Kendi Dev, Yüreği Dev, İşleri Dev Bir Adam: Fırat Kasapoğlu

Ulvi Yaman: Önce sigara ve içki regülasyonları, daha sonra büyük bankaların ve telekom şirketlerinin etkinlikten uzaklaşmı sonucu Türkiye’de artık eskisi gibi büyük prodüksiyonlar, yaratıcı işler göremiyoruz diye düşünüyorum. Senin görüşün ne? Katılır mısın? Ne değişti, geleceğini nasıl görüyorsun sektörün Türkiye açısından? Ve gelelim pandemiye, tüm dünyada en büyük darbeyi alan sektörlerin başında geliyoruz. Geçtiğimiz bir buçuk yıl boyunca sektör durdu. İnsanların alışkanlıkları da mecburen değişmeye başladı. Pandemi sonrası için sektöre ilişkin öngörülerin neler? Nasıl bir dünya bekliyoruz bizi sektör açısından?

Fırat Kasapoğlu: Bak bu konu güzel, rahmetli BÜ Ekonomi Profesörü Demir Demirgil ilk derse girdiğinde aynen şöyle dedi: “Biz ülkenin içine ettik siz temizleyeceksiniz” (Gülüşmeler) kulaklarıma inanamamıştım. Biz de aynı haltı fazlası ile yerine getirdik gibime geliyor. 1985–2000 arasında inanılmaz paralar harcandı sponsorlar tarafından bizim sektörde, ama bir zaman geldi sponsorlar neye ve neden sponsor olduklarını sormaya başladılar ya da daha doğrusu SWOT analizi denen şeyi bir üst yönetici okudu ve işler değişti. Biz yanlış yapmadık ama onların ne halt edeceklerini bilmemeleri bizim işimize yaradı. Maalesef hala ne halt edeceklerini bilemeyen çok. Corona derdi olmasaydı da işler o kadar güllük gülistanlık olmazdı. Ekonominin durumu, politik ve siyasal durum zaten bizim işimize yeterince balta vurmuştu. Alkol sponsorluğu konusu çok tartışılabilecek bir konu, ben Woodstock’94 festivalin yaparken bölgenin sağlık müdürlüğü alkol satışları için bize çitli bahçeler yaptırıp sadece oralarda alkol alınmasına izin verdi. Bence de gayet normal bir durum. Ama her konuda olduğu gibi kurumsallığın getirdiği bir kültür ile değil de canım istedi ve benzeri bir yaklaşımla herkesi aynı kefeye koyarsan içinde bulunduğumuz duruma gelirsin. 

Büyük projeler yapılıyor ama sadece adı ve bütçesi büyük olan projeler var ortada, hakkı ile gerçekleştirilmiş büyük proje yok. Zira o zavallı projeler sadece kendilerini değil başkalarını taşıyorlar sırtlarında ve tabi ki paranın gitmesi gerekli yerler değişince ortaya kolu bacağı kesik güdük işler kalıyor. Bu sadece para tarafı, içerik, estetik ve tasarım gibi yaratıcı taraflara girmiyorum bile. 

Biz yine yapabilecek miyiz? Yapabilir miyiz? Yaparız yapmalıyız, nasıl olacak işte orada ekonominin gelişmesini beklemek zorundayız. Pazar tanımında şöyle bir söylem vardır, bilet parası ile etkinlik yapılabilen ülkelerde bizim sektör gelişmiş sayılır. Biz de bileti geçtim sponsorla bile zor yapılıyordu projeler sonra o da durdu. Çok isterim 20. yılında bir RNC patlatmayı tabiri caiz ise. Ama nasıl olacağız, yarını göremezken nasıl seneler sonraya plan yapıp hazırlayacağımızı bilemiyorum şimdiden. O büyük projeler sınıfına giren projeler minimum bir yıl hazırlık ve o hazırlığı karşılayacak yatırımı gerektirir. 

Yaratıcı işlere ulaşabilmek için yaratıcı insanları beslemek lazım, yaratıcı insanları olmayan bir toplum kuru bir hayat yaşamaya mahkum kalır. İşte oradayız, yaratıcı kelimesine bile takınılan bir yerde hadi biz de kreatif diyelim jargonu uysun, yeniyi, daha güzeli daha iyiyi hayal edebilecek insanların yoksa nasıl yapacaksın? 

Gelelim senin bahsettiğin firmaların etkinlikten uzaklaşması konusuna; evet bu son pandemi olmasaydı da onlar çok daha fazla kitlelere ulaşabildikleri mecralara yönelmeye başlamışlardı. Aynı paraya yüzbinlere ulaşabilirken neden iki yüz kişilik etkinlik yapalım dediler hepsi. Ama yeni dönem öyle gelmiyor, en basit örnek Amazon, internet ile büyüdü ve öyle bir hale geldi ki neredeyse herkes oradan alış veriş yapıyor (en azından Amerika öyle diyebilirim). Bir çok zincir mağaza kapandı ya da internet üzerinden satış oranlarını yükselterek hayatta kalmaya çalışıyor. Peki Amazon ne yapıyor? Amazon “Whole Food” market zincirini aldı, durmadı arkasından Kohl’s mağazalarını aldı, niye? Çünkü insan olmanın bir diğer özelliğini anladılar, biz insanlar elimizle dokunup, gözümüzle gördüğümüzde daha fazla para harcıyoruz. Örnek; takı ve mücevher… Bugün internette alabileceğin takıların ortalama fiyatı 19 dolardır, bunun üzerine çıkmaz insanlar istisnalar hariç. Yani etkileşime ihtiyacı var insanın, bunu biz sağlıyoruz firmalara, müşterileri ile etkileşebilmeleri gerekiyor. Onun için bizim işler şu an içinde bulunduğumuz “durdurun dünyayı inecek var” modundan çıktığı anda hareketlenecektir. Konserler, sinemalar dolacaktır, ama hepsi yeni normal ile yaşamlarına devam edebilecekler. Evde film seyretmek güzel zaten yapıyorduk ama son dönemde zorunlu yaptık, gidip bir sinemada film seyretmek, yemek yemek, konsere gitmek hepsi geri gelecek. Etkinlikler de gelecek hem de koşa koşa inşallah. 

Ulvi Yaman: Çok iş konuştuk biraz da senden bahsedelim, özelinize gireceğim Fırat Bey (Gülüşmeler) Nasıl gidiyor Amerika’da hayat? Abi biz nasıl “green card” alıp gelebiliriz, benzincide falan bir iş ayarlama imkanı olabilir mi? (Gülüşmeler) Şaka bir yana memnun musun? Uzun yıllar önce iki ay diyerek gidip 14 yıl kaldın, arada gidip geliyordun tabii ama şimdi yeniden yerleşik düzene geçtin, neler değişmiş Amerika’da? İş dışında Fırat neler yapar? Nasıl geçiriyor boş vakitlerini?

Fırat Kasapoğlu: Oyyy zor yerden sordun ben oraları çalışmamıştım (Gülüşmeler)

Yıl 2016 Şubat galiba, sabah ev halkı dağıldı, ben ve eşim işlerimize çocuklar okullarına gitti. Ofise geldim ve bir e-mail geldi ortanca oğlumun okulundan, “merak etmeyin herkes iyi, otobüs gelince okula döneceğiz” diye, ilk anda ne otobüsü ne okula dönmesi gibi kısa bir bocalamanın ardından olayı anladım, o sabah Demir sınıfı ile beraber Sultanahmet’e geziye gidiyor, otobüs onları Yerebatan Sarayı’nda indiriyor, onlar da hemen üstteki parka çıkıp kahvaltı ederek diğer otobüsleri beklerken Alman Çeşmesi’nin diğer tarafında bomba patlıyor. Sen de 150 ben diyeyim 200 metre araları. Çocuklar şok içinde parktan inip geri çağırılan otobüsü bekliyor ve okula dönüyor. Akşam eşim Hande ile oturuyoruz, Hande yeni takı dükkanı açmış üç ay kadar önce Teşvikiye’de ben de malum 2004‘te kurduğum şirketimde işler yapıyorum ekibimle. Bir an dönüp Hande’ye sadece “Gidelim mi?” dedim o da bana bakıp “Gidelim” dedi. İnan ikimizde hiç üzerinde konuşmadan neden bahsettiğimizi biliyorduk ve o akşam Amerika’ya gelmeye karar verdik. 

Hande hemen dükkanı kapadı, ben şirketi dağıttım, benim ve en küçük oğlumuzun Amerikan vatandaşlığı vardı ama büyüklerin göçmen işlemlerini yapmadan Amerika’ya gelmeleri mümkün olmadı. Onların da vatandaşlık hakkı olduğu için Amerikan toprağına bastıklarında işlemleri yapabilmek mümkün olamadı, maalesef Trump denen salatalık göçmenlik işlerini biraz karıştırıp işlem bekleyenlerde birikim yaratınca bizim gelişimiz 2017 Mayıs ayını buldu. Tabi ki bütün işlemleri avukatsız kendim yaptım bu arada USCIS denen göçmenlik ofisinin kurdu oldum. Kısacası gelmek istiyorsan yöntemleri ve nasıl olacağına hakimim aklında bulunsun. (Gülüşmeler)

Bütün hikaye bu esasında, çocuklara daha iyi bir gelecek fırsatı vermek için bir maceraya atıldık. İyi ki de atılmışız, çocuklar mutlu biz mutlu yuvarlanıp gidiyoruz, biliyorum ki ne meslek seçerlerse seçsinler, evlerini, arabalarını alacak, kendi çocuklarına gelecek verebilecekleri bir yerdeyiz. 

Benim ilk Amerika tecrübem çocuksuz olduğu için bu ikinci sefer tamamen farklı bir eğitim oldu bana. Bilmediğim bir Amerika’yı öğrendim, daha önce farkında olmadığım bir çok şeyi sıfırdan elli yaşından sonra öğrenmek “Old dog new trick” lafına anlam kazandırıyor. 

Benim üçüncü defa sıfırdan hayat kuruşum bu, 91’de Amerika’ya gelip kaldım sonra 2004’te dönüp İstanbul’da sil baştan yaptım, 2017’de ise inşallah son defa buraya geldim ve yine sıfırdan hayat kurdum ama bu sefer çoluklu çocuklu yani yüklü diyebiliriz. 

Benim için nerede olduğumuz pek önemi olmadı aslına bakarsan. Geçen gün çalıştığım biri çok gezmişsin en çok nereyi beğendim diye sordu benim cevabım şu oldu: “ Dünya’nın en güzel yeri benim olduğum yer”. 

İnan her yerin güzellikleri ve çirkinlikleri, avantajları ve dezavantajları var ama her yerde olamayacağına göre birini seçmek zorundasın, bu durumda neredeysen orasının en güzel yer olması en mantıklısı geliyor bana. Özlemle pek bir ilişkim olmadı nedense, kendisini pek sevmem, kafayı meşgul eder, hasret ile beraber canına okurlar insanın. Belki onun için rahatım biraz ve hep rahat olacağım, korkular ve endişeler insanı tetikte  tutar iyidir ama her şeyin bir kararı olmalı. Bir kaç tane mottom var hayatta önem sırasız söylersem;

• Ne kadar olduğunu bilmediğim bir süre için bu hayattayım, en sonunda hep derler ya hayatınız gözünüzün önünden film şeridi gibi geçer diye işte ben o kısa anda mutlu bir hayat yaşadım demek istiyorum, bütün derdim bu. 

• Hayatı sürekli aşağı doğru inan bir yürüyen merdiven olarak tanımlıyorum, yukarı çıkmaya çalıştığın sürece yukarı doğru yaklaşabilirsin ama durduğun anda o seni hemen aşağı doğru indirir. 

• Şu an itibarı ile olmuş bitmişi değiştiremeyeceğime göre sadece gelecek için bir şeyler yapabilirim, olmuş bitmiş ile işim olmaz. 

• Beni neyin ne kadar üzeceğine ben karar veririm, zira üzülmenin kimseye faydası olduğunu görmedim. Dedim ya mutluluk yetiyor bu fakire. 

• Şartlar ne olursa olsun her isteyenin olduğu şartlardan çıkabileceğine inanıyorum, etrafa bak neler yaşamış, nerelerden gelmiş insanlar neler yapıyorlar, kendini toplumun, mahallenin, arkadaşları vizyon fakirlerinin yarattığı duvarlar içinde bırakma çık dolaş. 

• İnsan kayıp etmeyi hiç sevmedim, kim olursa olsun, bana kötülük yapmış, kazık atmış olsa da görüşürüm, konuşurum silmem kimseyi. İnsan kazanmak en zor iş, onu kaybetmenin anlamı yok. 

Bunların devamı da var ama onu da ayrı bir kitap yaparız inşallah bir gün. 

Gelelim neler yaptığıma, 2017 senesinde Amerika’ya geldiğimizden beri en zor şey kendi işimde çalışmak oldu. Evet önceki dönemden devam eden ilişkilerim dönem dönem iş sağladı ama süreklilik olmadığı zaman burada yaşamak çok daha zor. 2018 sonuna doğru Woodstock’ın 50. yılını yapmak üzere çalışmaya başladık ama 2019 Nisan ayında ana yatırımcının projeden vazgeçmesi ve iptal etmek için elinden geleni yapması ile işler sarpa sardı ve proje iptal oldu. Yatırımcıya karşı açılan davalar kazanıldı ama 50 yıl geçmiş olduğu için bir anlamı kalmadı. Adamlar projenin % 75 inin parasını harcadıktan sonra vazgeçtiler, düşünsene bütün sanatçılar %100 ödenmişti, bilet satışına çıkıyorduk. Neyse onu da bir Woodstock vardır bende benden içeri isimli kitabımda detaylandıracağım. Ama emin ol ileride ders olarak okutulacak bir kitap olacak. 

Bunların arkasından Woodstock’tan Houston’a taşındık, tabi ki atalarımız gibi “nomad” ruhu olunca insanın hadi deyip taşınıyor (Gülüşmeler). İstanbul’dan evi 40’lık konteynır ile yolladık, anlayacağın hani ev dursun bir arkadaşa bakıp döneriz belki durumu yoktu planlarda. Woodstock’tan evi koca bir kamyon ve arkasında treylerle getirdik Houston’a üç buçuk günde. Serde turnecilik var onun için “load-in / load-out” en sevdiğim işler. 

Houston’ a geldiğimizin ertesi günü bir telefon geldi, Amerika’nın büyük ajanslarından birinden, yeni çıkan C8 Corvette için bir turne yapmaya başlamışlar ama teknik ciddi problemler yaşıyorlarmış, ajans işi bir yükleniciye vermiş ama kendi tarafından birinin gidip toparlamasını istiyor. Hemen yarın gelebilir misin? diye aradılar ben de gittim. İşte orada senin de merak ettiğin Amerika’da sektörün nasıl yürüdüğünü daha yakından gözlemledim. Müşteri GM yani Amerika’nın en büyük şirketlerinden biri, projeyi sürekli ajansı ile oluşturmuş, bizim devlet ihaleleri benzeri süreçlerden geçirerek birine vermiş. Biri dediğim tek bir yüklenici değil, biri operasyonu üstlenmiş diğeri bir kısmını üretmiş, öbürü başka yerlerini üstlenmiş. Sonuçta güzel bir şey var ortada ama o kadar çok yanlış var ki anlatamam, havalandırmadan elektriğe, çatı kaplamasından yer platformuna kadar bir çok problem çıkmış üst üste. Üç dört turne şehrine giderek toparladım iki arada bir derede. Allahtan bir Türk’e denk geldiler yoksa Amerikalı bir teknik adam aylarca sürecek bir yeniden yapılandırmaya hatta toptan yenisini yapmaya giderdi. Çıkardığım işten memnun kalındı arkasından GM in Las Vegas işine gitmek üzere bavul toplarken sevgili Corona geldi. 

Dünya ile beraber durduk, ama devlet bir çok yardım paketleri ile yaşamı kolaylaştırdı ve beklemeye başladık. Bundan iki ay önce şu anda içinde olduğum turneye başladım, önce evden “online” iki haftadır da yollardayım. Ekim sonuna kadar devam edeceğim inşallah. Tabi ki kafamın arkasında gelecek için planlar devam ediyor, şunu fark ettim bizim iş yapış şeklimiz buradakilerden çok farklı, biz her koşulda işi en iyi yapamaya çalışırız, kendi şirketimde projelerin iyi olması için cebimden harcadığım paranın haddi hesabı olmadı hiç, hep şunu da yapalım daha iyi  olur müşteri ödemezse ödemesin ben yapıyorum dedim, müşteri ödemedi ama ben içime sinen iyi işi yaptım. Burada bu şekilde bir yaklaşım yok, tam tersi aman şunu az yapalım da riski azalsın maliyeti düşsün derdinden iyi iş yapabilecek kapasitede olanlar da yapamıyor. Bunları buradaki sektörü kötülemek için anlatmıyorum, onların kafa yapısı öyle ve bunun içine bodoslama dalıp değiştirmeyi planlıyorum konu orada. Göreceğiz neler yapabileceğimi. 

Boş zaman derken neyi sordun anlamadım (Gülüşmeler)

Ailecek en çok film seyretmeyi severiz ve Corona sağ olsun IMDB’nin DBN geldik. Her türlü tamirat, elektrik elektronik, araba tamiratları da dahil özel ilgi alanıma giriyor. Daha bir ay kadar önce arabanın diskler frenler ne varsa değiştirdim. Böyle küçük projelere hazırlanmak, gerekli şeyleri alıp aletleri hazırlayıp girişmek en çok zevk aldığım şey. Eşimle ve oğlanlarla bazen beraber bazen ayrı gruplaşmalar halinde bir şeyler yapmak da geri kalan zamanı yiyor zaten. Allahtan Hande sadece takı tasarlayan ve yapan biri değil aynı zamanda muhteşem bir şef, hani otururken ya canım ekler çekti ne güzel olurdu deyip bir saat sonra ekler yeme lüksümüz var. En son baklavaya yeni bir açılım getirdi ben ona Haklava diyorum, yeme yanında yat. 

Ne zaman arzu edersen topla ekibi bir uçak gel Houston’a çok mutlu oluruz ağırlamaktan. Şubat ayında Houston’da yüz yıldır olmayan bir şey oldu ve çok soğudu hava, iki gün elektriksiz kaldık Allahtan gazlı şömine vardı ısındık, bizim elektrik geldi ama millet bir hafta elektriksiz kaldı, o dönemde bize topladık herkesi ev yirmi kişi falan oldu, çoluk çocuk sokakta arabada falan kalıyorlardı. Evet, evet Türk ekip yabancı değil (Gülüşmeler). Hande de ben de misafir çok severiz, mangalımız hep açıktır, İstanbul’da da her hafta mutlaka misafir olurdu burada da öyle. Corona öncesinde yılbaşı gecesi bizim ev altmış beş kişiydi. 

Görüldüğü üzere mesleki deformasyon sonucu hep birilerine bir şeyler yapmak, insanları bir araya toplamak gibi etkinlik işleri ile uğraşıyorum. 

Benzer İçerikler