Bu ülkenin iyi bir yurttaşıydım ben…

Sinan Dirlik: Zorlu bir mücadeleyi tüm toplumun önünde veriyorsun. Dışarıda verdiğin mücadeleyi hep birlikte izliyoruz ama bir de “içeride” olup bitenler var. Hayır hayır gözaltında ya da tutuklu olduğun zamanları sormuyorum. Bildiğin “içeride”, kalbinin içinde olan biteni soruyorum. Bir gecede yılların emeğinin üzerine çöküldü. Bir kararname ile “işin bitti, artık öğretmen değilsin” dediler. Bununla karşılaştığın andan itibaren “içeride” olup bitenleri merak ediyorum. Neler oluyor orada? Küskün müsün? Kırgın mısın? Kızgın mısın?

Acun Karadağ: Mustafa Hoş diyor ya “Şefkatli ve sıcak bir el Türkiye haritasını okşasa bütün ülke hüngür hüngür ağlayacak kadar doluyuz…” Sen şimdi bu soruyu, bu biçimde sorunca boğazıma bir yumru oturdu. “Nasıl sordum ki hoca?” diyeceksin. Şöyle ki bizler direnişçiyiz ya kafa tutuyoruz ya “koskoca” devlete, polisten korkmuyor üstüne atlıyoruz ya bizi engellemeye çalışan kolluğun, haliyle engellenince içimizde kabaran öfke ile amiyane tavırla iktidarın alayına saydırıyoruz ya… Videoyu izleyenler sanıyorlar ki yüreğimiz demirdendir, kırılmayız dökülmeyiz, içimiz de taş gibidir. Sen o şefkatli el gibi “hele bir yüreğindekini deyiver” deyince ben de pamuk gibi oluverdim.

Kalbimin içinde olup bitenleri anlatayım tabii;

Tabii bir kararnameyle “işin bitti artık öğretmen değilsin” diyorlar da kimin ne söylediği değil, o sözün bana nasıl ulaştığı mühim aslında. Ben bu kararnameyi okur okumaz bunu iktidarın meydan okuması olarak gördüm. Bize diyordu ki “yasalara aykırı kararlar alabilirim, canımın istediğini yaparım, sizi korkuturum ve siz korkunuzdan kıpırdayamazsınız, ben de bu ülkeye canım ne isterse yaparım!”

Ne öğretmenliğimi ne işimi ne hayatımı bu iktidara borçluydum. Ben bu ülkenin iyi bir yurttaşıydım. Ailemi, komşularımı, arkadaşlarımı, bu ülkenin emekçilerini, üretenlerini ve bu ülkeyi asıl var edenleri sonsuz bir minnet duygusu ile seviyordum. Birileri gelip bu sevgiyi çiğneyemez, insanları bana ve benim gibi ihraç edilenlere düşman edemezdi. Benim ihraç edildiğimde ilk duygum kırılmaz bir öfke ve bu kanunsuzluğa karşı savaşma duygusuydu.

Acun Karadağ

İnsanın bir duygusu öne çıkınca diğer duygularını bastırıyor. Öfkem o kadar büyüktü ki ne küskünlük ne de kırgınlık hissettim. Neye kime kırılacaktım? İnsan dostlarına sevdiklerine kırılır. Bu iktidar ne dosttu ne de sevilecek bir güruhtu. Hesap sormak, siz kimsiniz demek bana en doğru tavır olarak geldi ve geliyor. İhraç haberini aldığımda ilk cümlem ben de o okulun önüne oturmazsam, halka sizi teşhir etmezsem ne olayım olmuştu Nitekim yaptım. Halka, emekçilere, diğer ihraçlara hiç kızmadım, kırılmadım. Aileme sonsuz minnet borçluyum. Benim için bu iktidardan ve onları destekleyen çıkar grupları dışında kimseye de öfke duymaya gerek yok.

Öğretmenliğe gelince öğretmenlik diplomaya bağlı bir şey değildir. Ben çocukluğumdan beri öğrendiklerimi paylaşmayı severdim. Öğretmenlik zaten bir bilgi alışverişi süreci… Bu da devletin şunun bunun iznine bağlı değil. Devlet okullarında öğretmenlik yapıyorsam bunun nedeni yoksul halk çocuklarına ulaşmak; onlardan öğrenip onlara öğretmek içindi. O çocukları bunların insafına bırakmamak içindi. Bilimsel eğitimi çocuklara ulaştırabilmekti. Şimdi daha büyük bir kitle ile bilgi alışverişinde bulunuyorum. Büyük çoğunluk Acun öğretmenin öğrencileriyiz, Acun öğretmenin kalbinin piliyiz diyor Onlardan izin alarak öğretmenlik yapacak değiliz. Yeryüzü okulumuz var bizim…

Sinan Dirlik: Bana tane tane anlatıver hele. Neyle suçlandın? Hangi gerekçeyle işinden gücünden, öğrencilerinden ayırdılar seni?

Acun Karadağ: Sevgili Sinan, KHK ile ihraçlar o kadar hukuksuz ki sadece Resmî Gazetede yayınlanan bilmem kaç numaralı Kanun Hükmünde Kararnameye adınız yazılıyor, yanına da “terör örgütleriyle irtibatlı/iltisaklı” yazıyor. Ne size bir evrak gönderiliyor ne hakkınızda bir soruşturma açılıyor. Anlayacağınız devlet bile değil idare amiriniz, herhangi bir parti militanı sizin adınızı listelere yazıyor, iktidar hiç sorgulamadan yazılan listeleri işleme koyuyor. Gerçekten bu kadar teamüllere aykırı bu kadar devlet ciddiyetinden uzak bir uygulama… Bu süreç elbet geçecek. Nitekim fitili ateşlendi. Olan bitenin hangi suç çetelerinin dahli ile yapıldığı açıkça ortaya konulacak.

Benim bu konuda bir sıkıntım yok. Geri döneceğimi ve haklarımı kazanacağımı biliyorum. Mesele Acun Karadağ’ın öğretmenliğinden, ona yapılan haksızlıktan çok ötede memleket meselesi… Eğer ben bu süreçte susmadıysam bana düşen alandan konuşmam gerektiği içindir.

Yani Sinan doğrudan bir suçlama ile karşılaşmadık. Şu üyesi bu üyesi demediler. Somut delillerle bizleri suçlamadılar. “KHK’lılar terörist olduğu için işten attık” dediler önce. Sonra “hepsinin terörist olması şart değil, idari tasarruf kullandık birlikte çalışmak istemediklerimizi ihraç ettik” dediler.  Asıl yapmak istedikleri kutuplaşma yaratmak, “bizden olmayan teröristtir” diyerek çalışanları tehdit etmek susturmak, çalışmaya devam edenlere gözdağı vermekti.  Diyalektik olarak her şeyin bir sonu vardır. Nitekim korku da bir yere kadar etkili olabilir. Bugün görüyoruz ki birçok insan bu korkuyu artık aşmış durumda. Tasarladıkları ülkeyi onlara vermedik, vermeyeceğiz.

İlk soruna yanıt verirken bilimsel bilgiyi çocuklara ulaştırmak için öğretmenlik yaptığımdan bahsetmiştim. Asıl mesele budur. Onların eğitim politikalarına karşı olmam, çocuklara sorgulamayı öğretmem, onlara sömürülecek metalar değil bireyler olduğunu hatırlatmam listelere yazılmamda etkilidir. Biliyorum, Ankara’da çalıştığım ilçede iktidarın sendikasına bağlı gerici bir dörtlü var. Bunlar 15 Temmuz’dan çok önce okul okul gezip listeler hazırladılar. 15 Temmuz sonrası sürece hazırlandılar. O listelere beni de yazdılar. Bunları bilmek için onları bire bir takip etmeye gerek yok. Bu İhvan’cı kafa çocukları gerici eğitimlerine dahil etmek için önlerinde çocuklar için canını verecek öğretmenleri istemezler. Örneğin bunlardan biri ilkokul 2.sınıf öğrencilerini ders saatinde camiye namaza götürür, ilkokul 2.sınıf öğrencilerini başörtüsü takmaya teşvik eder, kadın öğretmenleri kısa etek giydiklerinde tavrıyla taciz ederek bu giyim tarzından caydırmaya çalışırdı. Bunları yüzüne açık açık çarpan, herkesin içinde teşhir eden ben oluyordum. Yüzüme karşı hiçbir şey demiyor, sinsi sinsi arkamdan konuşuyordu. Bir tuzak hazırladıklarını biliyordum. Birçok kez kendilerinin yakın olduğu aileleri öğretmen ihbar hattına yönlendirerek beni şikâyet ettirdiler. Ancak gelen müfettişler konuşmalarım karşısında soruşturmayı kapatıp gittiler. Böyle başarılı olamayacaklarını anlayan bu gericiler KHK’ları Allah’ın bir lütfu olarak gördüler. Ancak böyle sorgusuz sualsiz, mahkeme açma hakkı verilmeden bizi görevden uzaklaştırabilirlerdi, nitekim yaptılar! Bir tuzak, bir saldırıydı, geri püskürttük. Hiç kimse bizim masumiyetimize dokunamadı. Kendi oyunları boyunlarına dolanıyor. Çok mutluyum bu açıdan.

Benzer İçerikler