Kendi Dev, Yüreği Dev, İşleri Dev Bir Adam: Fırat Kasapoğlu

Ulvi Yaman: Selam dostum, hatırlayamadığım kadar uzun zamandır tanışıyoruz, aynı sektörde rakip olsak da dost olmayı, etik davranmayı başarabilmiş çok az sayıdaki insanlardanız. Yaptığın işleri gerek tüketici gözüyle gerekse profesyonel bir bakış açısıyla her zaman çok takdir ettim. Ama en baştan başlamak istiyorum, bu sektöre nasıl düştün 🙂

Fırat Kasapoğlu: Düşmek gerçekten doğru bir terim (Gülüşmeler), esasında çocukluktan beri hep bir şeyleri organize etmek vardı kanımda ama bunun bir meslek olduğu ile ilgili hiç bir fikrim yoktu. İlk ticari organizasyonum Fenerbahçe Lisesi’nde son sınıfın bitirme çayı denen organizasyonunu yapmam oldu. Hiç unutmam The Marmara da önce büyük balo salonunu alıp sonra korkudan opera salonuna geçmiştik.

En komiği okulun son günü, okul müdürü konuşma yaparken bir bitirme çayı organizasyonu var sakın gitmeyin legal değildir diye ilan etti. Sanırım o bizim işimize yaradı doldu taştı bizim organizasyon. Ama sonrasında hadi başka bir şeyler yapayım demedim. O sene TRT Gençlik Korosunu kuruyorlarmış annem sen seversin gir dedi, seçmeleri kazanıp girdim. Koro’nun konser işlerini organize eder buldum kendimi, malum bir önde olma isteği yada iş yapma hevesi mi nedir bilmem ne zaman koro için bir şeyler yapılması gerekiyorsa bana kalıyordu. İşte o koronun İstanbul Festivaline girmesi benim hayatımın dönüm noktası oldu. Aya İrini’deki konserin de organizasyonunu yapmıştım ve konser sonrasında sevgili şefim Gökçen Koray senin gibileri arıyor vakıf istersen git çalış dedi, Rahmetli Aydın Gün’e yolladı beni. Bende benim gibi her sene oraya çalışmak için başvuran bir sürü genç ile beraber festivalde çalışmaya başladım. Sonrası uzun ve hikayelerle dolu yıllar. Bu yıl 38. yılım bu meslekte, nasıl geçti anlamadım, çok eğlendiğim için hiç kendimi çalışır görmedim hep eğlendim. Sektöre düşme işi böyle.

Ulvi Yaman: Woodstock’ları düzenleyen Michael Lang gibi efsane bir isimle birlikte çalıştığını ve dost olduğunuzu biliyorum. İstanbul’a geldiğinde tanışıp, geçirdiğimiz kısa sürede bile enerjisine hayran olmuştum. Biraz senden dinleyelim mi Michael’ı ? Buradan Rock’n Coke’ bağlayacağım.

Fırat Kasapoğlu: Sene 1992, ben bir yıl önce Amerika’ya iki ay kalıp etrafa bakacağım diye geldim ama kalmak nasip oldu. Yaz başı İstanbul’a gelip İstanbul Festivalinde çalışıyorum yaz sonu dönüp New Orleans’ta yaşıyorum. O sene vakıf Türkiye’nin ilk stadyum konserini yapacak ve Bryan Adams gelecek. Tabi çok komik ve unutulmaz hikayeler var içinde ama benim hayatımı değiştiren kısmı onlar değil. Konserden bir gün önce sevgili Yasemin Pirinççioğlu sahne arkasına geldi, VIP turizm her zaman olduğu gibi VIP bölümünü yapıyor konserde. Yasemin hanımın yanında biri var ve siz tanışın iyi olur dedi ve tanıştık adamın adı Michael Lang. Ben deli gibi koşuşturduğum için bir hafta sonra The Marmara lobby de buluşmak üzere sözleştik ve buluştuk.

Uzun bir sohbet ve benim adını uzaktan duyup yarım yamalak bildiğim Woodstock efsanesi ile tanışmam oldu o buluşma. Unutmayalım internetin, cep telefonunun olmadığı, bilginin çok limitli olarak Türkiye’ye geldiği zamanlar bunlar. Şimdilerde doğan çocuklar her türlü bilgi yüklenmiş geliyorlar biz o bilgilere nasıl ulaşırdık iyi bilirsin. Michael ile dostluğumuz seneler içinde gelişti, biraz ağabey kardeş, aile haline geldik. 

Birlikte  Woodstock’94 ve Woodstock’99 u ve bir çok başka projeyi yaptık. Ben 2000 yılında New Orleans’tan Woodstock’a taşınınca artık her günümüz beraber geçer hale geldi, evler yan yanaydı diyebilirim. Michael’ı anlatmak hem zor hem kolay, hiç bir şeyin siyah yada beyaz olmadığı bir düzlemde yaşar Michael. Yani her şey gridir. Hiç bir şey yerine oturmadan son karar verilmez. Son dakika bile olsa hep bir başka yol bulunabilir yada o yol çıkar gelir bir yerden. Bunu anlaması zor olabilir ama bizim işlerimizde son noktayı koymadan hep bir şeyler beklemek durumu vardır sen iyi bilirsin, hani şunu şöyle mi yapsak böyle mi diye karar vermek için başka şeyleri beklersin ya, işte Michael onun tartışmasız kralı diyebilirim sana. Bir şekilde hep dört ayağını üstüne düşebilen ve etrafındakiler tarafından çok sevilen bir vizyoner yada hayalperest hangisini uygun görürsen onu kullanabilirsin Michael için fark etmez, dedim ya ne siyah ne beyaz hep gri ve tonları 🙂 Çok fazla şey anlatabilirim hayatı ile ilgili ama onları zaten okuyucular bulabilirler. 

Woodstock 69

Ulvi Yaman: Amerika’da bir çok organizasyon yaptın, festival yaptın. Türkiye’nin de etkinlik sektörünün tarihçesine imza atacak, çok önemli bulduğum “Rock’n Coke” organizasyonunu gerçekleştirdin. Biraz “Rock’n Coke” organizasyonunu anlatsana. Nasıl başladı, ne zorluklarla karşılaştın, neler yaşandı?

Fırat Kasapoğlu: Öncelikle RNC den başlayayım:

Yıl 2003, 1983 ten 1996 ya kadar İstanbul Festivali var hayatımda her sene (1994 hariç), 94 ve 99’da Woodstock festivalleri de eklenince ben iyice festivalci oldum. Bu arada Michael ile beraber 2000’lerin başında bir süre Tarkan’ın “management” ekibine katılık, 2003 yılında bir yaz turnesi için hazırlanıyoruz, Temmuz turneyi yapıp döneceğiz. O dönemde Tarkan da NY’ta yaşıyor. 

Ön hazırlıklar için gelip gidiyorum İstanbul’a, IKSV Genel Müdürü Görgün aradı ve Pozitif’in bir festival yapmak için benim ile görüşmek istediğini söyledi. Sevgili Mehmet, Ahmet ve Cem ile buluştuk, konuştuk. Onlar bu yola çıktıklarında Hollanda dan Black Box ekibinden danışmanlık almışlar ve gelen ekipten beni Woodstock’tan tanıyan bir arkadaşım bu işi yapan bir Türk var diye adımı vermiş. Neyse, tamam yapalım dedim ama benim turnem var ve ancak sonrasında gelebilirim, ama gidene kadar da toparlarım bir şeyleri diye düşünürken Tarkan bir kaza geçirdi, turne iptal oldu ve ben “full time” RNC’a geçtim. Bazen her şey kısmet yani. 

Çok detaya girmeyeyim diyorum ama başlayınca bazen kaçıyor kusura bakma.

Gelelim RNC işine, ilk anda durum şöyle, Coca-Cola basın toplantısı yapıyor ben daha bir kaç gündür projeye dahil olmuşum ve ekranda bir video var bunlar olacak, şöyle olacak, böyle olacak diyor. ben baktıkça içim akıyor, bana bahis edilen bütçe ile bunların beşte birini bile yapak mümkün değil. Bir yandan neyi nereden bulurum diye bakıyorum deli gibi malum o dönemde olmayan şeyler çok (Gülüşmeler).

Neyse çalışıp dönüyorum ve bütçenin ilk verilenin dört katına geleceği haberini veriyorum, olsun buna baş koyduk diyor CC ve devam ediyoruz. Sevgili Mehmet Sponsorlardan sorumlu, Cem deli gibi sanatçıların peşinde, Ahmet herkesin kıçını topluyor, finans onun işi. Geri kalan festivalin her türlü yapısalı, tekniği, servisleri ve organizasyonu bende. Pozitif’in dünya şekeri bir ekibi var yanımda ve her gün üçer beşer yeni eleman alıyoruz. 

Çok güzel olaylar anılar var bu günlerin içinde ama onlara girersem bu söyleşi bitmez. 

Çekirdek bir ekip ile biz festivalden bir aydan fazla önce kurdurduğumuz çadırda yaşamaya başlıyoruz. Çadır diyorum ya o zaman bize 20,000 metrekare çadır lazım kiralık, çadır yapıp satan bir firma var onları ikna ediyorum, aynı şey tuvaletler için de geçerli, onların elinde 50-100 adet var bana 400 adet minimum lazım, onlarda sağ olsunlar yatırım yapıp sayılarını artırıyorlar. Jeneratörden çite kadar aklına gelebilecek her şey için var olanın üstünde ihtiyacımız olduğundan dolayı bu işleri yapanların da bizimle büyümesini sağlamaya çalışıyorum diğer tarafta hiç olmayan şeyleri de icat ediyoruz. Anlayacağın sektörü bir kaç adım ilerletiyoruz hep beraber. 

Ekip büyüyor her gün, çekirdek ekip yüzün üzerinde, hep beraber koğuş hayatı yaşıyoruz büyük çadırımızda. Yatak, duş, havludan yemeğe kendi başına yatmalı bir festival bizim çalışma ortamı. Gündüz ziyaretçiler var proje ile ilgili, bir dünya adam gelip gidiyor, kurumsal ekipler, teknik ekipler etraftaki köylerden merak edip gelenler falan inanılmaz bir beklenti ve merak var herkeste. Pırlanta gibi gençlerden bir ekip oluştu kısa sürede ve her konuda daha önceki deneyimlere dayanan ama kendine has sistemler, yapılar geliştirerek yapıyoruz her şeyi.  

Daha önce Türkiye’de yapılmamış bir dünya ilk’e imza atıyoruz, her konuda, hatta o kadar ileri gidiyoruz ki bazı yaptığımız şeyler dünya festivallerinde de yapılmamış şeyler. Dünya festivalleri tatil köylerindeki gibi  boncuk ve benzeri şeylerle para operasyonunu yaparken biz “Rock Card” diye ön ödemeli kart sistemi kuruyoruz. Oturduğumuz yerden satışları an be an izliyoruz. Millet kafayı yedi, zaten takip eden senelerde ziyaretimize gelen bir sürü festival oldu sade para sistemi için. Diğerleri de var tabii ki bir ara onları da toparlayıp yazacağım bir kitap. Zira her konudaki hikayeler inanılmaz. 

Toparlarsak Rock’n Coke benim için en çok zevk aldığım projelerin başında gelir, orada yaşadıklarımız ve daha önemlisi yaşattıklarımız o kadar güzeldi ki anlat anlat bitmez.  O güzel ekip ile hep daha iyisini yapmak hedefi ile dört yıl festivali geliştirdik, acil durum planları yapıp uygulayabildik, bunu çok az organizasyon yapmıştır sen de çok iyi bilirsin. 2005 te “50 cent” sahnedeyken başlayan fırtına da alanı boşaltmamız, insanları araçları ile yollamamız o kadar akıcı oldu ki biz bile şaşırdık (Gülüşmeler).

Rock’n Coke Türkiye etkinlik tarihinde çok önemli bir aşama oldu, bunu her zaman göğsümü gere gere gururla söylerim, orada kurduğumuz ekip bugün etkinlik sektörünün üst yerlerinde devam ediyor hepsini çok özledim beki bir 20.yıl yaparız bir araya gelip. 

Ulvi bu iş beni duygulandırdı biraz, dedim ya her anı hikayelerle dolu bir oluşum Rock’n Coke ve benim için herkesten daha özel. 

Uzattıysam kusura bakma ama daha başlayamadım bile anlatmaya, sadece ucundan bir atomuna değebildim. Nasıl yaparız bilemedim şimdilik bu kadar RNC yeter galiba. 

Benzer İçerikler