Arkadaşım ahtapot…

Dalışa başlarken aklımızda bir soru çınlayıp durur, “su altında nasıl nefes alacağım?” İnsanlık iki ayağının üzerine kalktığından beri suyun dışında karada yaşadığı için olsa gerek su altında dolaşabilme fikri cazip olduğu kadar da korkutucu olmuştur hep. İşte bu yüzden ilk dalış eğitimine başladığımızda bu korku ile birleşen ortama ve ekipmana alışma uğraşı ile birlikte sualtı güzelliklerini görmekte zorlanırız. İlk dalışlarda kendimizle uğraştığımız için dibimizden geçen kocaman akyayı ya da baraküda sürüsünü bile göremediğimiz olur. Üstelik Akdeniz sularında yaşayan canlılar varlıklarını sürdürmek adına çoğunlukla kamuflaja bürünürler. Kızıldeniz’de, Pasifik Okyanusu’nda sualtı canlıları kendilerini daha belirginleştirmek, ne kadar zehirli olduklarını göstermek adına canlı ve parlak renklerde yaşarken aynı türlerin Akdeniz’i mesken tutanları hep kendini kamufle edecek şekilde evrimleşmiştir.

Bugün hem iklim krizi hem ısınan sular, hem de Süveyş Kanalı sayesinde Kızıldeniz’den Akdeniz’e birçok istilacı ve renkli yeni tür girse de Akdeniz canlıları genellikle avcıları tarafından ne kadar az görünürlerse o kadar uzun yaşarlar. Kamuflajın ustası ise hiç şüphesiz ahtapotlar ve kalamarlardır.

Sualtı dünyasının en çok korkulan canlısı köpekbalığı ise köpekbalığından sonra akla ilk gelen de ahtapottur herhalde ama aslında bu 8 bacaklı, yumuşak, her kalıba, her deliğe girebilen hızlı canlılar aslında sualtının en sevimli, en misafirperver canlılarıdır.

Ahtapotlar ile ilgili son dönemde Netflix’te yayımlanan “My Octopus Teacher” Türkçeleşmiş adı ile “Ahtapottan öğrendiklerim” belgeseli ahtapotlar hakkında kötü algıları kırsa da hala insanlığın aklının bir kenarında bu 8 kollu bol vantuzlu kamuflaj ve gizlenme ustaları tehlike çanlarının çalmasına sebep oluyor.

Ahtapotlar hakkında uzun uzun yazılabilir ama ben kısaca benim dalış hayatımdaki yerlerinden bahsedeceğim. Ahtapotların çok sevdiği bir ortamda sık dalış yaparsanız, diğer canlıların aksine o ahtapotlar sizi tanır ve sizinle arkadaşlık etmeye başlarlar, üstelik çoğu zaman bir ahtapotun yuvasının yerini öğrendiyseniz ve size güvenmeye başladıysa neredeyse her ziyaretinizde size hiç değilse bir 2-3 dakika kendini gösterir ahtapotlar. Örneğin her hafta sonu dalış yaptığım bir bölgede 4-5 dalışın ardından mutlaka 1 ya da 2 ahtapotun mekanını öğrenirim ve o ahtapotlar da aramızdaki güven geliştikçe her gidişimde kendilerini gösterirler. Bir ahtapotu sürekli ziyaret ederseniz ve ona zarar vermeden, sıkıştırmadan, zorlamadan gözlemlerseniz de bir süre sonra kovuklarından çıkar ve vantuzları ile kolunuza sarılabilirler. Bir ahtapotu korkutursanız zaten göz açıp kapayıncaya kadar sizden uzaklaşır hemen kaçtıkları bölgede tam bir sihirbaz ustalığı ile kayboluverirler.

Ahtapotlar dost canlısı oldukları kadar akıllıdırlar ama unutulmaması gereken şey ahtapotlar aynı zamanda kendi avcılarının bile avcısıdır yani bir ahtapot duruma göre kendisini yemeye gelen bir köpekbalığını ona tuzak kurarak mideye indirebilir. Söylemek istediğim şu sualtında canlılarla temas kurabilir onlarla etkileşime geçebiliriz ama hiç bir zaman unutmamalıyız ki sualtı canlıları evcil değil yabani canlılardır ve onları beslemekten, onların düzenlerini bozmaktan net bir şekilde kaçınmalıyız. Örneğin bir dalış bölgesinde balıkları her gün yemlersek o balıklar bir süre sonra doğal şekilde beslenmeyi unutur ve orada yemleme, besleme durursa açlıktan ölebilirler. Aynı şekilde aletli dalışla ilgili hep tekrar ettiğimiz sadece hava kabarcıklarını bırak ve sadece fotoğraf-video çek) prensibinin amacı hem doğal dengeyi bozmamak hem de sualtı canlılarının davranışlarını etkilememektir. Dalış sırasında mesela deniz kabuklarını toplarsanız onları yiyen balıkları aç bırakmış olursunuz. Dalış sırasında yemleme yaparsanız o yeme alışan canlıların ölüm fermanını imzalamış olursunuz. Ahtapotları sevebilirsiniz ama onlarla fazla etkileşime girmek hem ahtapotların düzenini bozar hem de size görünmek için kamuflajından sıyrılan kendini açığa çıkaran ahtapotlar daha sonra başka avcıların kurbanı olabilir.


Tamer Durak | Sualtı Yazıları | Arkadaşım ahtapot…
Benzer İçerikler
Devamı

Gece dalışı ve yakamoz…

Sualtı yazılarında en sevdiğim dalışları gece yaptığımı anlatmıştım, bugün de yine gece dalışından ve gece dalışının keyfinden, güzelliğinden…
Devamı

Yaz bitti, kış geliyor!

Eylül ayını yarıladık ve Ekimdeki meclis açılışı öncesinde yavaş yavaş siyasi karakterleri “bronz tenleri‘’ ile emekçinin ve çiftçinin…
Devamı

Okulu özlemek…

TDK tanımına göre özlemek kelimesi ‘’Bir kimseyi, bir yeri veya bir şeyi görmeyi, ona kavuşmayı istemek, göreceği gelmek’’…