Şimdi de Soru Sorma Sırası Bizde: Neden Bu Kadar Alçaksınız?

Tekirdağ’ın Malkara ilçesinde ilkokuldaydım. 10 yaşında bir çocuk… Bakkala ekmek almaya gittim. Bakkalın 30 yaşlarında oğlu Osman vardı tezgahta. Dolaptan ekmeği aldım. Kucağımda ekmekler, parasını ödemek üzereyken Osman terlemiş seyrek bıyıklarıyla yanıma yaklaştı. Henüz meme diyemeyeceğimiz, meme olmak için sert bir çekirdek oluşturmaya başlamış göğsüme elerini sürterek sıkıştırdı beni. 10 yaşındaki çocuk ne yaparsa onu yaptım. Dondum…

Bu “şişkodan” kurtulmam gerektiğini düşündüm ama ne bağırabildim, ne savaşabildim, ne bir tepki verebildim. 15-20 saniyelik şoktan sonra pis ellerinden sıyrılıp bakkaldan kaçar gibi sessizce uzaklaşıp eve geldim. Yolda ne düşündüğümü ne hissettiğimi hatırlamıyorum. Evdekilere bir şey söyledim mi hayır! Olayın ne olduğunu kavrayabilmiş değildim ki… Sadece beni rahatsız eden bir şeydi. Yanlışın ne olduğunu bile tanımlayamıyordum. Bir terslik vardı, bir şey beni çok rahatsız etmişti ama bunun ne olduğunu bilmiyordum. Bunun bir cinsel saldırı olduğunu, tehlikede olduğumu filan düşünmedim. Utanç, panik, öfke duygularımın tanımı yok! Bunun tanımını yapabilecek bilgiye sahip değildim. Çocuktum!

Eve bir şey anlatmadığım için bakkala ekmek almaya gönderilmek istendiğimde bir bahane ile görevi ağabeyime attım. Bakkala bir daha hiç gitmedim. Bayramlarda harçlığımızla bakkaldan bir şey almak istediğimizde uzakta durup siparişimi arkadaşlarıma verdim.

Ailem baskıcı bir aile değildi. Babam aydın bir insandı. Çevremiz modern, düşünen insanlardan oluşuyordu. Ailem beni severdi. Onlara söylemememin nedeni korku değildi. Neden sakladığımı bilmiyorum. Nasıl bir zihin yapısı var çocukların, ne düşünürler bu konuda bilmiyorum. Ama yetişkinliğimin ileri yaşlarında ancak konuşabildim bu olayı. Olayda önce dondum, sonra kaçtım, sonra da dövüştüm bu stresle.

Her zaman söylediğim gibi yaşadığım olaylarda çocukluğuma dönüp orayı deşmeyi, sorunu orada halletmeyi zaman içinde öğrendim. Bu olaydan sonra bende kalan “ben kötü bir çocuk olduğum için bu bana yapıldı” duygusuydu. Bir başka duygu da “bu dünyada erkek olmak gerekiyordu.” Okuduğum bir masaldan etkilenip, gökkuşağının altından geçince erkek olacağımı hayal edip, gökkuşağına doğru kilometrelerce yürüdüğümü anlatsam ağlarsınız!  Erkek çocuklarının da aynı tehlike ile karşı karşıya olduğunu çok sonraları anladım.

Ergenlik döneminde özellikle erkeklerden kaçarak, sürekli savunmada, ürkek ve erkeksi tavırları tercih ettim. Çirkindim, kirliydim, büyük ihtimal bende tacizi çeken “kötü kız” görüntüsü vardı. Yoksa neden o şişko bana bunu yapsındı? Neden başka çocuklara yapmamıştı da bana yapmıştı? Ben kötüydüm… Diğer kızlar gibi yaşayamazdım. Peki, hayatta kalmak için ne yapmalıydım?

İlkokul öğretmenime “tapıyorum.” Beni kitaplarla tanıştırdığı gün için ona minnettarım. Kendimi okula, bilgiye, kitaplara, müziğe ve spora vakfettim. Tüm hayatım bunlardan oluşuyordu. Düzinelerce günlüğüm oldu. Duygularımı günlüğüme yazmak rahatlatıcıydı. Lisede Psikoloji bilimiyle tanıştım. Özcan Köknel pusulam oldu. Çiğdem Kağıtçıbaşı Sosyoloji’nin dünyasına aldı beni. Alaeddin Şenel Uygarlık Tarihi’ni öğretti. Üniversitede Feminizm’le tanıştım. Kadın olmanın ne demek olduğunu onlardan öğrendim. Baktım ki ne kirliyim, ne suçlu… Toplum böyleydi… İçinde hastalıklı düşünceler, sapıklar, tacizciler, tecavüzcüler, insan olamayanlar da vardı. Sonra samimi kadınlarla tanıştım. Kendisini açıkça ifade eden kendisini açan kadınlarla… Gördüm ki benim yaşadıklarımı yaşayan çok kadın varmış. Herkesin hayatında benzer bir Osman bakkal varmış. Yalnız değildim. Özellikle bana yapılmamıştı yapılan. Ve bu pisliğin sorumlusu asla biz kadınlar değilmişiz. Üniversiteden mezun olup evlenip, öğretmen olduktan bir süre sonra kadın olmanın ne demek olduğunu kavrayabildim.

Güçlenmek, savaşmak için yıllarım geçti. “Normal” bir hayat yaşadım elbette. Güldüm de eğlendim de… Gülerken fotoğraf da çektirdim. Bana yapılan olayın görüntüsünü daha küçükken sildim kafamdan. Olayın kendisi değil izi kaldı kişiliğimde. O izi silmek mümkün değil. Bugünkü gücümü o izin varlığına borçluyum.

Yeni Akit “şeysi” 6 yaşında evlendirilen ve yıllarca tecavüze uğrayan çocuğun, 14 yaşındaki düğün fotoğraflarını yayınlayıp “şimdi soru sorma sırası bizde; Neden H.bu fotoğraflarda bu kadar mutlu” diye sormuş. Çocuğun yüzünü buzlamadan paylaşması, adını açıkça yazması  “haysiyetsizliğini” bir taraf koyarak o soruya cevap vermek ve bir soru sormak için bu yazıyı kaleme aldım.

Bilinsin istedim ki bir çocuk başına bir şey geldiğinde stresle başa çıkmak için, evrimsel olarak hayatta kalmaya devam etmek için bir yol buluyor. Okuduğum bir makalede 4 F yönteminden bahsediliyordu. Fight, Flight, Freeze, Fawn… Dövüş, Kaç, Don, Geyik yavrusu ol…

Bakın insan stres anında ne yapıyor?

  • Dövüş : Algılanan herhangi bir tehditle agresif bir şekilde yüzleşmek.
  • Kaçmak : Tehlikeden kaçmak.
  • Donma : Bir tehdide karşı hareket edemez olmak.
  • Fawn : Her hangi bir çatışmadan kaçınmak için stres kaynağını memnun etmeye çalışmak.*

Yeni Akit şeysinin utanmazca paylaştığı fotoğraftaki durumu yani çocuğun fotoğraflardaki “gülümsemesini”  Psikoloji bilimi “Geyik yavrusu” yöntemi ile açıklıyor. Nedir “geyik yavrusu yöntemi?

“Başarısız bir şekilde savaşmayı, kaçmayı ve donmayı denedikten sonra geyik yavrusu tepkisi kullanılır. Geyik yavrusu tepkisi, tipik olarak, istismarcı ailelerde veya durumlarda büyüyen insanlarda belirgindir.

Narsist ebeveynleri olan istismara uğramış bir çocuksanız, hayatta kalmanın tek umudu muhtemelen anlaşma ve yardımseverlik olacaktır.

Zamanla, bir insan size ne kadar kötü davranırsa davransın, kendinizle ilgilenmekten çok onları mutlu etmekle ilgilendiğinizi fark edersiniz”*

Bu metinden anladığınız üzere kişi kendini tehdit altında hissettiğinde, vücudu yaklaşan tehlikeye hızla tepki verir. Dövüşmeye, kaçmaya, donup kalmaya ya da geyik yavrusu olmaya başlamanın altında yatan amaç sakin ve kontrol durumuna geri dönmek için tehlikeyi azaltmak, sona erdirmek ya da ondan kaçınmaktır.

Normale dönmeye çalışmak insanın akıl sağlığını korumak için yaptığı en insani tavırdır. Ve insanın akıl sağlığını korumak için denediği yöntemler teşhir edilmeyi değil takdiri hak eder. Elbette biz Yeni Akit zihniyetinden bilimsel düşünmesini, çocukları korumasını, eşit-özgür bireyler yetiştiren bir sistemi savunmasını beklemiyoruz. Ancak bilimi olabildiğince yayarak, bu zihniyetin kandırmaya, aklını iğdiş etmeye çalıştığı insanları bilinçlendirerek, onları bu zihniyetin karanlığından çıkartabiliriz diye düşünüyorum.

Bu yazıyı yazarken çocukluğumun stresine yeniden döndüm. Benim için kolay olmadı o anları yeniden yaşamak. Ama kendimle gurur duyuyorum. İfşa, kadınların hayatını kolaylaştıran bir yöntem olarak kullanılmalıdır. Belki ben gençlik yaşlarımdayken kendisini anlatabilen kadın sayısı çok olsaydı ben uzun yıllar “sadece bana yapıldı” diye düşünmeyecek; benim gibi binlerce çocuğa benzer şeyler yapıldığını bilecek ve kendimi suçlamayacaktım. Bu nedenle diyorum ki açık olun. Anlatın, paylaşın ki çocuklar, kadınlar yalnız olmadıklarını bilsinler! Zaman zaman kendilerine yapılanları inkar etmeyi seçip sizi hedef göstererek başlarına gelmemiş gibi yaparak “iffetli kadını” oynayan kötüler de olacaktır. İnanmayın! Bu tiplere gülüp geçin. Çünkü başlarına geldiğini ve baş edemediklerini biliyor olacağız!

Tüm kız kardeşlerime sevgi ile…

*Frothingham, MB (2021, 6 Ekim). Dövüş, Kaç, Donup Kalk veya Fawn: Bu Yanıtın Anlamı Nedir ? Basitçe Psikoloji. www.simplypsychology.org/fight-flight-freeze-fawn.html

Görsel: Emre Orman/ csgorselarsiv.org

Benzer İçerikler
Devamı

Nöro-Çeşitlilik…

Hayatım boyunca yüksek sesle müzik dinleyen insanlara imrendim. Nedense yüksek ses karşısında  aklı karışabilen, söyleyeceği şeyi unutan biriyim.…
Devamı

Korkuyorum! Korkuyor musun?

Korku, şiddet ve yetkeci kişilik özelliklerinin yayılımı bugünün dünyasında yalnızca televizyonla sınırlı değil. 1950’lerden çok farklı bir noktadayız.…
Devamı

Gülmek Devrimci Bir Eylemdir!

Tutuklu olduğum süreçte gazete abonelikleriyle birlikte Leman Dergisi aboneliği de talep ettim. Devrimci bir tavır olmasından öte öncelikle…
Devamı

Panik yok! Yaşamaya devam…

Dünya pandemi sonrasında “yeni anormal”in gelmesini beklerken, hiç görülmemiş bir iştahla “eski normal”e dönüşün panik ve şokunu yaşıyor.…

Reportare, dünyada ve Türkiye’de yaşanan sosyal, çevresel, ekonomik ve siyasal olayları analiz eden, bu alanlarda farklı görüşlere sahip programcı ve konukları ile yaşanan sorunlara yapıcı çözümler sunmayı amaçlayan tam bağımsız bir ortak yayın inisiyatifidir.

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli içerikler sunabilmek için desteğinize ihtiyacımız var. Youtube KATIL botunu üzerinden bize katkıda bulunabilirsiniz.

KATIL