Radyonun Kurumsalına da, Patronun Keltoşuna da…

Köşe yazarlığından seslendirmeye, roman yazarlığından şarkıcılığa birçok alanda gördük kendisini ama benim için her zaman “radyocu” oldu. Benim jenerasyonumun radyo ile ilişkisi çok farklıydı. Siyah-Beyaz ilk televizyon yayınları başlamadan önce çocukluğumuzun her alanında radyo baş köşedeydi. Akşam yemeklerine denk gelen ve “ajans saati” denilen haberlerde radyonun sesinin biraz daha açılması, açıldığı zaman ısınması beklenen transistörlü radyoların uzun dalga kanallarında cızırtılar arasında hiç anlamadığın dilde konuşmalar arasında farklı müzik türleri yakalama uğraşı, radyo tiyatroları, TRT’nin sabahçı ve öğlenci öğrenciler için ayrı saatlerde tekrar yapan ve her sınıfa ayrı kısa programları, yine TRT’nin akşamları yayınlanan ve görece güncel yabancı müzik dinleyebildiğimiz “gece ve müzik” programı…

“Polis Radyosu” ise bizim kuşak için özellikle rock müzik dinleyebilmek –ve hatta kasetlere kaydedebilmek için en iyi kaynaktı. 1992 yılında televizyon kanallarıyla birlikte özel radyoların da yayına başlamasıyla Türkiye’de radyoculuğun çehresi değişti, zenginleşti. TRT’nin kurumsal dilinden kurtulunmasıyla birlikte radyoculuk sektöründe kendi dilini, tarzını oluşturmaya çalışan birçok programcıyla tanıştık. Bu süreçte kendi samimi tarzını oluşturabilmiş ve 1994 yılından beri bilfiil radyoculukla uğraşan ender isimlerden biri Ayça. Üstelik azımsanmayacak bu süreçte her gelen yeni kuşakla da iletişim kurmayı başarabilmiş bir isim.

Konjonktürle bağlantılı olarak özel radyo kanallarının da “kurumsallaşması” ile birlikte “demirin tuncuna, radyonun kurumsalına, medya patronlarının keltoşuna” muhtaç olmamak için yeni bir serüvene atıldı ve iki yıldır kendi internet radyosu “Ayça ile Ev Hali” ile artık evinden ve kendi kendisinin patronu olarak hayalini gerçekleştiriyor.

Kısa ve net olarak Ayça karşınızda…

Röportaj: Ulvi Yaman

İstanbul, Aralık 2016

Ulvi: Kurmuş olduğun “bağımsız internet radyosu”nun 1.yıl filminde “demirin tuncuna, radyonun kurumsalına, medya patronlarının keltoşuna” kalmıştık diye başlıyorsun. Sen 90’lı yıllarda radyoculuğa başladın ne değişti o günden bugüne “kurumsal” radyolarda?

Ayça Şen: Hayır ne değişmedi ki? Medyada ne değiştiyse aynı şeyler değişti.

Ulvi: Senin yayıncılığa başladığın 90’lı yıllar Türkiye’de radyonun yeniden yükselişiydi. 1994 yılında özel televizyon ve radyoların yasal statü kazanmasıyla birlikte öncesinde yayın yapan pop-korsan radyolar resmileşti ve yeni açılan kanallarla birlikte bir patlama yaşandı. 90’lı yıllarla 2000’li yıllar arasında radyoculukta ne değişti? Bir karşılaştırma yapabilir misin? Hem kanallar ve yayın politikaları açısından hem de dinleyici açısından.

Ayça Şen: Her şey o kadar değişti ki. Artık bir dakika bile geri dönüp bakacak ve soru dahi cevaplamak için bile hatırlayacak halde değilim. Geriye bakmıyorum, yüzüm ileri dönük ama şu kadarını söyleyeyim, özellikle 2 binlerin ortalarından itibaren sürekli bir mücadele ve yıpranma vardı. Hele 2010’lardan sonra bu dayanılmaz boyutlara ulaştı. Kurumsal baskı, söylediğimiz sözlere ve ürettiğimiz işitsel malzemelere, öz saygımızı zedelercesine karışılması ve daha bir ton soytarılık. Dayanılır gibi değildi.

Ulvi: Radyoculuk sektöründe kadın olmak zor mu? Diğer sektörlerde olduğu gibi Türkiye’de bu sektörde de ataerkil bir yapı mı söz konusu ve bugün hala sektörel olarak erkek egemenliğinden söz etmek mümkün mü?

Ayça Şen: Tabii ki. Hem de nasıl. Kadın programcının yasak olduğu radyolar var; açın kaç tane kadın sesi duyarsınız, sayın. 

Ulvi: “AyçaEvHali” aslında sadece bir radyo platformu değil, “RadyoKaravan”ı da içeren bir portal görünümünde, gezi yazıları, söyleşiler, haberler, fotoğraflar vb. Beklentin ne? Orta ve uzun vadede nasıl bir platform hayalin var?

Ayça Şen: Aslında aycaevhali.com Radyo Karavan ismi bulunana kadar geçici radyo ismi idi. Evet arada yazılar da yayımlanıyor ama esas olarak radyoyuz.

Ulvi: İnternet bir yandan geniş bir erişim imkanı sağlıyor ama bir yandan da sürdürülebilirlik sorunu ortaya çıkıyor. Sürdürülebilir bir internet yayıncılığında finansman en önemli sorun. Bu soruna senin nasıl bir çözümün var? 

Ayça Şen: Donate.

Ulvi:  İnternet radyoculuğunun geleceğini nasıl görüyorsun?  Teknoloji gittikçe ucuzluyor, internet hızı artıyor, yakın bir gelecekte internet radyoları konusunda bir enflasyon bekliyor musun? Dolayısıyla artacak olan bir rekabet ortamı? 

Ayça Şen: Olacaktır tabii. Ama eskisi gibi kurumsal bir dil internette rağbet görür mü bilemem. Kİmsenin artık kurumsal dile tahammülü kalmadığı hissiyatındayım. Neticede internet gibi özgür bir ortamda (!) bile böyle bir şey olacaksa batsın bu dünya.

Ulvi: Bağımsız olmanın en temel gereksinimlerinden gelir modeli olarak “bağış” sistemi Türkiye’de işliyor mu? Sen nasıl bir gelir modeli kurgulamıştın, beklentilerini karşıladı mı?

Ayça Şen: Eh işte, server paralarını filan ödüyoruz. Radyo kendini döndürüyor üç beş.

Ulvi: Ayça nelere güler? 

Ayça Şen: Valla son zamanlarda hiç bir şeye gülemiyorum.

Ulvi:  “AyçaEvHali” gibi bir projeye cesaret ederken büyük ihtimalle “sosyal medya”nın günümüzdeki yaygınlığı bir etken olmuştur. Tanıtım ve iletişim anlamında. Sosyal Medya hakkında ne düşünüyorsun?

Ayça Şen: Allah ondan razı olsun.

Ulvi: Sansür ve oto-sansür hakkında konuşalım mı biraz? Radyoculuk anlamında sınırlar nerede olmalı ya da bir sınır olmalı mı? Senin sınırın nerede? Yıllar içerisinde değişti mi? Çocuk sahibi olmak insanı bu anlamda değiştiriyor mu? Bir oto-sansür uygulamaya başladın mı?

Ayça Şen: eskiden kurumsalda çalışırken oto sansürüm çok vardı fakat bir yerden sonra insan sidikli oluyor. Her dediğinden korkar oluyorsun. Bu da uzun vadede seni Gollum gibi bir yaratık haline getiriyor. Çocuk yapmak beni aksine daha da özgür kıldı. Daha doğrusu kurumsal hayattan uzaklaşınca, kendi mecramızı kurunca çok daha özgür olduk.

Ulvi: Politikadan özellikle uzak duruyorsun? Dinleyici kitlesinin bir kısmını kaybetmek kaygısıyla mı yoksa özel hayatında da politik bir insan değil misin?

Ayça Şen: Politikadan çok sıkılıyorum. Hayır bir de osur osur ipe diz. İnsan car car konuşarak bir şeyleri değiştiremiyorsa yaptıkları ve ürettikleriyle politik görüşünü uygulayabilir. Göze sokmaya ne gerek var. Bu anlamda Radyo Karavan’ı çok kıymetli buluyorum. 

Ulvi:  Evden çalışmak istediğin gibi oldu mu? Avantajları, dezavantajları neler evden çalışmanın? Yazmaya, resim yapmaya daha çok vakit ayırabiliyor musun böyle olunca yoksa disipline olmak çok daha zor mu? Malum ev hali…

Ayça Şen: Abi harika bir şey.

Benzer İçerikler
Devamı

Bu ülkenin iyi bir yurttaşıydım ben…

Her sabahki gibi bir sabah, sıradan bir sabah, uyanıyorsunuz. Mesleğe, öğrencilerine yıllarını vermiş bir öğretmensiniz. Çocuklarım dediğiniz öğrencilerinizi…