Bu ülkenin iyi bir yurttaşıydım ben…

Sinan Dirlik: Sohbetin başında “komik ve eğlenceli bir kadın olduğunu” söyledin ki seni dikkatle takip eden biri olarak aslında sıcacık, şefkat dolu bir insan olduğunu hissedebiliyorum. Mücadelenin ister istemez giydirdiği bir elbise var. Sürekli tutarlı olmak, sürekli sorumlu davranmak, sürekli ciddi olmak… Metal bir zırhla dolaşmak gibi bir şey olmalı bu… O zırhın içinde nasıl bir insan, nasıl bir kadın var? Gerçekten göründüğün kadar güçlü müsün? Gerçekten hep tutarlı olmayı başaran bir mücadele insanı mısın? Eve girip kapını kapattıktan ve artık o zırhı çıkarıp kanepeye uzandığında nasıl bir Acun var?

Acun Karadağ: Ah çok tatlısın J Sen hep aynı elbiseyi giyiyor musun? Ya da herkes hep aynı elbiseyi mi giyiyor? Çok elbisem yok gardırobumda. Toplasan 5-10 tişört, birkaç pantolon, birkaç ayakkabı, 2 kaban, 3-5 hırka-ceket. Pratik giysiler. “Yerine göre” değil, “bana göre” elbiseler…  Ama içindeki hep aynı insan… Elbiseye göre şekil almıyorum yani. Daha önce söylediğim gibi, duruma göre şekil alıyorum. Reflekslerim iyi çalışıyor. Mesela ağlayan bir insan gördüğümde gayrı ihtiyari gözyaşlarım akıyor. Çok güzellik, iyilik gördüğümde mesela, yine ağlıyorum. Bir ağacın -ki Begonvil beni hayrete heyecana düşürüyor-ağaçla konuşmaya kalkıyorum mesela! “Delirdin mi sen?” diyorum, “bu ne güzellik!” Bahçemdeki güllerle, salyangozlarla, karıncalarla ve saksağanlarla konuştuğum çok oluyor. Sabah yaygara koparıyor saksağanlar. Uyarıyorum onları sakince. “Edepsizlik yapmayın!” diyorum mesela… Mahallede yürürken hiçbir esnafa selam vermeden geçmiyorum. Mahalle kahvesi bahçesinde oturup o kadar erkeğin içinde çayımı içiyorum. Yan taraftaki terzi Kırgız bir kadın. Çok çalışkan. Ona bir yelek örüyorum şimdilerde. Çünkü hem çalışkan hem sevgi dolu bakıyor insanlara.  Komşum Ayşe ablanın dizleri çok ağrıyor. Ona yumurta kabuklarını sirkede eriterek, kantaron yağı koyarak krem yapıyorum dizlerine iyi geliyor mesela.  Komşum Fatoş sepetle yemek indiriyor ben evdeyken. Bahçelerimiz yan yana, oradan sohbet ediyoruz. Tutuklandığımda çok üzülmüşlerdi. Tahliye olduğum günün sabahı bahçeye çıkıp “ben geldiiiim!” diye seslendim, ağlayarak balkona çıktılar. İnsanım ve insanları seviyorum ama kavgamı da seviyorum. Bana düşmanca dokunana yaptığının bedelini ödetmeden rahat edemem. Öyle ya da böyle…

 Pijama terlik oturduğum bir koltuk var evde. Oraya benden başka kimse oturmaz. Çocuklar (kızım ve damat) eğer oturmuşlarsa ben eve girer girmez orayı boşaltırlar. Orası benim düşünme, okuma, yazma koltuğum. Orada hayatı planlıyorum çoğu zaman. Başkasına dert olanı ben de dert ediniyorum. Bencil bir hayatım hiç olmadı. Hayatı, insanı dert ediniyorum. Bilmek beni çok mutlu ediyor. Çünkü sorunları anladığım zaman rahatlıyorum. O nedenle herkesin bilmesini istiyorum. O klişe slogana çok inanıyorum: “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!”  Ve insan bilmezse çözüm bulamaz, çözüm bulamazsa umutsuzluğa düşer. Benim ailede en sevdiğim insandı abim… İntihar etti. Onu kaybettikten sonra, insanların derinlerine bakmaya başladım. Kardeşlerimin, arkadaşlarımın, komşularımın… Umutsuzluğa düşen insan kadar beni yaralayan bir şey yok. Kendimi her türlü zulümle baş edebilir görüyorum ama çevremdekilere ve geleceğe dair kaygı beni rahat bırakmıyor. “Boş ver, olduğu kadar, olmadığı kader!” diyenlere çok öfkeleniyorum. Olmadığı kader aşamasında kimlerin canının yandığını biliyorlar mı bunu söylerken acaba? Birçok hastalığım böyle süreçlerde ortaya çıktı ve nüksediyor.

Çevreme çok bakıyorum, yüz okuyorum dert ediyorum. Her şeye rağmen hayatı çok seviyorum. Güzel insanların eteğine tutunuyorum. Çabuk affediyorum, kin tutmuyorum (sınıfsal kinim hep diri).  Mülkiyet hırsım, konfor özlemim yok. Sade bir evim, sade eşyalarım ama mutlu bir evim var. Bana gelen rahat eder. Onlara kral sofraları hazırlar, tüm imkanımı sunarım. Yemek yapmayı, ev temizlemeyi, ütü yapmayı çok seviyorum. Kapım haysiyetli her insana açık… Uğruna böbreğimi vereceğim çok az insan, iyi olsun diye çabaladığım çok insan var.

Kimsenin beni aptal yerine koymasına tahammülüm yok. Her türlü fedakarlığı yaparım, vicdanım iyi çalışır ama kullanışlı değilim. Onuruma çok düşkünüm. Anne babamın bile bana saygısızlık yapmasına izin vermedim. Bisiklet öğrenmek için yaşadığımız yerin ilçe sınırına gidip kimsenin düştüğümü göremeyeceği bir yerde dizlerim kanayana kadar, düşe kalka bisiklet sürmeyi öğrenmiş, sürerek eve gelmiş bir çocuğum ben! Bu gurur kısmını yaşlandıkça kırabildim ancak. Son 15 yılda yaramı gösterebilmeyi öğrendim. Çok kırıldığım oldu ama kimseyi kendi derdimle meşgul etmek istemedim. Gülümsemek, olumlu yerden bakmak 30’lu yaşlardan sonra çabamla öğrendiğim bir şey. Anlatabilmeyi ve anlamayı öğrenmek hayatımın en uzun soluklu eğitim süreci oldu. Hemi okudum hemi yazdım bu konuda.

Şairin dediği gibi, yaşadığım hiçbir şeyden pişman değilim. Her şey bana bir şey öğretti. Hayata diyalektik bakıyorum. Nedenler sonuçları yaratır ve nedenleri değiştirmeden sonuçları değiştiremeyiz. Sosyalist bir dünya özlemim var. Çocukluğumdan itibaren tüm ideolojik yapılara sempati duyarak büyüdüm. Hepsini sorgulayarak çıktım içlerinden. Ülkücü öğretmenlerimden etkilendiğim, Türkçülüğe merak saldığım, oruç tutup namaz kıldığım, Feminist harekete meyillendiğim, liberallerle eğlendiğim dönemler oldu. Lise 1-2 dönemi ciddi okumalara başladığım zamanlardı. Felsefeye merak saldım. Ateizmin yollarından geçtim. Marx ve Engels’le tanışınca girip çıktığım o koridorlardaki kaos ortamı kendisini dingin bir bilgelik koridoruna bıraktı. Şimdi bu yolun bir hamalı gibi görüyorum kendimi. Doğru gördüğüm bir yerden biraz kendi başıma biraz birkaç dostla bu yolda yürüyorum. Deneyeceğim başka bir yol olmadığını görmenin rahatlığı ile yürüyorum.

Bana sorduğun tüm sorular için müteşekkirim. İyi bir gazeteci olduğunu düşünüyorum. Başka ne anlatabilirdim diye düşündürmeden her şeyi anlatmamı sağladığın için… Röportajın çok insan tarafından okunup okunmayacağını düşünmedim bile. Konuşmak çok iyi geldi. Sevgiler…

Benzer İçerikler
Devamı

Yeni Başlayanlar İçin: Ulvi Yaman 101

Sinan Dirlik: Duygusal bir adam olduğunu söyleyebilir misin? Romantizm anlamında sormuyorum. İnsan ilişkilerinde, hayata bakışında? Duygusal kararlar mı…