Gezegenin mavi kalbi…

Karada olan birçok değişikliği fark ediyoruz. Ağaçlar kesiliyor, bitkiler yok oluyor, yağışlar değişiyor. Artık mevsimler farklı. Birçoğumuz bu değişimleri yaşıyoruz. Peki ya su altında neler değişiyor? Belki görmüyoruz ama bizi etkilemiyor mu? Atlantik Okyanusu, Arktik, Hint Okyanusu…. Oralarda olan değişikliklerin bizi etkilemediğini mi düşünüyorsunuz?

Okyanusta karaya en uzak noktaya Nemo Noktası deniliyor. Jules Verne’ın Denizler Altında 20 Bin Fersah kitabının kahramanı Kaptan Nemo’dan almış adını. Bizim de okyanuslara göre Nemo noktası olduğumuzu ve okyanusta yaşanılan her değişikliğin bize yansımadığını düşünüyorsanız, çok yanılıyorsunuz.

Okyanuslar, gezegenimizin %71’ini oluşturuyor. Ve aşırı hava koşullarını hafifletmekten, yediğimiz gıdanın üretilmesine, kanser gibi kabusumuz olan bir hastalığın ilaçlarına, ürettiğimiz fazla karbondioksiti depolamadan, yaşamımız devamlılığını sağlayan oksijene kadar insanlığa birçok fayda sunuyor. Sualtının gizemli, ihtişamlı doğasının yaşattığı huzuru da bu faydalara eklemek doğru olacaktır.

Birçoğumuz iklim değişikliğinin yaşandığınız henüz farkında değil. Çünkü sera gazları tarafından tutulan ekstra sıcaklık okyanusa transfer ediliyor. Fosil yakıt yaktığımızda (petrol, gaz, kömür) karbondioksit atmosfere gidiyor. Karbondioksit, ısı tutma özelliğine sahip. Atmosferde ne kadar çok olursa yeryüzünde o kadar ısı tutuluyor. Bilmediğimiz şey ise tutulan ısının yüzde 93’nün okyanusa geri dönmesi. Bu oran çok fazla enerji demek. Okyanuslar ısıyı tutmasalardı; gezegenimizin ortalama ısısı 50 derece olurdu.

Okyanuslarda en çok bulunan toksik maddeler, kanalizasyon çamuru ve endüstriyel ve radyoaktif atıklar kaynaklı.

Artan sera gazı emisyonlarının etkileri, okyanus sıcaklığındaki değişiklikler ve buzun erimesi yoluyla kıyı ve deniz ekosistemlerini tehdit ediyor ve bu da okyanus akıntılarını, hava modellerini ve deniz seviyesini etkiliyor. Ve okyanusun karbon yutak kapasitesi aşıldığı için, karbon emisyonlarımız nedeniyle okyanusun kimyasının da değiştiğini görüyoruz. Aslında, insanlık son iki yüzyılda okyanusumuzun asitliğini % 30 artırdı. 90 yıl içinde okyanus suyu asitleştiği için elimizi sokamayacağız.

Bu şartlar, mercan resiflerini öldürüyor. Mercan resiflerinin ölmesi demek okyanusta yaşayan deniz canlılarının %25’inin trajik kaybı demektir. Sadece 4 ay gibi kısa bir sürede bir mercan resifi yaşamını kaybedebiliyor. Şu anda resiflerin %10’luk kısmı yok oldu. Önlem almazsak 2050 yılına kadar resiflerin tamamının yok olacağı söyleniyor. Onlar olmadan alıştığımız, bildiğimiz şekilde yaşayacak mıyız? Mavi algler, dünyadaki oksijenin %70’ini sağlıyor. Okyanustaki Ph’ın 1 derece değişmesi demek, dünyadaki canlı türlerinin yok olması anlamına geliyor.

Sera gazının dışında bir diğer sorunda, okyanusların plastik çöplüğüne dönmesi. 5 mm’den daha küçük en az 14 milyon ton plastik parçası okyanusların dibinde yatıyor. Büyük plastik çöpler öylece dolaşırken, mikro plastik çöpler ise planktonlardan balinaya kadar geniş bir hayvan türü tarafından tüketiliyor. Yarattığımız çöp yığınları kıtalar büyüklüğünde ölü alanlar oluşturuyor.

Okyanuslarımızda 25 trilyon litre makro ve 51 trilyon litre mikro plastik var.

Sera gazı salınımına devam ettiğimiz, mikro plastik çöplerin okyanuslarda olmasına devam ettiğimiz sürece okyanusları öldürüyoruz. Yani insan türünü öldürüyoruz. İklim değişikliğinin sebebi sadece insan türünün düşüncesiz, bencil davranışları. Diğer canlıların ise bu duruma katkısı hiç yok ama bizim yarattığımız kaosun kurbanı oluyorlar. 10 milyon canlı türü ile beraber yaşadığımız gezegenimizde, her 20 dakikada bir canlı türü yok oluyor.

Bu düzen içerisinde yılda 33 milyar ton karbondioksit üretiyoruz. Yani yaşamamız için gerekli olan şeyleri yok ediyoruz. Mesela, gıda adını verdiğimiz her şey güneş ışığının yarattığı fotosentez sayesinde oluyor. Güneş ışınlarının diğer birçok şey ile etkileşimi sayesinde yaşamımızı sürdürülebiliyoruz. Birbiriyle iç içe geçmiş bir sistem içerisinde yaşıyoruz. Ancak ortadaki tablodan anlaşılıyor ki; bu sisteme bakamıyoruz, sahip çıkamıyoruz.

Paris Anlaşması’nı gündemimiz dışında tutmak, Science Based Targets imzacısı olmama, harekete geçmeme lüksümüz yok. İklim değişikliğiyle değil, iklim kriziyle karşı karşıyayız. İnsan hayatın ne olduğunu öğrenmediği ve hayat bilgisini kaybettiği için felaketler bizimle birlikte olmaya devam ediyor, edecek. İnsan, özünde olan bencilliği artık kendi türünün devam etmesi için kullanmaya başlamalı.

Dünyanın mavi kalbi okyanuslara kıyımız yok ama bize uzak değiller. Gezegenimizde her şey birbiriyle bağlantılı. Gözden ırak yaşamımızdan da ırak değil.

Görsel (1) : Beth Jnr, unsplash.com
Görsel (2) : Markus Spiske, unsplash.com

Benzer İçerikler
Devamı

Kusura Bakmayın Ama…

“Kusur” Arapça bir sözcük ve ne eksik ne fazla, bire bir “eksiklik” anlamına geliyor. Aynı Arapça kökten dilimize…