Kendi Dev, Yüreği Dev, İşleri Dev Bir Adam: Fırat Kasapoğlu

Ulvi Yaman: Türkiye’nin ilk stadyum konseri, sanırım 92 veya 93 yılıydı Bryn Adams ile, 95 yılında Tarkan ile ilk stadyum turnesi, 2004 Eurovision Şarkı Yarışması gibi bir çok etkinliğin altında imzan var. Bugüne kadar en keyif aldığın, anlatmaktan hoşlandığın etkinlik hangisiydi ve neden?

Fırat Kasapoğlu: Bu sorunun cevabını veriyorum e – Hepsi. Evet her yaptığım işten çok zevk aldım, hepsi üzerine saatlerce anlatabilecek hikayelerim var. 

İlk stadyum konserinde her gelen forklift’in bozulması ya da zavallı Bryan Adams’ın hasta olması mı? Tarkan turnesinde kimsenin aklına gelmeyecek yurdum insanı hikayeleri o kadar güzel ki anlatamam ya da  2004 Eurovision’un sahne arkası gerçekleri ve nasıl oldu da son dakikada İsveç’e gitmekten döndürdüm kendi başına kitap. 

RNC’nin yeri belki biraz daha farlı diğerlerinden, A’dan Z’ye prodüksiyonunu sıfırdan bir sürü canla başla çalışan genç arkadaşımla gurur duyacak bir etkinlik haline getirmenin verdiği haz hala benimle. O kocaman Hazerfen havaalanında her metrekare için sürekli birileri ile savaşmam gerektiğini çok iyi hatırlıyorum. Elektriğinden, suyuna, gazından temizliğine bir şehir kurduk biz oraya hem de ful belediye hizmetleri ile bir nevi RNC Cumhuriyeti olduk. Ucundan değenin bile canı gönülden çok severek çalıştığı bir ortam oldu. Düşünsene; emniyetten jandarmaya, İETT’den Çatalca Belediyesi’ne, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nden Valiliğe, yerel Kaymakamlığa, İl Sağlık Müdürlüğü’ne kadar aklına gelebilecek her kurum ile ortak çalıştık. Bir konser değil bir şehir kurup binlerce genci getirdik, o dönemin şartlarında hiç de kolay olmayan bir şeye imza attık. Burada Coca-Cola’nın hakkını vermek lazım onlar sahiplenmeseydi öyle bir festival Türkiye’de daha uzun seneler olamazdı. Aynı şekilde Pozitif ve ekiplerini de unutmak istemem. 2006 yılından sonra bıraktım başka bir kitapta onları da anlatacağım. 

Al sana iki küçük anı; 

Festivalin en önemli konularından biri güvenlik ve acil durum planı, gözüm gibi bakıyorum her detayına ve sürekli yeniliyorum. Her çıkıp dolaştığımda bir şeyler bulup düzeltiyorum falan, sen anlarsın bunu çok iyi. Ana giriş kapısının yanında toplu çıkış için büyük kapılar yaptık ki acil durumda hemen çıkarabilelim diye insanları. Festival sırasında gezerken gözüme ilişti tipik Türk bir arkadaş arabasını o kapının önüne güzelce park edip bırakmış ve bunu nasıl bizimkiler görmedi o ayrı bir konu. Tabi ki her konuda olduğu gibi trafik departmanı Serdar’ı telsizden arayıp çekicin var mı diye sordum ve o da tabi ki hemen geliyorum dedi ve elinde çekiç ile geldi. Hala gülüyorum. 

İlk RNC festivaline on gün kadar var, gece yarılarına kadar çalışıyoruz ama saat on iki oldu mu elime sopa alıp herkesi yatırıyorum, bana sağlam, uykusunu almış adam lazım diye. Yine öyle bir gece, Coca_Cola’dan sevgili Umut’da var masaların üzerinde planlarla uğraşıyoruz, bir den çat çut bir takım sesler gelmeye başladı, daha ne oluyor demeden bir şey geldi tepeden, yerden sekerek gitti. Yanına gittim, elime aldım, az ezilmiş bir tabanca mermisi çıkmaz mı! Herkesi dışarı kovaladım, merminin geldiği yerin tersine doğru gittik, hemen jandarma komutanını aradım daha sabah toplantı yapmıştık. Yaklaşık kırk dakika sonra iki jandarma minibüsü geldi, içinden komutan ve askerlerle beraber iki kişi indi. Komutan durumu açıkladı, hemen yakındaki köyde düğün varmış ve tabi ki düğünde havaya sıkmış bu arkadaşlar, ve doğal olarak yer çekimi kuralları dahilinde mermiler önce göğe sonrada bizim çadırın tepesine inmişler. Ciddi bir şey olsaydı RNC festivali hiç olmayabilirdi ama olmadı, adamcağızlar bizden özür dilediler ve komutan alıp götürdü onları. 

Projenin ne olduğu değil nasıl olduğu benim için önemli, benim içime sinmesi en önemlisi, o zaman tadından yenmez oluyor. Her bir konser yada etkinlik ne kadar meşakkatli olmuş olursa olsun yapım sürecini unutamıyorsun. Hah hatırladım bir de ben unutmak istediğim şeyleri çok çabuk unutabilen biriyim (Gülüşmeler)

Ulvi Yaman: Türkiye Leonardo Da Vinci ” Evrensel Deha”, Einstein, “Beyin: gizemli yolculuk”, “Su”, “Barbie ve Lego ile 50 yıl ” ve “Robot Zoo”, Body Worlds Orijinal Vücut Dünyası – Yaşam Döngüsü gibi büyük prodüksiyonlu sergilerle de seninle tanıştı. Biraz bunun arkasındaki hikayeyi de anlatsana bize.

Fırat Kasapoğlu: 2005 yılında bir teklif geldi Leonardo Da Vinci sergisi yapmak ister misiniz diye, o zamana kadar pek ilgilendiğim bir konu değildi sergiler ama bizim yaştakiler bilir siyah beyaz televizyon zamanında Leonardo Da Vinci’nin hayatını anlatan bir diziyi deli gibi beklerdik her hafta. Onun için denemek istedim ve en uygun yerin de Koç Müzesi olduğunu düşündük, Rahmetli Mustafa Koç’a ulaştık o da yapalım dedi ve Arçelik sponsor oldu. Unutmamak lazım biz o güne kadar okullara yönelik bir şey yapmış değiliz ama Koç müzesi bu konuda çok iyi bir network’e sahip. Zaten o piyasanın içine girince de şaşırmadım desem yalan olur, meğer ne kadar geniş kitlelere hitap ediyormuş bu okul işleri. Bekar adamım nereden bileyim. LDV başlangıç oldu bize arkasından Otomotion’da Doğuş Gurubu ile Einstein, ITÜ’de Coca-Cola ile Su Sergisi ve diğerleri bizi Body Worlds’e getirdi 2010 senesinde. Heidelberg Plastinasyon Enstitüsünden yapar mısınız dediler biraz düşündüm, ölü bedenlerin gümrükten geçmesi bile korkuttu açıkçası. Ama denemeye karar verdim, iyi ki vermişim sanırım hala Türkiye geçici sergi ziyaret rekorunu elimde tutuyorum. Haziran da açtık ilk gün gelenlerin içinde Fatih Altaylı vardı, sergiyi gezdirdim ve ertesi gün şöyle bir başlık attı “İnsan vücudunun muhteşemliğini görünce Allaha olan inancım arttı”. İşte bunun arkasından okulların açılması ve Cumhurbaşkanı dahil bir çok devlet adamının gelmesi ile  kuyruklar antrepodan ana caddeye uzadı, otobüslerin yoğunluğundan trafik sürekli tıkalı. Sergi saatlerini uzattık ki insanlar görebilsin diye ve inanılmaz bir tecrübe oldu. 

Ha bu arada millet beni doktor sanıyor, sürekli ‘Doktor Bey’ diye aranıyorum her seferinde ben doktor değilim diye cevap vermek durumundaydım, çok hoştu. İşin en komiği aylarca sponsor aradık, ilaç firmalarına ve diğerlerine sunumlar yaptık hepsi bize uygun değil diye yan çizdi. İTÜ Çocuk Üniversitesi, 2010 Kültür Başkenti Ajansı ve Power FM yanımızda durdu ve biz sergiyi sponsorsuz gerçekleştirdik. Sergi ortalığı kasıp kavurunca o sponsor olmak istemeyen ilaç firmaları doktorlara özel ziyaretler, kokteyller yapmak için sıraya girdiler, ama biz onların bize yaptığını onlara yapmadık, aldık paralarını (Gülüşmeler) 

Sonrasında Ankara’ya da gittik 2012 de Body Worlds Sergisi ile 2012 de, Kentpark’ın üçüncü katına binanın dış duvarını yarıp vinçle girdik ama değdi. Geçici sergilerin en iyi tarafı geçici olmaları ve hep yenilenebilmeleri, maalesef müzelerin  bu tür sergilere ayıracak yeri yok, sanırım son yıllarda yeni yapılan mekanlarda bu tür ek gelir ve etkinlik yerleri de düşünülmeye başlandı, zaten o zamandan sonra bir çok yatırımcı ile yeni AVM yada benzeri yatırımların içinde nasıl yerler ayırılmalı diye çok görüştüm. 

Ulvi Yaman: Sen de benim gibi gençlerle çok iç içesin, gerek eğitimler gerekse organizasyonlar, bizim yaptığımız meslek anlamında günümüz gençlerini nasıl görüyorsun, bizim gençliğimizle mesleki anlamda karşılaştırırsan?

Fırat Kasapoğlu: Tutku kelimesi en kilit kelime benim için, yetenek ve tabi ki biraz beyaz madde iki kulak arasında gerekiyor ama esas  olan tutku. Son dönemde gençlerde gördüğüm şey biraz beni umutsuzlaştırıyor desem yeridir. Özellikle 15-25 yaş arasındaki grup yetiştikleri dönemin en önemli rahatsızlığı olan çok kısa dikkat verebilme hastalığından muzdarip. Konu ne olursa olsun parmakları ile sağa sola yada aşağı iterek her şeyi değiştirebilecekleri inancındalar gibime geliyor. Sanki hayat bir Tik Tok videosu ve başına baktığında her şeyi hemen anlayıp diğer alakasız şeye geçebiliyorsun. Bu durum herkes için geçerli mi bilmiyorum, yaptığı işi dantel gibi işlemeyi seven senin benim gibi dantelciler ile express tren şeklinde hiç bir durakta  durmadan son istasyona gidenlerin arasındaki fark gibime geliyor. Biz her durakta biraz zaman harcayıp oradan alacaklarımız alıp devam ederek bir dünya yük getiriyoruz son durağa onlar en başta ne yükledilerse onunla varıyorlar. 

Bizimki mi doğru onlarınki mi bazen şüpheye düştüğüm de olmuyor değil. Ama kesin olan işin sonuna baktığında görülen bir fark oluyor. Şimdi gençler kısa ve hızlı yoldan devam etmek üzerine kurulu gitmek istiyorlar, onlara her seferinde aynı şeyleri söyledim bunca senedir, en zengin sizsiniz dedim, biz en kıymetli şey olan zamanımızı harcayarak olduğumuz yere geldik ama sizin çok zamanınız var onu bir şeylere yatırın ki ilerde hayrını görün dedim ama işe yaradı mı bilmiyorum. 

Bir de jenerasyon farkı konusu iyice çığırından çıktı, benim üç oğlandan iki büyük klavye biliyor, en küçük klavyesiz döneme denk geldi. Yani onların arasında bile jenerasyon farklılıkları varken bizim gibi dinozor kıvamındakilerin gözünden gençleri değerlendirmeye çalışmak da zor. Bizim bildiğimizin çok daha fazlasını çok daha genç yaşta fark ediyorlar, çok daha fazla bilgiye sahip oluyorlar dolayısı ile daha hızlı gidebilirler diyorum ama sonra kendimle çelişip, şunları bunları yaşamadan bir halt edemezler de diyorum. Hani askerde Albay rütbesi almak için meydan muharebesi bile kazansan 50 yada 40 yaşını geçmen gerekiyor ya onun gibi bir şey. Belli şeyleri yaşamadan belli payeleri alamayacaklarına inanıyorum. Yaşlandığım için herhalde, bilemedim. 

Diğer taraftan o kadar çok yeni ve güzel şeyler yapılıyor ki bunlar nasıl geliyor akıllarına diye şaşırmıyor da değilim. Bizden daha fazla çevreci ve insancıl oldukları kesin. 

Bir zamanlar bir teori vardı insanın teknolojinin arkasında kalması diye bilirsin, şimdi yeni nesil bizi yandan geçti gidiyor gibi bir durum da var. 

Off zor oldu, anlatabildim diye ümit ediyorum. 

Benzer İçerikler