Diren “Ortak”!

Fantastik evrenler üzerine yazılar yazan, hayatını mümkün olduğunca kısıtlı bir çevrede, az insanla etkileşerek geçiren, çevre kirliliğine, küresel ısınmaya ve özellikle sokak hayvanlarına, dünya üzerinde kıtlığı gerektirecek bir felaket ortamı henüz olmamasına rağmen, bir tarafta çöpe atılan yiyecekler bir tarafta da aç insanların hala var oluşuna üzülen bir adam olarak, herkesten uzak köşemde oturarak gözlemlediğim, sizlere eksik, saçma, gereksiz gelebilecek bir yazıyı kâğıda dökmek üzereyim.

Sevgili Sinan Dirlik hepinizin malumu üzere, bundan 29 gün önce öksüz-yetim ve daha 3 günlük, gözleri açılmamış, tekir bir minnağı bağrına bastı. 29 gün önce ülkede iğneden ipliğe gelen zamlar, hayatı idame ettirmek için gerekli barınma ihtiyacımızın bile zar zor karşılanabileceği bir ortam son sürat yayılıyordu. Hala da dalga dalga gelen zamlar, 1994 Tansu Çiller döneminin hiper enflasyonuyla olan yarışını açık ara geçip rekoru kırdı. Ürün ya da hizmet bazında incelediğinizde, bu artışların artık sadece işletme giderleri ya da vergiler dolayısıyla olmadığını, ortada çok absürt bir rüzgâr estiğini de görebiliyorsunuz. Herhangi bir ürün, döviz bazında ithal edilmiş olsa bile, geçen yıldan bu yana %600 fiyatlanamaz!

Ülkenin ve dünyanın hali ortada; 21nci yüzyılda, yapay zekâ, otonom sistemler, aidiyetsizlik, metaverse konuşulurken savaş patladı! Oysa biz Covid-19 pandemisinin toplu mezarlarını daha yeni kapatmıştık! İki adım geriye çekilip baktığınızda dünyanın bu döngüsünün aslında sürekli tekrarlandığını da görüyorsunuz. Sizleri sıkacak ve daha da karamsar bir moda sokacak istatistikler, tarihi hatırlatmalara girmeden özet geçmek istediğim için, günümüzde yaşadığımız her türlü musibeti art arda sıralamak yerine majörleri sıralayarak geçiştiriyorum bu kısmı. 

Tüm bu sıkıntılı dönemde insanlar git gide içe kapandı, sosyal ağlar üzerinden görüşme ve daha “masrafsız” buluşmalar için çaba sarf edildi, dışarıda bir bira ve atıştırma tabağının ortalama maliyeti 100TL ye dayanınca zaten işin tadı tuzu kaçmıştı. 

Yalnızlaştığımız, fakirleştiğimiz, gelecekle ilgili planları çekmeceye kaldırıp günü kurtarmaya çabaladığımız tam da bu günlerde, 34 gün önce, Sinan’ın ve annesinin olağanüstü çabalarıyla yaşatmaya çalıştığı “Ortak” girdi hayatımıza. Gün gün büyüdüğüne şahit oluyoruz her kare ve videoyla. Dün telefonda konuşurken, sosyal medya ve haricinde aldığı pozitif tepkileri hayretle sıraladı. İsim isim saydı gülümseyerek, sevgiyle bahsederken. Hayatlarımızda hep kedilerin oluşundan bahsettik. “Ortak” için, “yaşamaz” dediklerini söyledi, sesi çatallanarak. Ben BonBon’dan bahsettim, veterinerlik fakültesindeki hocaların “ne yazık ki… ” dediği, bir reçete sayfası dolusu ilaç, antibiyotikle günler geceler boyu yaralarını temizleyip göğsümde uyuttuğum, şimdi 12 yaşındaki oğlum… 

Bir kedi yavrusunu yaşatma çabasının, nasıl olup da biz insanların hayatta kalma çabasını anlık bile  olsa unutturduğunu düşündüm. Çok insani, çok duygusal ve bir o kadar da modern çağın getirisi sanırım. Her şeyin mekanikleştiği, her anımızın kaydedildiği, insan olmaktan çok, ne kadarlık fayda ürettiğimizin sorgulandığı, sanal ortamlarda harcadığımız zamanı en yakınımızdaki insanlara yüz yüze harcamamaya başladığımız bu gri – soğuk çağın başlangıcındayız aslında… Henüz insanlığımızı tam olarak kaybetmedik, hayata dair üzüntü verici bir şeyleri, ortak değerlerimizin katledilişini, çamura bulanmak istenmesini, fakirliği, açlığı, hastalığı, savaşları gördüğümüzde hala gözlerimiz doluyor. Ama sadece doluyor artık, bu zamana kadar öyle çok ağladık ki, gözyaşlarımız sel olmuyor. Damla damla  akıyor, ekonominin bize sunduğu imkânlar gibi…

Sinan bir minnağı hayatta tuttu ya, işte hepimiz onun yüreği gibi ısındık bir anda… Güçsüz, çelimsiz bacaklarıyla titreyerek yürümeye çalışmasına bakarken gülümsedik, içimiz eridi… Unuttuğumuz bir şey mi artık umut? Bir canı yaşatmaya çalışmak bize çok mu zor geliyor bir süredir. O yüzden mi buna soyunanlara gıpta eder olduk. Başka hayatlara dokunmak için gücümüz mü kalmadı yoksa! 

Her yazımda son paragraf, son söz olarak gördüğünüz; “Hayallerimiz kadar var olduğumuz o fantezi dünyasında, hepinizin, kendisi için sınırsızca kurguladığı bir masalın kahramanı olmasını diliyorum…” cümlesini bu sefer araya koyma gereği duydum. Benim şu an kahramanım Sinan Dirlik ve canım Nursel Teyzem…

Umudu, yaşamın kutsallığını, iyiliğin çok zor ama her şeyden daha tatminkâr olduğunu, insanın yüreği kadar var olduğunu, hayatımız boyunca yaptıklarımızla anılacak olduğumuzu ve bir canı yaşatabilmenin verdiği eşsiz gururu bize hatırlattıkları için, onların nezdinde, sıcak ve sevgi dolu yüreği ile hayatı yaşanabilir kılan tüm insanlara sonsuz sevgilerimi ve şükranlarımı sunuyorum…

Benzer İçerikler
Devamı

Bir Kamyon Çarptı Bana!

Demanslı bir eş/akraba ile yaşamak ve ona bakmak genellikle kolay değildir hatta dürüst olalım zordur. Hastanın davranışı etrafındakiler…
Devamı

Rahatımı Bozmayın

Şurada bir bardak çayı rahat rahat içemeyecek miyiz arkadaş? İki lafın biri de dönüp dolaşıp bu konuya mı…

Reportare, dünyada ve Türkiye’de yaşanan sosyal, çevresel, ekonomik ve siyasal olayları analiz eden, bu alanlarda farklı görüşlere sahip programcı ve konukları ile yaşanan sorunlara yapıcı çözümler sunmayı amaçlayan tam bağımsız bir ortak yayın inisiyatifidir.

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli içerikler sunabilmek için desteğinize ihtiyacımız var. Youtube KATIL botunu üzerinden bize katkıda bulunabilirsiniz.

KATIL