeşiller neden toprak kaybetti de beyazlar böylesine büyüyebildi” olmalıdır. Filistin haritasının böylesine biçim değiştirmesi sırasında buradaki Filistinliler “başından kabul etmedikleri bir devletin yönetimine girdiler” demektir bu harita.

Bu haritayı aldığım Bianet’in sayfası, Filistin isyanlarını ve Filistin İsrail görüşmelerini Kronolojik bir dizinle anlatmış. * Bianet-İsrail-Filistin Sorununun Tarihçesi: 1897’den 2022’ye
İsyanlar tarihini Bianet’ten okuyabilirsiniz. Ben burada uzun uzun anlatmayacağım. Buradan sonra bu çatışmalarda ve Filistin işgalinde emperyalist devletlerin Ortadoğu politikalarının halklara yansımasını tartışacağım.

Örneğin, yönetimine zorla sokuldukları İsrail, Filistinlilere eşit muamelede mi bulundu? Hayır! İsrail yöneticileri Kapitalist düzenin temsilcileri iken kendi Yahudi yurttaşlarına eşit mi davrandı? Hayır! Peki, yalnızca Filistin halkı mı isyan etti? Hayır! Bu sorular İsrail yönetimi ve onu destekleyen emperyalist devletleri görmek açısından çok önemli.

İsrail devleti kurulsun, Yahudilerin de bir devleti olsun. Böyle olsa ne olur ki?

Tabii ki olur. Neden olmasın? Her ulusun kendi kaderini tayin hakkı vardır, olmalıdır da. Ancak hiçbir ulus başka bir ulusa rağmen varlığını sürdüremez. Yani İsrail devleti Filistin halkını yerinden ederek, onları sürerek, yok ederek, topraklarını işgal ederek devlet olamaz!

Yahudi halkı bunu mu istemiştir? Yani Filistin halkını yok edelim, yerlerine biz yerleşelim mi demiştir? Bence dememiştir, demediğini kanıtlayan birçok hareket, yazı ve kitap da vardır. Zaten başta da söylediğim gibi hiçbir halk başka bir halka zulmetmek için yola çıkmaz meğerki yöneticileri emperyalizmin oyuncağı olmasın.

Yemin ederken İncil’e el basan Amerikan başkanının, yemin ederken Kuran’a el basan Müslüman Kardeşlere İslam’ı yayması için yardım edeceğine inanan kafayı içeyim ben!

Filistin Halkını HAMAS’mı kurtaracak? Amerika Birleşik Devletleri Sovyetlere karşı yeşil kuşak projesi kapsamında nasıl ki Bin Ladin ve Taliban’ı yarattıysa Mısır kökenli Müslüman Kardeşleri de bir zaman öyle destekledi. Müslüman Kardeşler Amerika güdümüne girmiş Enver Sedat döneminde kendisi tarafından Mısır’a çağrılmış, örgütlenmesi için destek verilmişti. Müslüman Kardeşlerin Filistin kolu olan HAMAS da Amerikan ve İngiliz emperyalizminin kullandığı İslamcı örgütlerdir.

Yani demem o ki İslamcı örgüt ve partiler Kapitalist-Emperyalist devletlerle ortak hareket etmektedir ve dünya haklarının yoksulluğu, açlığı, sürgünü, katledilmesi zerre umurlarında değildir.

Peki, nasıl oluyor da kitle desteği buluyorlar?

Kitlelerin içine girerler, yoksul halka bağışlarda bulunurlar, onların ilgilerini çekerler, bir zaman iş olanağı sağlar, dertleriyle dertleniyor gibi görünürler, birkaç radikal eylemle dikkatlerini çekerler. (Çok tanıdık geldi di mi?) Bu yolla kendilerine bağladıkları kitleleri tahakkümleri altına aldıktan sonra da baştan yapmak istediklerini yapmaya başlar, onları sömürü çarkının içine atarlar. Dertleri onları kapitalist sömürüden kurtarmak değil bilakis sömürünün sömürülen parçası haline getirmektir. Eğer böyle olmasaydı, Ortadoğu Müslümanları Suriye’de, Yemen’de, Irak’ta, Körfez Savaşı’nda, İran Humeyni devriminde yine Müslümanların zulmüne uğramazdı. Ortadoğu’da Amerikan askerinin tecavüzüne maruz bırakılmazdı.

Filistin Sorunun Çözümü Ortadoğu’nun Kurtuluşundan Bağımsız Değil!

İsrail halkı Netanyahu’dan çok mu memnun? Yıllardır İsrail’de ekonomik sorunlara, işsizliğe karşı sık sık protesto gösterileri oluyor. Kapitalizm’in krizi İsrail emekçilerini boş mu geçiyor? Oradaki işçiler sömürülmüyor mu? İran’da Suriye’de, Suudi Arabistan’da, Rusya’da, Amerika’da işçiler sömürülmüyor mu?
Dünyanın neresinde işçiler sömürülmüyor? Yahudi işçi de Müslüman işçi de dinsiz, ateist işçi de aynı sömürü çarkında ezilmiyor mu? Dünyadaki sorun, sömürünün farkına varılmaması için yapay bir sorun yaratılmasından ibaret. Sanki farklı dinlerde olduğumuz, birimiz Yahudi birimiz Müslüman, diğeri Hıristiyan olduğu için bunca kan gözyaşı…

Herkes birbirinin düşmanı öyle mi? Öyle değil vallahi! Bütün sorun bizim sömürülmemizde ve bu sömürüyü yapanların zenginliklerini korumak için bizi savaştırıyor olmasında.

Filistin’de Yahudiler ve Arapların ve tüm Ortadoğu’da insanların barış içinde yaşayabilmesi öyle mümkün ki…

Bu emperyalist şirketlerin derin çıkar çatışmaları olmasa öyle mümkün ki… Bu çıkar çatışmaları savaşa ihtiyaç duymasa o kadar mümkün ki… Hem İslamcı örgütlere, hem Yahudi örgütlere silah satanın aynı şirket olduğunu görebilsek öyle mümkün ki… Birbirimizin kültürleri içinde kaynaşsak, birbirimizin kültürüne hayran olsak öyle mümkün ki… Sınırları kaldırsak, yaralarımızı sarsak öyle mümkün ki…

“Şiir, bir uçağı düşüremez ama pilotun kafasını karıştırabilir” diyor ya Kanafani tam da böyle işte; Filistin’de hastaneyi bombalayan savaş pilotuna Filistinli bir şairden şiir okusak da kafası karışsa öyle mümkün ki…