Müzik Hayatın Kendisidir…

“… Çok zevkli. Kuş ötüşü de öyle mesela, yani hayatın kendisi müzik gibi gelir bana.

…Bilmiyorum ben, o anda bir elektriklenmeyle çalıyorum. Dış dünyayı çok fazla düşünmediğime eminim.

…Bir yazar okumaz mı? Ne bulursa okuyacak. Müzisyen de dinleyecek.”

Uzunca bir aradan sonra merhaba… Bu kez konuğum bir gitar ustası. Müzik piyasasının bozamadıklarından; uzun yıllar boyu nasıl müzik yapmak istediyse öyle yapmış. Hatta yeri gelmiş Sting’e trip atmış. Akın Eldes ile stüdyosunda buluştuk. Kâh klimanın damlattığı sudan enstrümanları kurtarmaya çalıştık kâh yeni albümünden şarkılar dinledik. Hem çaldı hem anlattı. Velhasıl çok güzel insan. Varın gerisini siz okuyun. Bulutsuzluk Özlemi ile hayatımıza giren bu mütevazı gitar üstadını daha yakından tanımak için buyurun.

Röportaj ve Fotoğraflar: Bilge Kocaefe/ Kasım 2016

Bilge Kocaefe: Gitar sevdası nasıl başladı?

Akın Eldes: Küçükken kulağıma çalınan müzikleri çalma isteğiyle; gitar müzikleri ve yabancı gruplardı bunlar. Bunları o zamanlar televizyonda senede bir görüyordum; yılbaşı geceleri. O sesleri çıkartmak istedim gitarda, çıkartmalıydım mutlaka. İçten gelen bir şey…

Bilge Kocaefe: Birini görüp örnek almakla ya da  birine özenmekle başlayan bir macera değil yani?

Akın Eldes: O zamanlar kimi göreceğim ki? Konser yok, değişik bir dünyaydı. Ancak radyodan veya televizyondan dinlerdim ama onların da sayısı kısıtlıydı. Biraz şanssız bir döneme denk geldim. Plakçı bir arkadaşım vardı, sayesinde sürekli plak dinlerdik. Nadiren de TRT FM’de bir şeyler yakalardık.

Bilge Kocaefe: Şanssızlık dediniz ama aslında şans olabilir mi bu? Sınırlı olan daha değerlidir, kolay kolay tüketemezsin.

Akın Eldes: Kesinlikle öyle. Bütün kayıtlarımın değerini iyi bilirim. Evire çevire tekrar tekrar dinlerim. Hatta o kadar çok tekrar dinlerim ki vapurda ya da otobüste insanlar telefonlarına gömülür, ben kendi kendime plağı kaseti döndürürüm kafamda ezbere; minütajı kesin tutar.

Bilge Kocaefe: 20 yıldır müzik piyasasının içindesiniz.

Akın Eldes: Daha fazla. Eskidik yahu. Aslında çok eskidik diyecek kadar eskimedik ama epey sene olmuş. Şöyle diyeyim, 1981 yılından beri bilfiil çalıyorum. 1985’ten beri bilinir gruplarla çalışıyorum.

Bilge Kocaefe: Başlangıcına dönsek?

Akın Eldes: Başlangıcı sevimsiz aslında ama dönem şartları gereği öyle oldu. Üniversiteye giderken bir yandan da pavyonlar düğün salonları vardı, oralarda çaldım. Şimdiki gibi rock barlar yoktu.  Üniversiteden arkadaşlarla kurduğumuz gruplar vardı; E5, Painted World hatırladıklarım. Asım Can Gündüz, hay allah ya rahmetli oldu, onunla beraber çalışmıştık. Asım Can Gündüz ile çalarken davulu Bulutsuzluk Özlemi’nin davulcusu çalıyordu. Nejat da grubu izlemeye gelmiş ve orada da beni beğenmiş. Daha sonra Bulutsuzluk Özlemi’ne dahil oldum; 1986 yılından itibaren. Sonra yavaş yavaş Bülent Ortaçgil ile çalar oldum bir dönem. Mehmet Güreli falan derken iş genişledi.

Bilge Kocaefe: Birçok kişiye ve gruba eşlik ettiniz.

Akın Eldes: Daha çok gruplara. Mesela şimdi düşünüyorum da pop müziğe girseydim, heves etseydim o zamanlar han hamam sahibi olur muydum bilmem. (Güler )

Bilge Kocaefe: Olurdunuz, olanlar var. O konuya da geleceğiz zaten.

Akın Eldes: O anlamda ben hep yanlış kararlar vermiş bir insanım. Mesela turizmle uğraşıyorum, rehberlik tarafım da vardır. Eskiden müzikten para kazanılmadığı için turizme atıldım. Rehberlik de hiç benim mizacıma uygun değil ama öyle bir para teklif ettiler ki bir düşündüm, amfimi alıyorum, gitarımı alıyorum.

Bilge Kocaefe: Sonuçta müzik için, müziğe yatırım.

Akın Eldes: Tabii, tabii. O amaçla “tamam yaparım” dedim, girdim. Daha sonra şöyle bir ikilem yaşadım; hem bu, hem bu olmuyor.. En iyisi “ben müzik yapayım” dedim 90’ların sonuna doğru. Tam o sırada turizm patladı, fena paralar kazanıldı. Ben müzikte battım. Şöyle battım, albüm yapayım istedim ama stüdyoya gidecek param yoktu. Bari turizme gireyim dedim. Hakkını yemeyeyim 1, 2 sene yakaladım o dalgayı. Borçlarımı ödedim. Ama hep orada da, müzikte de yanlış kararlar verdim, yani zamansız yer değiştirmeler yaptım fakat öyle olageldi. Sonuçta yerimden memnunum, şikayetçi değilim.

Bilge Kocaefe: Şu an buradaysanız demek ki o kadar da yanlış kararlar vermemişsiniz.

Akın Eldes: Yok, yok halimden memnunum.

Bilge Kocaefe: Bu müziği tercih etmenizdeki etken nedir? Müzik zevkiniz nasıl şekillendi?

Akın Eldes: Pink Floyd’dan Jimmy Hendrix’e dinlediğim müzikler daha aykırı müziklerdi. Gerçi halk müziği de dinliyordum; pavyonda çaldım. Başka şeyler de dinliyordum.

Bilge Kocaefe: Pavyonda çalmak enteresan. Dinleyici kitlesi farklı, ne çalıyordunuz pavyonda?

Akın Eldes: Valla ne çalıyordum? Çok komiktir anılarım. Pavyonda çaldım birkaç ay ama o birkaç ay içinde sağlığım bozuldu. 18 yaşımdaydım o zamanlar. Sabah 5’e kadar çalıyorum, 9’da da derse gidiyorum. Olacak şey değildi. Çok sigara dumanı var, konsomatrisler gerçek içki içiyor, program bitiyor kusuyorlar. Leş, sağlıksız bir ortam kısacası. İşte müzik deseniz, şöyle bir örnek vereyim ona; hiç unutmuyorum akort yapacağım, bas gitarcıya “akort yapacağım, ses verir misin? dedim. Bu arada hepsi benden büyük diğer müzisyenlerin. 35-40 yaşlarında adamlar. Bana “Sen buraya erken düştün.” derlerdi. ( Güler ) Basçı “Hangi sesi vereyim?” dedi. “La”dedim. “O hangisi?” dedi. Boyutlar böyleydi yani. ( Güler )

Bilge Kocaefe: Sting ile efsane bir anınız var. Nedir bu hikâye?

Akın Eldes: O konu çok büyüdü, ben de anlamadım. Zaten gelişmesi de saçma aslında. Stadyumda konser vereceğiz, Sting’in ön grubuyuz. Sting’i seviyoruz elbet. “Sound check”lerini dinledik, konserden daha güzel çaldılar “sound check”te. Konsere çıkarken dedik ki bir selam çakalım, merhaba diyelim. Alt grubuz ya. Kulise gittik kapıyı çaldık, kapıya çıkan kişi “Yorgun, çıkmaz!” dedi. Ben de nedense sinir oldum o anda. Aslında adam yorgundur elbette, İzmir’de çalmış gelmiş, “sound check”ini yapmış, hava sıcak. Dinlenecek elbet.  O an duygusal davrandım ben nedense ve sinirlendim bizi kabul etmedi diye. Sonra biz çalarken Sting bizi dinlemiş. Atıyorum, sahnede 10 parça çaldıysak beşinciden itibaren sahnenin yakınına gelmiş de dinlemiş. Konser bitişi toparlanıyorum, ilerde de Sting ve etrafında insan çemberi. Mecbur o taraftan geçmek durumundayım. Sting ve çemberinin yanından geçtiğim sırada çember yarıldı ve Sting elini uzattı, “Güzel gitar çalıyorsun.” dedi.

Bilge Kocaefe: Sıkmadan geçip gitseydiniz. (Güler )

Akın Eldes: ( Güler ) Ben de “Teşekkür ederim.” dedim ve hemen yoluma devam ettim. Bozuldum ya bize merhaba demedi diye. Yanımdaki arkadaş “Abi niye geçtin gittin, konuşsaydın ya adamla.” dedi. “Boş ver ya.” dedim ( Güler ) Sting’e karakter yaptım kendi çapımda. Fare dağa küsmüş durumu. ( Güler )

Bilge Kocaefe: Olur mu hiç öyle? Bir gitar virtüözü var karşısında.

Akın Eldes: İşte böyle değişik, komikçe pozisyonlar. Çocukça işte.

 Bilge Kocaefe: Olsun, o gün bu davranışınız sizi tatmin ettiyse iyidir.

 Akın Eldes: Tabii etti. O an şeydi yani, “Hayatta pas vermem.”

 Bilge Kocaefe: Hiç. Elini sıktığınıza şükretsin.

 (Kahkahalar)

Akın Eldes: Öteki soruyu da düşünüyorum bir yandan, onu tam cevaplayamadık ama.

Bilge Kocaefe: Hangisi?

Akın Eldes: Pop müzikle ilgili olan.

Bilge Kocaefe: Ha, evet. Nasıl yöneldiniz mi demiştim bu müziğe?

Akın Eldes: Ya aslında yönelemedik. Benim çevrem aykırı çevrelerdi. Bulutsuzluk Özlemi, Asım Can Gündüz, Mehmet Güreli, Bülent Ortaçgil, Serdar Ateşer. Böyle çevrelerde bulunuyor oldum.

Bilge Kocaefe:  O zaman bulunduğunuz çevre ilgilendiğiniz müzik türünde etkili oldu. Peki, gitarı ilk elinize aldığınızda ne çaldınız?

Akın Eldes: İlk çaldığım bir Deep Purple parçasıydı, ikincisi de bir Moody Blues parçası oldu. Üçüncüsü de  Eagles’dan Hotel California. Hadi şimdi bu ne?

Bilge Kocaefe: Zaten sizin yolunuz baştan belliymiş.

Akın Eldes: Evet. Sonra Pink Floyd parçalarını çıkartmaya çalıştım, The Beatles çalmaya çalıştım. 95-96 senelerinde Gürol Ağırbaş ile birlikte gitarist olarak birkaç konsere katıldım. Gürol’la buluştuk ve dedi ki “Varsa senin bestelerin onları da çalalım konserde.” O an başımdan kaynar sular döküldü. Beste yapmak hep ertelediğim bir konuydu. Önce gitarı öğreneyim de beste çalışması yaparım elbet diyordum. Beste yapmadığım için çok utandım, bir garip oldum. Ondan sonra da kendi bestelerimi yapmaya odaklandım. Şimdi istiyoruz pop çalmak ama pop yok.

Bilge Kocaefe: Aman boş verin bulaşmayın. Ya da hanlar hamamlar istiyorsanız bulaşın.

Akın Eldes: Han hamam var mı? Vardır da bize yoktur. ( Güler )

Bilge Kocaefe: İlk bestenizi kaç yaşında yaptınız?

Akın Eldes: İlk bestemi yaptığımda kazulettim, ancak 30 yaşında.

Bilge Kocaefe: Beste yapabilme kapasitenizi o zaman mı keşfettiniz?

Akın Eldes: Yok canım. Kapasite yok. Kapasitenin olacağı yok, bari beste yapmaya başlayayım yoksa yaşım geçiyor dedim ve başladım. Beste ile müziği öğreneyim bari dedim. Böyle bir yol seçtim o yaştan sonra ve iyi ki de öyle yaptım.

Bilge Kocaefe: Taklit ederek de geliştirebilir kişi kendini, en azından teknik bilgisini çoğaltır. Beste yapmak, işin yaratıcılık kısmı. Yaratıcılığı nasıl körükleyeceğiz?

Akın Eldes: Evet. Her şeyden önemlisi dinlemek. Ben ne bulursam dinlerim. Herkese de onu diyorum “Ne bulursanız dinleyin, sömürün.” Çünkü duyulan sesler yirmi sene sonra çıkıyor bir yerden. Bir yazar okumaz mı? Ne bulursa okuyacak. Müzisyen de dinleyecek.

Bilge Kocaefe: Resim yapan da sürekli çizecek.

Akın Eldes: Çizecek, renklere bakacak. Bu bir birikim. Beslenmesi lazım.

Bilge Kocaefe: İlham kaynağınız ne?

Akın Eldes: Valla bu konuyu çözemedim. “İlham.” Aslında çok iddialı o kelime benim için. Kafamda, kulağımda duyuveriyorum bir anda, geliveriyor. Mesela gürültülü ortamlar benim çok hoşuma gider; İstiklal Caddesi, eskiden oturduğum Cihangir. Hep yürürüm buralarda. Bir çöp kamyonu geçer, bidon ritimli yuvarlanır, o sırada bir araba frene basar o frenle ritmik bidonun sesi yeni bir ses oluşturur. Garip melodiler duyarım. Hatta şaşırırım bir yerde mi çalıyor bu melodi diye kulak kabartırım. Yo, işte gaipten geliyor.

Bilge Kocaefe: Her şeyin sesi melodi gibi gelebiliyor demek ki size.

Akın Eldes: Evet. Müzik gibi gelir. Çok zevkli. Kuş ötüşü de öyle mesela, yani hayatın kendisi müzik gibi gelir bana.

Bilge Kocaefe: Deneysel seviyorsunuz?

Akın Eldes: Evet, çok severim. Cem Aksel ile konuşuyorduk, bazı müziklere katlanamadığını söylemişti. Ben de senin katlanamadığın müzikleri dinliyorum, her türlü müziği dinliyorum. Dolmuşta ya da taksi de çalan müziği korna sesleriyle mix ediyorum, bambaşka bir şey oluyor sen de dene demiştim. Yüzüme şöyle bir baktı, “Abi sen kitap yaz, peygamberimiz ol, ben senin kölen olurum.” diye dalga geçmişti. (Güler)

Bilge Kocaefe: Müziğinizi nasıl tanımlarsınız?

Akın Eldes: Ben? Bilmiyorum. Bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Çalarken kendimi iyi hissedeceğim şeyler yapmaya çalışıyorum. Çalarken nefes alabiliyorsam o müzik bana hitap ediyor demektir.

Bilge Kocaefe: Her duyguyu başarıyla yansıtıyorsunuz müziğinizle. Gitarınızı konuşturuyorsunuz.

Akın Eldes: Konuşturmaya çalışıyorum.

Bilge Kocaefe: Söz, müzikte önemlidir. Enstrümantal müzik daha mı zor anlaşılır, anlatmak istediklerini anlatmak daha mı zordur?

Akın Eldes: Zordur, çok daha zor anlaşılır. Hatta artık bu konuda şöyle bir şey yapmayı düşünmeye başladım, insanlık için ufak ama benim için büyük adımlar atmaya başladım. Başucumda bir söz defterim var birkaç senedir, özellikle garip garip cümleler geliyor aklıma, hemen kalkıp yazıyorum defterime.

Bilge Kocaefe: Artık söz de yazıyorsunuz.

Akın Eldes: Yavaş yavaş başladım böyle şeyler yapmaya. Gerçi bir tane sözlü parçam var da.

Bilge Kocaefe: Ama orada daha çok anlatır gibi, konuşur gibi söylüyorsunuz.

Akın Eldes: Evet, rap gibi bir şey oldu o. Ama duygularımı güzel anlatan, söz dizimini beğendiğim bir çalışma. İşte onu  şimdi melodili yapmaya çalışıyorum. Fakat asıl yapmak istediğim şey gitar ile bir takım duyguları anlatmak, müzikle anlatmak. Bu konuda da aklıma Mehmet Güreli geldi. Mehmet Güreli bir albüm çıkardı. Ada Plak’ta rastladık konuşuyoruz. Mehmet mırıldanarak bir şeyler söylüyor. “Nece söylüyorsun?”  dedim, anlamadım yani ne olduğunu. “Ne önemi var?” dedi. Düşündüm doğru. Ben orada müzikle bir şey anlatmaya çalışıyorum. Tamam söz söylüyorum da ne önemi var? Çok da hoşuma gitmişti, benim de yapmaya çalıştığım şey bu. Şaşırmıştım ama hoşuma gitmişti.

Bilge Kocaefe: Her enstrümanın farklı bir hissiyatı vardır bana göre. Keman, piyano, gitar, vs.

Akın Eldes: Evet, bana göre de.

Bilge Kocaefe: Peki gitar en iyi hangi duyguyu verir sizce?

Akın Eldes: Öyle demeyeyim ama mesela ben nefesli sazları kıskanırım, çok kıskanırım çünkü nefesli sazlar doğrudan duyguyu iletir nefesten gelen. Kaval bile olsa ki Sinan Cem ile öyle bir albüm yaptık. İçin için imrendim, üstesinden gelemedim çünkü telli saz o anlamda biraz fakir kalıyor. Elbette bir takım duygularımı aktarabiliyorum, sıcak, tansiyonlu çalıyorum, fark ediyorum farkı. Güzel oluyor fakat nefesli saz bambaşka bir şey.

Bilge Kocaefe: Denediniz mi hiç? Başka enstrümanlar da çalıyorsunuz değil mi?

Akın Eldes: Son olarak yaylı tambur merakım var. Hatta bir nota vermeye çalışayım…

Bilge Kocaefe: Yaylıları da ayrı severim, çok etkiler beni.

Akın Eldes: Ben de şu sıralar biraz yaylılara takılıyorum, hoşuma gidiyor. Burada değişik enstrümanlarımız var. Cümbüşümüz var, bir tane lavtamız var çaldığımız. Genelde telli.

BK: Sizin sololarınız insanı alıp götürüyor. Çok şov yapmadan da çalıyorsunuz ki zaten sakin bir mizacınız var. Siz ne hissediyorsunuz solo atarken, nasıl bir ruh hali içinde oluyorsunuz? Bir esriklik hali geliyor mu üstünüze?

Akın Eldes: Bilmiyorum ben, o anda bir elektriklenmeyle çalıyorum. Dış dünyayı çok fazla düşünmediğime eminim. Nasıl göründüğümü bilmiyorum, ne oluyor ne bitiyor onu fark etmiyorum. Kendimi müzikle bütünleştirmeye çalışıyorum. Aslında çalışmıyorum bütünleşiyorum zaten.

BK: Bulutsuzluk Özlemi’ne çok şey kattınız. Uzun bir süre  çalıştıktan sonra ayrıldınız. Neden ayrıldınız ve ayrıldıktan sonra bu isimle anılmak, “Bulutsuzluk Özlemi’nin” gitaristi olarak anılmak rahatsızlık verdi mi size?

Akın Eldes: 1986-2000 arası uzun bir dönem beraberdik ama sonra yollarımız ayrıldı. Neden ayrıldı? Nejat yüzünden ya. Melek gibi bir adam, bir sürü katma değeri olan biri ama dayanması çok zor bir insan. Ayrıldığımda çok mutlu oldum ama az bir zaman değil. İşte uzun süreli bir ilişkinin bitmesi gibi; bir boşluk oldu. Sonrasında rahatladım tabii. İnsanlar beni öyle andı mı? Evet. Şöyle anılarım oldu mesela; Foça’da ailece tatildeyken bir çocuk geldi yanıma “Abi siz burada, böyle mütevazı bir yerde tatildesiniz, nasıl yani? Siz Gümbet’te filan olmalısınız.” dedi. “Yahu ben pop star mıyım oralara gideyim? dedim. “E, ben sizin hayranınızım.” dedi. “Yani? Solo çalışmalarımı dinliyor musun?” dedim. “Siz Bulutsuzluk Özlemi’nde değil miydiniz?” dedi. “Ayrılalı 7 yıl oldu. O kadar seviyorsun ama takip etmemişsin” dedim. “Yürü git!” dedim. Bunu içimden söyledim tabii. (Güler) Böyle anılarım oldu ama işte solo çalışmalar yaptığım için bir şey anımsayacak durumda değildim.

Bilge Kocaefe: Gruplarla beraberken de solo çalışmalar hep oldu mu?

Akın Eldes: Tabii hep oldu. O sokak ayrı sokak bu sokak ayrı sokak. Bulutsuzluk ile son yıllarımda kendi çalışmalarım vardı, ayrılmasak da albüm yapacaktım.

Bilge Kocaefe: Pinhani dönemi nasıldı?

Akın Eldes: O da enteresandı. Normalde Pinhani ile yolumun kesişmesi olmayacak bir şeydi. Ben Sinan’ın çocukluğunu biliyorum. Babası Bülent Ortaçgil ve Bulutsuzluk Özlemi’nin ilk albümlerinin yapımcısıydı. Evlerine giderdik, Sinan gitar çalardı. Ben sizden çok etkilendim gibi şeyler söylerdi bana. Her konsere gelirdi. Daha sonra beni arayıp “Abi, bestelerim var dinler misin?” deyince kıramadım. Normalde seninle mi uğraşacağım derim; kendimle zor uğraşıyorum. Buluştuk dinledim. “Çok güzel bu besteler, ben sana yardımcı olurum.” derken buldum kendimi. Yardımcı olmaktan kasıt şu, öyle bir gelişti ki kayıt süreci Sinan’la beraber kotardık. Sonra içimden dedim ki “Bunları çaldım işte, şimdi gidip birini bulup da niye çaldıracağız ki?” O da “Madem burada çaldın konserde de sen çal.” deyince olaylar gelişti. Böyle bir süreç yaşadık. Çok da güzel müzik, kendimi mutlu hissettim onlarla çalarken. Ben ayrıldım Pinhani’den ama müzikal anlamda halen ağabey-kardeş ilişkimiz sürüyor. Hatta arada bazı büyük konserlerde Pinhani’ye eşlik ediyorum.

Bilge Kocaefe: Grupla çalışmak ve solo arasında nasıl bir fark var sizce?

Akın Eldes: Çok fark var. Mesela grupla çalınca sahnede kebap yapabilirim çünkü her zaman proje sahibi ateş altındadır. En büyük adrenalin ve sıkıntıyı solist yaşar. Şunun gibi, arabanın bir tekeri biraz inse bile büyük bir sorun olmaz araba gider. Tek olunca en sıkıntı duyduğum şeydir. Müziğimi çalmak istiyorum, müziğimi düşünemiyorum. Neden düşünemiyorum? Ev sahibi gibi, davetlileri düşünüyorsun, seyircileri sıkıyor muyum acaba diye kontrol ediyorsun, sıkıyorsam sonraki parça ne olsa diye düşünüyorsun; kafanıza takılan başka şeyler de oluyor tek olunca. Sıkıntılı iş, baştan sona sıkıntılı.

Bilge Kocaefe: Ama zoru tercih etmişsiniz.

Akın Eldes: Evet, hep zoru tercih ederim. Şimdi, yaylı tambur kolay değil ki. (Güler) Yabancı dil öğreneyim diyorum, zor ya, Fransızcayı  tercih ediyorum. Bir şekilde her şeyin zoruna yöneliyorum.

Bilge Kocaefe: Türkiye’de genel olarak yaşamak zor da, peki bir müzisyenin ve hatta bir gitaristin durumu nasıl bu ülkede?

Akın Eldes: Zor bir soru bu. Gitarist olmak şöyle zor; gitar bu ülkenin milli sazı değil. Halk türküleri var, sanat müziği var. Ama ben konuya şöyle bakıyorum, telli saz. İlle bir batılı edasıyla yapmak değil bu işi. Mesela bir yandan da cümbüş çalıyorum, yerseniz yerel saz. (Güler) Aslında banço model alınarak yapılmış bir telli saz. Cümbüş’e gitar teli taktım, çok da güzel oldu…

Arada derede bir şeyler yapılabilir, farklı şeyler denenebilir. İlle otantik olalım diye bir kaygımız da yok. Mesela aklıma bir kardeşim geldi, Tolgahan Çoğulu. Mikrotonal gitar diye bir şey yaptı, komalı sesler çıkartıyor gitardan. Konu tamamıyla yaklaşım meselesi. Gitar zor, dezavantajlı ama hayalleriniz çerçevesinde güzel bir yere oturtabilirsiniz.

Bilge Kocaefe: Çocukluğunuzda Almanya’da yaşadınız değil mi?

Akın Eldes: Evet, altı yaşıma kadar.

BK: İnsanın hayattaki ilk 6 yılı da en önemli yılları. Türkiye’ye geldiğinizde bocaladınız mı?

Akın Eldes: Hem de çok. 6-7 yılda kendime gelebildim mi emin değilim. Mesela 14-15 yaşlarında gelenler vardı, onlar şimdi 50 yaşlarında, kendine gelebilmişler midir emin değilim. O derece zor. Kültür farklı, her şey farklı. Başta çok zorlandım gerçekten de.

Bilge Kocaefe: Peki orada yaşamaya devam etseydiniz hayatınızın gidişatında bir farklılık olur muydu?

Akın Eldes: Valla Almaya da bu konuda çok parlak bir yer değil. Daha farklı bir işleyiş var. Ama bilemem, belki biraz daha fazla avantajlı olabilirdi.

Bilge Kocaefe: İçinde yer aldığınız yirmi küsur yıl boyunca müziğin gidişatını nasıl buluyorsunuz? Sıradanlaştı mı yoksa yeni tohumlar var mı atılan?

Akın Eldes: Şu anda ben şunu fark ettim, şanslı bir döneme göz açmışız. 70’ler, 80’ler ki 80’lerde “Eyvah, bozuluyor bir şeyler.” demiştim ama şanslıyım o dönemleri gördüğüm için. Pink Floyd bir klasiktir artık, ne şanslıyız ki görmüşüz, o dönemlerde yaşamışız. 2000’lerin başında da güzel şeyler var, hali hazırda da güzel şeyler oluyor ama çok merdiven altı, göremeyeceğimiz yerlerde. Belki Youtube’u bilerek kurcalarsak buluruz da ama genel olarak müziğin gözle görülür kısmında içi boşaldı gibime geliyor. Halbuki bence daha da güzel bir döneme geldik, özgürsün yap istediğini. Şimdilerde tek sınırın hayal gücün. Eskiden albüm yapacağın zaman hep bir yönlendirme olurdu ticari açıdan başarılı olmak için. Ama ben böyle yapmak istiyorum dediğinde “Sen müziği bilirsin, ben de ticareti biliyorum.” derlerdi. “Ama abi ben ticari yapmak istemiyorum.” dediğinde “Neden daha çok satmayasın?” diyorlardı.

Bilge Kocaefe: Ticari kaygıyla yapılan işlerin kalitesinde bariz bir düşüş olmasından öte yapmak istediğiniz şey şekil değiştiriyor. Bu da sisteme karşı ödün vermek.

Akın Eldes: Evet, işin rengi değişiyordu. Ama şimdi “Sana ne!” diyebilirsin. İnternet üzerinden yayınlayabilirsin yaptıklarını. Madem müzikle bir diyeceğin var, yapmak istediğinden ödün vermek istemiyorsun yap ve koy. Şu anda çok geçiş dönemi, eminim yakın bir gelecekte.. emin değilim aslında dünyanın nereye gittiği belli değil. Yarınımızdan emin değilim, meteor bile çarpabilir.

Bilge Kocaefe: Keşke çarpsa.

Akın Eldes: Valla diyorlar 4-5 sene sonra olacak böyle şeyler diye. Ama bir şekilde var olmaya devam edersek müzik için daha iyi olacağına eminim ben. Şu anda bocalıyoruz sadece.

Bilge Kocaefe: Siz kendinizi sınırlamıyorsunuz. Müzikal anlamda istediğinizi yapıyorsunuz zaten.

Akın Eldes: Evet, o anlamda rahatım.

Bilge Kocaefe: Beste yapma aşamasını merak ediyorum. Var mı enteresan bir yönteminiz? Mesela önce şarkıyı besteleyip ismini sonra mı koyuyorsunuz, yoksa önce isim belirleyip o isim üzerinden mi yapıyorsunuz besteyi? 

Akın Eldes: Evet. Aslında kendiliğinden gelişiyor. Beste defterlerim var, onlarda hep isimler yazar. Bana verdiği bir duygu vardır o bestenin, unutmamak için hemen yazıyorum deftere. İsimler de o yazdıklarımdan çıkıyor. Yüz bestenin yüzünde böyle mi yaptım emin değilim ama çoğunda öyle. Size Ekim-Kasım gibi yayınlanacak  Tek Başına albümümden bir şeyler dinleteyim. Bu albümde başkalarının parçaları da var kendi parçalarımın yanı sıra. Mesela “Ninni” dediğim bir şarkı var. Neden ninni demişim? Çünkü küçük oğlumu uyuturken ortaya çıkarmışım, ninni gibi ve adı doğal olarak ninni olmuş. Bu şarkıya da “Şimdi” demişim. Şimdiki ben, yerel müziklere ilgi duyuyorum, doğal müziklere ilgi duyan şimdiki ben.  Başka bir şarkıya “Sonra” demişim. Burada da sonrasında sert müzik yapacağım demişim, defterime de not almışım. Başka bir şarkıya “Hamam” demişim. Çocukken duyduğum bir melodi vardı; “Hamama girdim hamam sıcaktı, bilmem kimi gördüm çırılçıplaktı” diye bir tekerlemeydi. Aklımda kalan o ezgiye benziyordu “Hamam” oldu adı.

Bilge Kocaefe: Küçük oğlumu uyuturken dediniz aklıma geldi. Oğlunuz da müziğe atılmış. Sanırım sizin katkınız var bunda.

Akın Eldes: Galiba. 2 numaranın alakası yok müzikle ama 1 numara yönlendi.

Bilge Kocaefe: İçinde vardı ki siz de vesile oldunuz ya da şansı diyelim.

Akın Eldes: Evet. Son zamanlarda iyice kaptırdı, İstiklal Caddesi’nde çalıyorlar.

Bilge Kocaefe: O da mı gitar çalıyor?

Akın Eldes: Davul çalıyordu sonra gitara döndü. Ne bulursa çalıyor. Gerçi pop çalmıyoruz diyoruz ama o çok pop sayılmaz; Gökhan Kırdar ile çaldık. O bas çaldı ben gitar çaldım. Resmi olarak beraber de çalıyoruz. Beraber aynı parayı kazanıyoruz.

Bilge Kocaefe: Özellikle müzikle ilgili konularda şunu şöyle yap, böyle yapma diye çok karışır mısınız oğlunuza? Sizinle çalmaktan dolayı stres yaşıyor mu?

Akın Eldes: Bir röportajda söyledi çok stres oluyorum diye ama ben hiç karışmıyorum.

Bilge Kocaefe: Belki de size beğendirme çabasının, tedirginliğinin stresidir.

Akın Eldes: Bir kere çok yetenekli buluyorum, gerçekten yetenekli. Çok çalışmıyor. “Oğlum nasıl ilerliyorsun?” dedim “Baba, kafada ilerliyorum” dedi. (Güler) Çok müzik dinliyor, enstrüman çalmak kadar önemlidir müzik dinlemek. Çok dinleyip iyice hazmetmesi ilerletiyor oğlumu.  Ben o yaşta o kadar yetenekli değildim. Böyle giderse 30 olduğunda beni sollar gider.

Bilge Kocaefe: Bu yolda gitmesinden memnunsunuz?

Akın Eldes: Mutlu olsun. Ben çünkü ona zorla hiçbir şey yaptırmadım. Zamanında bana sordu “Baba, bu işte para var mı?” diye. 12 yaşındaydı ve o sırada ders alıyordu. Hocası iyi çalış, iyi çalarsan para var bu işte demiş. O da benden doğrulama bekliyor. Halimi görüyorsun dedim. Bazen elim sıkışır harçlığını veremem. Hiç ses çıkarmaz çok anlayışlıdır. Bir şekilde harçlığını çıkartmaya çalışıyor. Son lafım da “Sana müzik yapma diyecek son kişi benim ama durumumu görüyorsun.” oldu. Ben mutluyum açıkçası, umarım o da mutlu olur.

Bilge Kocaefe: Bir albüm yapar mısınız oğlunuzla ya da bir albümünüzde yer verdiniz mi ona da?

Akın Eldes: Çok isterim, daha denk gelmedi. Neden olmasın? Baba oğul diye çalmaya başladık hatta So Far’da çalacağız. Zaten ufaktan beraber çalmaya başladık, bakalım ileride ne olur. Ev zaten konservatuar oldu. Ufaklık da çalıyordu bir ara ama o bıraktı şimdi. Her odada birisi bir şeyler çalıyordu. Hanımı çıldırtıyorduk herhalde. Gerçi sevmeyen şimdi de çıldırır. Ben bir odada, Akın Can bir odada sürekli çalıyoruz.

Bilge Kocaefe: Bir müzisyenle yaşamanın dezavantajı olmalı bu.   Normal bir şarkıyı dinlemek gibi değil ki. Bir şarkının hazırlık aşamasına şahit olmak güzel olabilir ama bir de şahit olana sormalı bunu.

Akın Eldes: Evet, evet. Hanıma “Ne güzel ya evde Akın Eldes gitar çalıyor sana” diyorlar. O da “Gelin siz dinleyen kolaysa.” diyor. (Güler)

BK: Az önce dinlediğimiz yeni albümün net bir çıkış tarihi var mı?

Akın Eldes: Bu şarkıları da yapalı çok oldu aslında. Kapağı dışında her şey hazır. 2013 yılında kaydettim. Bir yılan hikayesine döndü. Zaten öyle bir süreçten geçiyoruz ki ne iştah kalıyor ne heves. Kolumuz kanadımız kırılıyor. Ama artık çıkartayım da kurtulayım, şurada durmasın diye çıkartacağım. Yoksa albüm çıkaracak bir ortam yok. Bunun dışında alternatif şeyler düşünmeye başladım. Albüm değil de kendime ait bir mecra olsun istiyorum. Youtube kanalı mı olur bilemiyorum, araştırıyorum ufaktan. Oradan paylaşayım istiyorum şarkılarımı yaptıkça. Baba-oğul olur, tambur çalarım, rock çalarım. Ben zaten müzik satışından para kazanmıyorum, bir beklentim de yok.

Bilge Kocaefe: Amaç, yaptığınız işleri insanlara ulaştırmak. Böyle bir imkan ve sizde de bu kadar üretim varken neden kullanmayasınız. Teknoloji de bir nimet.

Akın Eldes: Tabii, tabii. Çok etkin değilim ama açığım bu konuda. Bazıları Facebook’a girmiyor, gerçi bu da bir tavırdır. Bir kısmı tavırdan bir kısmı yapamadığından.

Bilge Kocaefe: Sizinki hangisi?

Akın Eldes: Yo ben giriyorum sonuna kadar. Bütün sosyal medya mecralarında varım. Tam bir sosyal medyacı değilim ama bir şekilde varım. Teknoloji bağımlılığının da bedelini bir şekilde öderiz de şimdilik avantajlı gibi duruyor.

Bilge Kocaefe: Elinizde yayınlamadığınız çok şarkı var mı?

Akın Eldes: Evet boş durmuyorum. Çok var, çok projem var. Bir Türk Sanat Müziği albümü projem var mesela. Bir tane sert sözlü bir şeyler yapmak istiyorum. Sürekli not alıyorum defterime. Mesela geçen gün rüyadan uyandım, aklımda bir kelime: “Miyal” Ne olabilir acaba? Nerden aklıma gelmiş olabilir. Çok hoşuma gidiyor, iki gündür mırıldanıyorum. Bu şunun işareti, ben bilinçaltında sözlerle uğraşıyorum bir şekilde. İnsanların konuşmalarını dinliyorum, algım açılmaya başladı ve bundan keyif alıyorum.

Bilge Kocaefe: Deprem için “Kâfi” yaptınız, Madımak olayı için “Madımak”ı yaptınız. Bu dönem için bir şarkı yapma düşünceniz var mı?

Akın Eldes: Şu anda ben halen ne olduğunu anlayabilmiş durumda değilim. Şu anda bir türbülansın içindeyiz gibi hissediyorum. Bir 5-6 sene geçmesi lazım. Ne olduğunu anlamıyorum ki. Kalkışma diyorlar ya, o gece tam tatil için yola çıkıyorduk. Geceden yola çıkıyorum yollar boş olsun diye. Akıncan geldi gösterdi köprüde tank mank var diye. Anlamadım. Bu nasıl darbe dedim. Benim bildiğim darbe böyle olmaz. Bir yandan F16 geçiyor tepeden. Korkuyla sarıldık birbirimize. Hâlâ daha anlamadım ben.

Bilge Kocaefe: Biz de anlamadık.

Akın Eldes: Herhangi bir teşhis koyabilecek bir merci olmaya gerek yok ama ben anlamadım. Bekliyorum daha, türbülanstayız onu hissediyorum. Salınıyoruz halen.

Bilge Kocaefe: Türbülans diye bir şarkı yaparsınız belki.

Akın Eldes: Bak o olabilir. Dolayısıyla ne olduğunu anlamam lazım üzerine bir şey yapmak için.

Bilge Kocaefe: Sizi nerelerde dinleyeceğiz onu da öğrenelim.

Akın Eldes: 22 Kasım: Yerli Yabancı Bar Beyoğlu Hane-i Akustik’te Sinan Cem Eroğlu kaval ile.
25.Kasım: Deniz Arcak ile Eatly Zorlu Center

1.Aralık: Turgut Alp Bekoğlu ve Demirhan Baylan ile İzmir’de.

9.Aralık: Bulutsuzluk Özlemi ile İzmir Yaşamaya Mecbursun 20. Yıl Konseri.

Bilge Kocaefe: Peki bunları nerelerden haber alabiliriz?

Akın Eldes: Akın Eldes Twitter, Instagram ve Facebook hesaplarımdan beni seven kardeşlerim duyuru konusunda yardımcı oluyorlar. Abi sen üşeniyorsun biz duyuralım diyorlar. Hakikaten üşeniyorum, garip geliyor. Ama benim için duyuranlar var neyse ki, takip ederlerse haberdar olabilirler.

Bilge Kocaefe: Son olarak insanlığa mesajınız nedir?

Akın Eldes: İnsan olun. İnsan olmak ne demek? Mutlaka bir şeyler üretmek, üretmeye çalışmak en azından. Yaptığı her neyse onu iyi yapıyor olmaya çalışmak; bir şeyi iyi yapıyor olmak değil, yapmaya çalışmak en azından. Çalışmak, tembel olmamak, kısa yoldan nasıl ona erişiri mi düşünmemek. Kısaca üretmek, insana iyi gelen bir şey, insanı insanlaştıran bir eylem. Üretmek ille de sanat anlamında değil. Hayal edemeyeceğiniz kadar çok şey üretebiliriz. Dolayısıyla da etrafa 1 mum, 2 mum, 3 mum, hiç önemli değil, bir ışık vermek. Karanlık olmasın. Dileğim bu.

Bilge Kocaefe: Umarım. Teşekkürler bu güzel sohbet  için.

Akın Eldes: Ben teşekkür ederim.

Benzer İçerikler
Devamı

“Korkan, korkmaz…”

“Giritlilerin çok sevdiğim bir sözü var “φοβάμαι μη φοβάμαι” (fovámai mi fovámai) Türkçesi ile “Korkan, korkmaz” bu söz…
Devamı

“Korkan, korkmaz…”

Geçen hafta karanlıktan korkmuyorsunuz değil mi diye başlamıştım ve bu hafta Türk Hamamı mağarasını anlatacağım sözü ile uzun…