Muhafazakâr Kesimin Hassasiyeti…

0
191

Salı günü sendikadan arkadaşım Satılmış Gökoğlu’yu kaybettik. Gördüğüm en iyi insanlardan biriydi. Tam bir Anadolu kadını yufka yürekli, iyi kalpli bir annesi; mert, sözünün eri, haysiyetli bir babası ve devrimci yaşamı seçmiş yeğenleri vardı. Yeğenlerinden biri Nuriye-Semih’in ve aynı zamanda benim de avukatlığını yaptığı süreçte ÇHD ‘li avukatlar olarak tutuklandı ve şu anda hapishanede. Güzel ailesi olan, güzel bir insandı. Kimsenin kalbini bilerek kırmadı. Sakin, yardımsever bir insandı, iyi bir öğretmendi Satılmış. Cenazesine gelen kalabalık ve biz arkadaşları çok üzgündük. Neredeyse tüm köy orada, cenazede idi…

Cemevi’nde düzenlenen töreni Batıkent Cemevi dedelerinden Cemal Şahin yönetiyordu. İlk kez böyle bir cenaze töreni ile karşılaştım. Böylesine acımızı hafifleten, sonucunda bizi olgunlaştırarak kabule hazırlayan bir konuşma daha dinlememiştim. Dede ne güzel adam, ne zihni açık bir insandı. Size törende söylediklerini üç beş eksik-fazla ile aktarıyorum. Dikkatli okursanız sonunda olan biten başka şeyler de anlatacağım.

Dede konuşmasına başlarken cemevi bahçesindeyiz.

“Yarım hilal çekiyoruz. Kadınlarımız da katılsınlar lütfen. Ayakta duramayanlar için sandalye getirelim. Değerli canlar;

 “sevgi muhabbet kaynar yanan ocağımızda.

Bülbüller şevke gelir, gül açar bağımızda,

hırslar kinler yok olur aşkla meydanımızda,

 aslanlar, ceylanlar dost olur kucağımızda

diyen bir gelenekten, öğretiden, inançtan gelen;

bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır,

düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu”

diyen erenlerin yolundan ayrılmayan sevgili Satılmış canı Hakk’a uğurlamak için burada toplanmış bulunmaktayız.

Satılmış can yaşamı boyunca bizimle yedi içti, ağladı güldü. Dertlerimize acılarımıza sevinçlerimize ortak oldu. Demirci köyünde çok emeği geçti. Bu nedenle kendisine minnettarız ama aramızdan ayrıldığı için de üzgünüz.

Sevgili canlar kâinatta hiçbir şey olduğu yerde olduğu gibi kalmıyor ki. Her şey değişiyor. Her şey her an bir yaşamın sonu başka bir yaşamın başıdır. Bu Hakk’ın değişmez yasasıdır. Hakk’tan geldik, Hakk’a gidiyoruz. Aslında can aslına geri dönüyor ve Hakk’ın hükmü kesintisiz yürüyor. Bizim Hakk’tan dileğimiz Satılmış canı erenlerin makamına eriştirmesi, geride kalanlara da sağlıklı, mutlu bir yaşam vermesidir.

Canlar bizim Hakk’a Uğurlama Erkanımızda 3 tane hizmetimiz var. Birincisi “Rızalık” hizmetimiz, ikincisi “Hak Meydanı Birleme” hizmetimiz, üçüncüsü “Sırlama, Toprakla Buluşturma” hizmetimiz. Rızalık hizmetimizi burada, sırlama hizmetimizi mezarlıkta yapacağız.

Sevgili canlar şimdi rızalık görevimizi yerine getireceğiz ben sizlere “bu can için rızalık veriyor musunuz” dediğimde sizler de bana “aşk ile” diyeceksiniz. Bunu üç kere tekrarlayacağım.  Bir de biz gülbanklarımızı söylerken ellerimizi gönül mihmanımızın üzerine koyarak, ayaklarımızı birleştirerek Dar’a dururuz. Bu duruş hem Hakk’a hem Hakk’a uğurladığımız canımıza hem de birbirimize karşı olan saygı duruşumuzdur.

Edep erkan canlar! (Bu uyarıyı duyan herkes sağ elini soluna, kalbinin üzerine aldı ve ayaklarını birleştirerek dik durdu)

 Yol erenler der ki;

Geldik mihman olduk Hakk meydanına,

Rızalık vererek gönderin bizi

Doyamadık tatlı dillerinize

Rızalık vererek gönderin bizi.

Himmet eylen şu dağları aşalım

Pir aşkına kaynaşalım coşalım,

Birer birer rızalaşalım,

Rızalık vererek gönderin bizi.

Bizler de yol erenlerin dediği gibi canımızla birer birer rızalaşıp, yol ve erkanımıza göre bu canı Hak’ka uğurlayacağız. Bu nedenle ey canlar! Kendi amelince Hakk’ı hakikatı özünde görüp ve bu nedenle Enel Hakk diyen, 72 millete bir nazarla bakıp, eline diline beline, işine, eşine, aşına sahip olmayı kendine ilke edinen dini sevgi, kıblesi insan olan Satılmış can yedi içti, kondu ve göçtü. Şimdi bu canımız cümle dostlarının, yakınlarının ve cümle sevdiklerinin önündedir. Bilerek ya da bilmeyerek, bazılarınızın gönlünü kırmış incitmiş olabilir. Üzerinde başka haklarınız da kalmış olabilir. Bu nedenle Hakk’a uğurladığımız Satılmış cana gönül birliği ile canı gönülden bütün maddi ve manevi haklarımız için rızalık veriyor musunuz?

“Aşk ile”

Rızalık veriyor musunuz?

“Aşk ile”

Rızalık veriyor musunuz?

“Aşk ile”

Rızalık veren dilleriniz dert, keder, ağrı, acı görmeye! Verilen rızalıklar divan katında kabul ola! Hakk’a yürüyen cümle canlarımızın da devri daim ola!

Değerli canlar şimdi Hak meydanında Tevhid hizmetimizi göreceğiz. Hak meydanı hizmetimizde bizler değişim ve dönüşüme inanırız. Buna devriye diyoruz. Tevhid bir araya gelme, birleşme birlikte düşünme demektir. Bütün varlıkların hakları olduğuna ikrar getireceğiz, Satılmış can için iyi dileklerde bulunacağız. Destur İçin;

Yüzümüz yerde, özümüz Dar’da, elimiz bağlı, yüreğimiz dağlı, gözümüz yaşlı, bağrımız ateşli, Hakk ve hakikat yolunda, erenler meydanda, Pir divanında anasından var oldu, bir tende can buldu, bir nefeste özgür oldu. Canlar yol erenler der ki;

Ne eksiğim vardır, ne de bir fazlam,

Varoluşta olan varda idim ben,

Ne bir gayem vardı ne de bir çaba,

Zerrenin içinde zerre idim ben.

Durup dinlenmeden yollara çıktım,

Ne yoruldum, ne dinlendim ne bıktım.

Alemler arası kozmik ışıktım,

Evreni ışıtan nurda idim ben,

Bir alev topunda kaç kez patladım,

Bir alemden diğerine atladım,

Hakk’ın parçasıyım bunu ispatladım,

Yanardağ lavında korda idim ben.

Kaç kere göklere ağdığım oldu,

Bulutları tutup sağdığım oldu,

Rüzgarla karışık yağdığım oldu,

Doluda, yağmurda karda idim ben,

Doluda yağmurda karda idim ben.

Yol erenlerinin dediği gibi sonsuzdan gelip sonsuza giden bu alemde bizler de sonsuzdan gelip sonsuza giderken, her an değişim ve oluşum içerisindeyiz. Satılmış can da bir devrini tamamlayarak Hakk’a geri döndü. Hakk’la hak oldu. Böylece yeni bir dona yeni bir cana kavuşacak. Bedeni canlı cansız her şeyi silecek, sonsuzluk aleminde her zaman var olacak.

Sevgili canlar, bugün bu canımız bizim mihmanımız ve konuğumuz, misafirimiz. Bizlere gönül diliyle şöyle sesleniyor.

Çok cevreyleme  aziz sultanım,

Bugün ben mihmanım canlar içinde,

Sakın incitmeyesin cananım,

Bugün ben mihmanım canlar içinde,

Evliyalar katarına dizildim,

40’lar ile bile oldum dirildim,

12 İmam defterine yazıldım,

Bugün ben mihmanım canlar içinde

Bugün ben mihmanım canlar içinde

Selam saygı hepimize,

Gelmez yola gidiyorum,

Ne şehre ne de köye

Gelmez yola gidiyorum,

Gemi bekliyor limanda

Gideceğim bir ummanda

Gözüm kalmadı cihanda

Gelmez yola gidiyorum.

Eşim dostum yavrularım

İşte benim sonbaharım

Veysel, karanlıktır yollarım

Gelmez yola gidiyorum.

Sevgili canlar biz de Satılmış canı Hakk’a sonsuz yolculuğa evliyalarımızı, erenlerimizi ağırlayarak uğurlayacağız. Desturu Pir, bismişah Alla Allah! Bütün canların birliğine, Hünkar Hacıbektaş Veli Pirliğine, gerçek erenlerin demine Satılmış can devri daim, devri kolay, ışıklar içinde ola! Hakk katında kayım, sevenlerin yolunda daim ola! Hünkarın, Şah Hüseyin’in, Baba İlyas’ın, Pir Sultan’ın, Kalender Çelebi’nin, Nesimi’nin tüm erenlerin ve evliyaların hayır ve himmetleri her an üzerinde hazır ve nazır ola! Geride kalanların gözlerinden yaş, duvarlarından taş düşürmeye! Kötülerin şerrinden, zalimlerin zulmünden, görünür görünmez kazalardan belalardan uzak eyleye! Yollarını yolsuza, pirsize, hırsıza uğursuza uğratmaya! Yüzlerini ak, gönüllerini pak eyleye! Yanan ışıklarını söndürmeye! Açık kapıları kapanmaya! Yeşil yaprakları solmaya, akan suları kurumaya! Düzenleri bozulmaya! Sonsuza uğurladığımız Satılmış canımız daima gönlümüzde ola, onun sevgisi gönlümüzden eksik olmaya! Gerçeğe Hü, aşk ile Allah eyvallah!”

Hak Meydanı töreni bittikten sonra mezarlığa gittik Satılmış’ı defnetmek için. Dede, arkadaşımız defnedilirken de güzel şeyler söyledi. Hem ağladık hem anladık. Defin işlemi biterken sarığı cüppesiyle bir imam mezarlığa geldi. Kalabalık duymadı ama arkadaşlardan biri gelip bize söyledi ki imam “cenazeyi mundar ediyorlar, böyle duasız defnedilir mi ceset, günah” diyesiymiş. Dua okumak istemiş. Dede de “ben gerekeni yapayım sonra sen ne istersen yap” demiş. Defin işlemi bittikten sonra imam geldi Arapça dua okumaya başladı. Kitle kendisini dinlemeden aşağıya indi.

Lokma töreninde pide ve ayran dağıtılıyordu. Herkes lokmasını yemeye başlamıştı ki imam oraya da geldi ve Arapça duaya başladı. Kitlenin huzursuz konuşmalarını dikkate bile almadı. Oradaki herkes Alevi idi ve kendi inançlarıyla cenazelerini defnetmişler, ağlamaktan yorgun düşmüşler ve inançlarına karşı son derece hassastılar. Ama imam bu hassasiyeti hiçe sayarak, topluluk istememesine rağmen umursamazca Arapça dualar okuyordu. Satılmış’ın yeğeni imama saygısızlığını ifade ettiğinde, “biz duamızı Türkçe yaptık, Arapça dinlemek istemiyoruz, anlamıyor musun” dediğinde sustu ancak.

Tersinin olduğunu düşünün! Bir Alevi dedesi Sünni bir ailenin cenazesine gidip “böyle dua okuyarak mundar ediyorsunuz cenazeyi” dese “bu insanların anlamadığı dilde dua ediyorsunuz, ben Türkçe dua edeyim de anlasınlar” dese, üstelik yemek yenilen yere gelip bu gayretinde ısrarcı olsa kıyameti koparmazlar, dedenin etlerini pare pare edip linç etmezler miydi?

İmamın hassasiyeti sadece bu cenazede yüzlerce, ülkede milyonlarca Alevi’nin hassasiyetini hiçe sayabiliyordu. Çünkü bu ülkede “muhafazakâr hassasiyeti” diye bir şey vardı ve Alevilerin de inançlarını muhafaza etmek istediği onların umurunda bile değildi! Benim anladığım, Sünnilik bir sopa gibi ellerinde tahakküm aracıydı ve tahakküm aracını kaybetmek istemiyorlardı.

Alevilerin, inançsızların, Ateistlerin, Deistlerin, Marksistlerin ya da başka mezheplere inananların hassasiyeti sömürüye izin vermiyor olabilir miydi?